Çakralar Nedir, Ne İşe Yarar?

Kaynak, Joy of Satan’daki Çakralar ile ilgili sayfadır.

Çakralar ruhun güç dolu enerji merkezleridir. Her birinin farklı işlevleri ve özel, belirli güçleri vardır. Çakralarımızın sağlığı bizim fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığımızı da etkiler. Ruhun farklı kısımları vardır, ve çakralar ruhun en önemli ve ana kısımlarıdır.
Omurilik boyunca hizalanmış bir şekilde bulunan 7 çakra vardır ve bunlar en güçlüleridir. Bu çakraların her biri ışık tayfının frekanslarına göre titreşir. Satanizm bilimigüçlü bir şekilde destekler; zira bütün spiritüel ve okült fenomenler orijinalinde bilimsel olarak açıklanabilir. Bilim de, ruhaniyet de birbirlerini destekler niteliktedir ve birlikte çalışırlar. Ancak Hristiyanlık ve İslam gibi düşman inançlarının bilime yüzyıllardır mütemadiyen yaptığı saldırılar ve bilimsel sorgulamanın ve bilginin bunlar tarafından baskılanmasından ötürü, bilim tehlikeli ölçüde geri tutulmuş ve materyalistik bir yön almıştır. Ve bundan ötürü bilim, henüz bütün okültün bilimsel olarak tamamen açıklanabileceği noktaya ulaşmamıştır, ancak zamanla ulaşacaktır. Ruh, ışıktan meydana gelir.
“Işık Güçtür”
–Lilith

Altı daha küçük, ancak bir o kadar da güçlü çakra ikişer ikişer olmak üzere omuzlarda ve belin iki yanında, bir de kafanın iki yanında, şakaklarda bulunur. Çakraların işlevi ruhu enerjiyle beslemek ve güçlendirmektir. Bu 13 çakra, yaşam için elzemdir. Kimse bunlar olmadan yaşayamaz. Çok fazla kadim bilginin yok edilmiş ve kalan bilgilerin birçoğunun da kirletilmiş olmasından ötürü; çakralarla alakalı herkese açık mevcut bilgilerin çoğu ne yazık ki hatalıdır. Şeytan ve Du’at’ın Kuvvetleri, kendimizi meditasyon yoluyla ilerlettikçe bize doğru ruhani bilgileri gösterirler.

Çokça kişinin tecrübelerine dayanarak söyleyebiliriz ki, üç granthi‘nin [alakalı çakranın, Yılanın (Kundalini’nin) yükselmesini önleyen güçlü bir enerji bloğu olan düğümler] popüler kaynaklarda öğretildiği gibi Kök, Kalp ve 6. Çakralarda değil; İkinci [Sakral], Boğaz ve Taç Çakralarında bulunduğu görünüyor. Birçok insan Kalp Çakralarında bir yanma hissi yaşadıklarını aktarıyor; bunun sebebi de Kundalini Yılanının tıkanık bir Boğaz Çakrasından ötürü Kalp Çakrasından yukarıya yükselememesidir.

Şimdi, böyle bir durumda gerçekten de Kalp Çakrası tıkanık olsaydı ve 3 granthi‘den birine ev sahipliği yapsaydı, bu yanma hissi Kalp Çakrası değil de Güneş Çakrası’nda meydana gelirdi. Aynı mantıkla devam edecek olursak, Taç Çakrasının yakınlarında karıncalanma hisleri, Taç Çakrasının tıkanık olduğuna dair güçlü bir işarettir. Bize açık çoğu “bilgi kaynağında” anlatıldığı gibi granthi‘lerden birisi 6. Çakrada olsaydı, o zaman bu his 6. Çakranın altında, ya da bşaka bir deyişle Boğaz Çakrasında olmalıydı! Bu tıkanıklıkların başka semptomları da, kişinin Yılan enerjisi tamamen aktifleştikten sonra acı ve rahatsızlık hisleridir.

Taç Çakrası, Yılanın doğru bir şekilde yükselebilmesi için tamamen açık olmalıdır. Kundalini’nin aktifleştiği ancak çakra tıkanıklığı olan durumlarda orgazmlar da çok acılı olabilir, zira orgazm çakraları açar ve Kundalini Yılanını aktifleştirir. Kişi düzenli olarak meditasyon yaptığı zaman, enerjisi çok daha güçlü olur ve bu yüzden bu semptomlar fazlasıyla fark edilir bir haldedir.

Birçok eski grimoire ve kadim yazıtlarda, “çakra/çakralar” için kullanılan anahtar kelime “Tanrı/lar”dır. Örneğin bazı Eski Mısır’dan kalma ruhani yazıtlarda, “Tanrılara hükmetmek için” “güç kelimeleri”ne gönderme bulunur. Böyle yazıtlarda “Tanrı” aynı zamanda  kişinin kendisi için de anahtar kelimedir. Yine belirli Sümer yazıtlarında, kişinin “belaları, hastalıkları ve yaşlanmayı uzaklaştırmak için”, “her gün Tanrıları beslemesi gerektiği” yazar. Burada da “Tanrılar” kelimesi, çakralara işaret etmektedir. Yani çakraları her gün “beslemek” [yani mantralarla, güç meditasyonlarıyla uyarmak], kişiyi mutlu, güçlü ve zinde tutar. Ruhani gelişimin elzem bir parçası olarak çakralar, her gün beslenmelidir.

İncil ve Kur’an’ın yazarları bu bilgileri umumi halkın erişiminden uzaklaştırmak için tüm ruhani bilgileri kirletip saptırdılar. Bu bilgiler daha sonra, insanlığın zararına olmasına rağmen (ya da daha doğrusu tam da bu sebepten ötürü), sadece belli, “seçilmiş” bir azınlığın tekelinde saklandı ve istismar edildi. Örneğin İncil’in “Vahiy” kitabında bahsedilen “yedi mühür”, aslında omuriliğe dizili yedi çakradır. “Tanrının tahtı önünde alev alev yanan yedi meşale” aslında yedi çakradır. Derinlemesine araştırmalar gösteriyor ki, İncil ciddi baskı ve tehdit altında yazılmış ve bu kitabın yazılmasında parmağı olan Centillerden, belli yerlere belli bilgiler saklamış olabilir. İncil’de sıkça karşımıza çıkan yedi sayısı, yedi çakraya gönderme yapmakta. Elbette düşman elinden çıkma kitaplarda bu tarz bilgiler olsa da çok nadirdir denebilir, ve olanlar da oldukça yozlaştırılmış ve birçok tuzakla çevrilidir. Örneğin 7 sayısı 7 ana çakrayla alakalıdır, ama bu da çok kritik önem taşıyan epifiz bezini yok saymaktadır. Bu konuda bilgiler de gelecektir.

“Hayat Ağacı”, Hristiyanlık ve İslam gibi İbrahimi inançlardan binlerce yıl önce de vardır. Hayat Ağacı aslında insan ruhunun bir haritasıdır. Ağacın gövdesi omuriliği, dallarıysa chi/vril/prana/cadıgücümüzün dolaşımına yarayan 144,000 nadi’yi temsil eder. Meyveler meditasyonun ödülüdür; ruhun güçlenmesinin sembolüdür. Veterinerlikte ve dünyanın her yerinde tıpta gördüğümüz yılanlı Kadüse sembolü, Kundalini gücünü temsil eder. Ne yazık ki, varlığın her seviyesinde iyileşmeyi ve sağlığı temsil eden bu en kutsal sembol, İbrahimi inançlar tarafından iğrenç bir şekilde hakarete uğramış ve kirletilmiştir.

Bu metinlerde çakralara “mühürler” olarak göndermede bulunulur, çünkü düşman uzaylılar, Tanrısal bilgi ve güce ulaşmamızı engellemek için insanlığın çakralarını mühürlediler. Ruhaniyet ve astral dünyayla bağlantımız kesildi. Binlerce yıl önce, bizim medeniyetimiz de Tanrılara çok yakındı, ancak daha sonra dünyaya saldırıldı ve “Göklerde/Cennette Savaş” (“War in Heaven”) çıktı. Bu “mühürlenmemiz”, insan ırkının gerilemesine ve yozlaşmasına yol açtı. Enerjimizde dengesizlikler ve tıkanıklar ve auramızda delikler uyuşturucu ve alkol bağımlılığına (veya bu bağımlılıklar bu sorunlara yol açabiliyor), depresyona, başka insanların ve diğer canlıların hislerine ve durumlarına karşı umursamazlığa, istismarcı ve kötücül davranışlara ve insanlığın başına veba olmuş başka birçok derde sebep oluyor.

Cinselliğe ve dolayısıyla cinsel enerjiye direkt olarak saldırarak ve baskılayarak, hayati öneme sahip Yılanımız Kök Çakramızda kapana kısılmış, atıl bir şekilde bırakılıyor. Bu yüzden İbrahimi inançlar cinselliği lanetler ve hor görür; insanlığı karanlıkta, cehalette ve ruhani kölelikte tutmaya devam edebilmek için. Cinselliği ve yaratıcılığı yöneten 2. [Sakral] Çakrayı aktifleştirip açmak Yılanı uyandırmanın ilk gereksinimidir; Cinsel Çakra bloke olmuşken hemen altında yatan Kundalini’nin özgür kalması beklenemez. Ancak tıkanıklıkları ve engelleri tek tek yıktıkça Kundalini de uyanır ve 7 ana çakrada yükselmeye başlar. Yükseldikçe ruhu güçlendirir ve aydınlanma, anlayış, farkındalık ve bunlarla birlikte birçok psişik/ruhani yetenek ve beceri getirir.



13 ana çakra vardır; bunların yedisi omuriliğe dizili ve en güçlü olanlarıdır ve omuz, bel ve şakak çakraları da bu çakraları destekler. Aktifleştirildikleri zaman, omuz çakraları kanat çıkartır, bu da ruha daha fazla güç verir ve ruhani özgürlüğü temsil eder. Şakak, omuz ve bel çakraları, “Süleyman/Solomon Tapınağının” “Sütunları”nı oluşturuyor. 666, Güneş’in Kabalistik Karesidir. “Solomon Tapınağı”nın gerçek anlamı “GÜNEŞ Tapınağı”dır. “Sol”, “Om” ve “On”, hep Güneş için kelimelerdir sadece. “Sol”, Latince’de Güneş anlamına gelir ve İngilizce’de “ruh” anlamına gelen “soul” kelimesine de hem fonetik, hem yazılış olarak yakındır.

Solomon Tapınağının doğru anlayışı sadece insan ruhunun Tanrılaşmış halini temsil eden bir semboldür; ancak Yahudiler bunu alıp tıpkı İncil’deki ve Kur’an’daki hemen her şey gibi, tıpkı kurmaca İsa ve Muhammed gibi başka bir kurmaca Yahudi daha yarattılar. Muhammed veya İsa nasıl yoktuysa Süleyman diye bir haham da asla var olmadı. “Solomon” Tapınağı sadece mükemmelleşmiş ruhu temsil eder, buradaki tapınak kendi varlığımızdır. Güneş aydınlanmış, dönüşmüş ve güçlenmiş ruhu temsil eder, “666” da en kutsal ve önemli sayılardan biridir.

“Om”, Hindu’ların Ruhani Güneşe verdikleri bir isimdir, “On” ise Güneş için Mısır kökenli bir kelimedir. Şimdi, burada başka bir bilgi yozlaştırılması daha var. “OM/OHM”, orijinal ve antik “AUM” titreşiminin yerine geçirildi. Bu da umumi halktan tüm gücü ve ruhani bilgileri söküp almak için kullandıkları bir yol. Her şeyi baskılayıp silemedikleri için, popüler ana akım öğretilerinde istemeseler de kalan şeyleri de çoğunlukla bozup kirlettiler. “AUM” güç kelimesi ve “OM” ile bozulması hakkında önemli bilgiler de yakında gelecektir.
Çakra üçlüleri – bel, omuz ve şakak çakraları- birçok Tarot destesinde, Rahip  kartında da görülebilir. Rahip’in elinde tuttuğu asa bunu sembolize eder.

İnsan ruhunun bir diyagramı, Astaroth‘un Mühründe görülebilir. İki yanda bulunan çubuklar, insan ruhunun her iki tarafındaki pozitif ve negatif enerji sütunlarıdır – dama tahtasını ve yin ve yang’ı temsil eden siyah ve beyaz; aynı zamanda Venüs’ün glifi Kalp Çakrasını sembolize eder. Astaroth’un mühründeki yıldızın 5 ucu Ateş, Toprak, Hava, Su ve Özün Özü/Akaşa/Eter olan beş elementi, ve bunların ruhun üç düğümüne, “granthi”lere invoke edilmesini temsil eder. Tarot da ruhu açmak ve güçlendirmek için çok önemli ruhani bilgi ve talimatlar içerir. AsTAROTh’un Eski Mısır kökenlerinden alınıp o Yahudilerin “Tevrat”ları veya başka bir deyişle “Musa’nın Beş Kitabı” saçmalığı olan “Pentateuk”larına iğrenç bir şekilde yozlaştırılıp bozulduğu da dikkate değer başka bir noktadır. Aynı zamanda AsTAROTh’un Tarot kelimesini içerdiğine de dikkat edin.

İnsan ruhu ve çakralar doğru bir şekilde hizalandığı zaman, şekli ters haç şeklindedir. Bu, “Thor’un Çekici”nin arkasındaki gizli anlamdır. İnsan ruhunun bu haç şekli “Dört Köşe”, “Dört Yön” ve ritüellerde de Du’at’ın 4 Veliaht Prensi ile temsil edilir.

  • Bedenin/ruhun ön tarafı Kuzey’dir, Toprak elementi tarafından yönetilir.
  • Vücudun arka tarafı Güney’dir, Ateş elementi tarafından yönetilir.
  • Vücudun sol tarafı Negatif Kutuptur. Sol elimizle enerji alırız/çekeriz. Sol taraf su elementi tarafından yönetilir ve Batı yönüdür.
  • Sağ taraf Pozitif Kutuptur, Doğu yönüdür ve hava elementi tarafından yönetilir. Sağ elimizle enerji yönlendiririz.
  • Özün Özü/Eter elementi merkezdir, ve auradadır.
  • Ateş ve Hava elektrikseldir.
  • Su ve Toprak manyetiktir.

Yedi çakranın her biri belirli bir işlev ve güce sahiptir. Ana veya yan her bir çakra, vücutta yakınında bulunduğu organı doğrudan etkiler. Bu kişinin sağlığı konusunda çift yönlü bir ilişkidir – zira sağlıksız bir organ çakranın gücünü/temizliğini etkileyecektir ve tersi de geçerlidir. Kundalini Yılanı omuriliğin kökünde, Kök Çakrasının altında ve kuyruk sokumu kemiğinde sarılı bir şekilde bulunur. Bu yılan Güç Meditasyonuyla uyarıldığında veya bazı nadir durumlarda kazara (örneğin kuyruk sokumu kemiğinin bulunduğu bölgeye bir yaralanma veya travma olursa) yükselir.

Her bir çakra küçük bir huni şeklindedir; çanak veya kupa şeklinde, dönen, minyatür bir hortum gibi. Tarot’ta Kupalar Grubu [Kupa Kartları] çakraları sembolize eder, zira her bir çakra “kupası” içinde enerji tutar. Çakralar arasında en önemli çakra Güneş Çakrası, yani Lucifer’ın Kâsesi’dir. Thor’un Çekicine gelince, sadece çakraların doğru hizalanmasından daha fazla anlam da taşımakta. “TH” titreşimi 6. Çakra ve epifiz bezini uyarır, ki bu da Güneş Çakrasının dişil eşidir. Epifiz bezi, Güneş Çakrasında [Lucifer’ın Kâsesi’nde] tutulan Hayat İksiri’ni salgılar, ve Güneş Çakrası’nın titreşimi de “RA”dır. Bu da yine çok önemli bir ruhani olgu olan “THOR”un arkasındaki anlamdır. Çakralar her zaman dönmektedir, kişi örneğin astral projeksiyon için kullanılan bazı tekniklerde olduğu gibi onları kendi iradesiyle durdurmazsa.

Aşağıda ana çakralar hakkında bazı bilgiler ve bu çakraların Tam Çakra Meditasyonuna uygun şekilde meditasyonlarını bulabilirsiniz:

 

Kök Çakrası

Sakral Çakra

Güneş Çakrası

Kalp Çakrası/Orta Çakra/Dördüncü Çakra

Boğaz Çakrası

Altıncı Çakra

Taç Çakrası

Üçüncü Göz

“Çakralar Nedir, Ne İşe Yarar?” hakkında 33 yorum var

  1. Size bir soru sormak istiyorum.
    Sorumu cevaplarsanız çok sevinirim. 🙂
    Enerjileri çalınan bir insan ne yaşar ve ne yapabilir?

    1. Esenlikler,

      Bazı insanlar bilerek veya tamamen bilinçsiz bir şekilde “enerji vampiri” olabiliyor. Bu genellikle bu insanların kendi enerji sistemlerindeki bir sorun veya eksiklikten ötürü kendilerine yetecek kadar enerjiyi kendi kendilerine üretememelerinden kaynaklanır. Durum böyle olunca da bu insanlar etraflarındaki insanlardan enerji çekerler. Tabii dediğim gibi, bu işi bilinçli olarak yapanlar da var.

      Her halükarda, enerjiniz tükenirse olacaklar basit. Yorulup bitkin düşebilirsiniz, sağlığınız bozulabilir ve bu işi aktif olarak birisi yapıyorsa o kişi sizi daha kolay manipüle edebilir, çünkü deyimi yerindeyse “kancalarını” size geçirmiştir. Kendinizi korumak için güç meditasyonlarını aktif şekilde devam ettirip enerjinizi temiz ve güçlü tutmalısınız; sonuçta Auranız sizin ilk ve en önemli savunma alanınız. Auranızı aşamayan bir şey size de zarar veremez. Bununla birlikte negatif insanlar, ortamlar veya durumlar içinde kendinizi korumak için çakralarınızı kapatabilirsiniz. Bunu yapmayla ilgili bir egzersizi yakında sitemizde de paylaşacağız.

      İyi sabahlar!

        1. Esenlikler,

          Tam olarak öyle değil. Zaten bilinçsizce enerji vampirliği yapan insanlar bunu bu şekilde yapacak bilgi veya yetiye sahip değiller. Bilinçli yapanlar belki yapabilirler ama kendi dışlarındaki iki insanın arasında enerji bağı kurmak onlara çok yaramayacaktır, o yüzden genellikle size takılan kanca kendilerinden geliyor, manipüle edilirseniz de yine onlar tarafından edilirsiniz.

          Her halükarda, bunların hiçbiri korkulacak şeyler değil. Kendinizi koruduğunuz sürece sizi tüketemez ve zarar veremezler, unutmayın.

          İyi günler.

  2. Merhaba,
    Adını vermeyeceğim bir dinde çalınan enerjiler geri getirilebiliyormuş, spritüel satanizmde de böyle bir yöntem gibi bir şey var mı?
    Yani çalınan enerjiler geri getirilebiliyor mu?

    1. Esenlikler,

      “Çalınan enerjiler” ve “geri getirmek”ten kastınız ne acaba? Ve umarım “din” dediğiniz şey İbrahimi zevzeklik değildir.

      Yani şu ana kadar İbrahimi inançların sizden sömürmüş bulunduğu enerjilerin saklandığı bir banka kasası falan yok, dolayısıyla bu kasayı açıp tüm o enerjiye “konmak” gibi bir şey söz konusu değil. Eğer iddia buysa yalandır, başka bir şeyse açmanız gerekecek.

      İyi günler.

  3. Site “tekrar edilen yorum bulundu” dediği için cevabın altına yazamadım yorumu.
    Spiritüel Satanistim.
    Kastettiğim din Şamanizm.
    Hayır kesinlikle, ibrahimi dinleri hayatımından tamamen çıkardım zaten onları iyi tanırım enerjilere cin, şeytan diyen insanlarla işim olmaz.
    Bu insanlar zaten direk kendi ağızlarıyla söylüyor “günahlarınızdan dolayı vücudunuza enerjiler girer ve ölmeleri gerekir” bu insanlardan çok çektim ailemde aşırı dindar olunca…
    Zaten 6,7 aydır gerizekalı olduğumu düşünüyorum size mesaj olarak atmıstım(e-posta) eski zekam yok, eskiden anlayabildiğim kolaylıkla yapabildiğim bir şeyi şimdi hiç yapamıyorum. Evimin karşısında spritüalist insanlar oturuyor…. vs.. vs..
    Bir spiritüel insan bilerek ve kasten bizden bir veya daha fazla enerji çalarsa, bu enerjileri geri alabilir miyiz?
    Yani çalınan enerjiler nasıl geri alınır?

    1. Esenlikler,

      Şamanizm” diye bir din yoktur. Türklerin orijinal dininin asıl ismi Tengrizm’dir, buna Şamanizm demek popüler bir bilgi yanlışı. Şamanlık sadece Tengrizm’deki ruhban/büyücü sınıfına verilen isimdir.

      “Bir veya daha fazla enerji” demişsiniz de, enerji elma armut gibi sayılabilir bir şey değildir. Varlığınızdadır, sürekli üretirsiniz. Evet, birileri sizi sömürebilir ama bu kişilerle uğraşıp daha da beslemek yerine kendinizi korumaya almanız (Koruma Aurası, çakraları kapatma gibi egzersizlerle) daha iyidir. Size kasten zarar vermeye çalışıyorlarsa da o zaman karşı saldırıya geçebilirsiniz tabii.

      Zaten sizin enerjinizi sömürme gibi bir durumları varsa kendinizi korumaya başladıkça enerjileriniz yine dengelenecek ve tekrar yerine koyulacaktır. Bununla birlikte her halükarda meditasyon yapmayı ihmal etmeyin.

      Ve sitemize aynı yorumu 5 kere atmaya çalışmışsınız, yorum tuşuna bir kez dokunmanız yeterli.

      İyi geceler.

    1. Esenlikler,

      Zihni sizin düşünce dünyanız, “kafanız” olarak tanımlayabiliriz. Ruhsa fiziksel beden gibi bir bedendir, sadece enerjiden oluşmuştur. Aynı şey değil, ancak ruh zihni de taşıyor diyebiliriz. Buna kanıt isterseniz en basitinden Astral Projeksiyon veya Remote Viewing fenomenlerini gösterebiliriz. Ruhunuzu bir yere “projekte” ettiğinizde, doğal olarak bilinciniz/algınız, dolayısıyla da zihniniz de o yere gidiyor. O yüzden bilinci taşıyan şey ruhtur.

      İyi günler.

    1. Esenlikler,

      Omuz çakraları hem genel olarak ruha, hem de özellikle el çakralarına enerji yönlendirir. Onları açmak, el çakralarıyla olan herhangi bir çalışma için önemlidir. Kinezi yetenekleri, şifa ve daha fazlası gibi.

      İyi geceler.

  4. 40 gunluk programin ardindan tam cakra m. baslamadan once komple bu cakralar konusu icin bir demondan ogretmenlik isteyebilir miyim? Cunku bana biraz karisik geldi. Ve hangi demon bana bu konuda yardimci olabilir önerinizi almak isterim. Ve son bir soru olarak ruhumun ve astroloji birbirine cok bagli olarak gosterilmis her calismada astrolojiye atiflar var fakat cok ileriye donuk dusunelim, insanlik herseyi mazide birakip prangalarindan kurtuldugunda bizde baska gunes sistemleri ziyarete cikicaz gorunuse gore, biz evrende serbestce seyahat edebilecek duruma gelince ruhun gunes sistemimizle iliskisi nasil saglanacak? Belki biz 1 milyon isik yili uzakliga gidicez, bu sirada cakralar falan neye gore gunlerine falan giricekler ki gunler bile tamamen kendi gezegenimize gore belirledigimiz bir birim. Tum bu cakranin metali, elementi falan neyi ifade ediyor, madem ruh ve beden birbirine tamamen bagli fiziksel engelli bir insan nasil bir gelisim umabilir? Fiziksel olumsuzlukten kasit ne? Sahet kendini her turlu darbeden yenileyebilen bir beden dusunelim, ve dogal olarak yeme icme ihtiyaci olmamali cunku beden icin mevzu bahis her ihtiyac olumle yuz yuze gelmemek icin. Problem surada farzedelim tanrilik mertebesine ulastim, ve kollarimi herhangi bir yolla kaybettim. Bedensel ihtiyaclardan bagimsiz bir sekilde o kollari yeniliyebiliyor olmak demek termodinamigin 1. Yasasini cignemek demek. Yenileyemiyor olmak demek ruh ve beden birbirine tamamen bagli oldugu icin en basit ornekle cakralarimin oldugu bir yeri kaybettim, ornegin kafamı. Bu o bolgedeki cakralarin ve en onemlisi beynimin vucud ve ruh sistemimi terk etmesi demek. Bu durumdada benim icin olum mumkun oluyor sahet yoktan kafa var edemiyorum ve birseylere bagimliyim. Bunlar sorularimdan sadece bir kaci, cevaplarsaniz cok sevinirim, hatta baya sevinirim fakat anlatmak istedigim asil nokta kafamda bunun 10 misli daha soruyla saglikli bir gelisim elde edemem ve en onemlisi ne yaptigima tam olarak hakim olamam. Benim gibi bir insan icin ogretmen sart anlayacaginiz, o yuzden tavsiyenizi merakla bekliyorum 😋

    1. Esenlikler,

      Öncelikle tanrılardan yardım almak iseniz bile siz daha gelişmeden bu tür bilgileri size birebir öğretmeleri nerdeyse imkansız olacaktır. Çakra yazılarını isterseniz bir daha okuyabilir veya bize sorularınızı sorabilirsiniz.

      Doğruyu söylemek gerekirse bu durum hakkında tanrılardan hiç bilgi ihtiyacızmız şimdiye kadar emin değilim. Aklıma 2 ihtimal gelmekte:

      1-Çakralarımız hala buradaki gezegenler bağlı kalacak.
      2-Nerede doğduysan oraya göre değişecek.

      Her türlü şimdi fazla kafayı yormak işimize yaramayacaktır.

      Çakraların metalleri ve elementleri ruhani simya ile alakalıdır. Açıklaması biraz fazla uzun olacağından bir yoruma sığdırmam çok zor, aynı zamanda öğrenmeniz şimdi çok işinize yaramaz.

      Fiziksel olarak engelli insanların muhtemelen ruhlarının belli bölgelerinde kullanılmamaları yüzünden biraz “eskime” görülebilir ama yok olduğu anlamına gelmiyor. Hala üzerlerine çalışılabilir ve tıp alanınde teklonojimiz yeterli olunca muhtemelen sorun olmadan onları engelli katogorisine sokan sorunları iyileştirilebilir.

      Fiziksel ölümsüzlük derken sizi “Wolverine” olmaktan bahsetmiyoruz. Yaşlanmamak yani normalde doğadaki canlıların kaçamadığı yaşam enerjisinin tükenmesi durumunu durdurmak. Tani tanrı olunca muhtemelen vücut çok güçlü olacaktır vb. kısımları geçersek “Deadpool” gibi bir şey olmayacaksınız.

      Burada yazdıklarımı biraz inceleyip düşündükten sonra sorunuz kalırsa yazmaktan çekinmeyin.

      İyi akşamlar.

      1. Bu durumda buna ölümsüzlüğe ulaşmak demek yerine ebedi gençliğe ulaşmak tarzı açıklamalar getirmek çoğu soru işaretini ortadan kaldıracaktır. En başta neden ölümsüzlük kadar geniş bir felsefi yelpazeye sahip olan bir terim kullanılmış anlam veremedim, oysa ki görünüşe bakılırsa bu camia etimolojiye oldukça ağırlık veriyor. Fakat bunu bir kenara bırakırsak görünüşe göre insanlar olarak yürüdüğümüz yola çokta hakim değiliz. Akla gelebilecek çok temel türden bir soruydu astrolojiyle ilgili sorduğum soru. Hatta ben bunu çok küçükken merak etmiştim daha ama sanırım görünenden daha yetersisiz bilgi açısından,bunun da nedeni bilimin tamamen materyalizme yönelik olmasından dolayı olduğu fikrindeyim; ama öte yandan da materyalizmi tek başına hakkıyla yapabilseymişiz insanlık olarak, zaten sizin anlattığınız derecede doğaya etki edebilen bir ruhaniyeti fark etmiş olurduk. Ama herneyse benim fikrinizi almak istediğim bir konu daha var bu durumda. Bu yazdıklarımda yola çıkarak dinimizin ne ve nasıllarına dair çok net görüş birliklerimiz yok, başka bir değişle cahiliz diyebilirim. Ruhaniyetle ilgili bilgisizliğim bir yana günümüz bilimiyle ilgili her konudan az çok bir şey bilirim o nedenle materyalist bilgileri kullanarak sizin huzurunuzda bir kaç çıkarım yapıcam bunlar benim için önemli şeyler, sizin çekinmeyin demenizden de cesaret aldım öte taraftan 😋 ilk sorum şu;

        Ruhun bedensiz ve bedenin ruhsuz varolamayacağı konusunda kesin emin misiniz spiritüel satanistler olarak? Yani bu bilgiyi tanrıların da onayıyla mı elde ettiniz?

        1. Esenlikler,

          Etimoloji önemli tabii. Ama şimdi bundan önceki sorularınıza baktım ve zaten işler öyle çalışmıyor. Yani Tanrılar atıyorum Matrix filmindeki gibi silahlı çatışmaya girmiyor, aksiyon filmlerindeki gibi süper askerlik yapıp ateş hattına dalmıyorlar. Dolayısıyla dediğiniz ihtimaller mümkün değil. Zaten şu an bizim bile yaptığımız Koruma Aurasını düşünün, bu bizi fiziksel talihsizliklerden de korur. Tanrıların bize kıyasla ne kadar güçlü olduğunu da dikkate alın; Onlar bu bahsettiğiniz durumlara hiç düşmüyor. En azından, Kendilerine denk karşı bir kuvvet olmadığı sürece (bu savaş gibi) işlerin istedikleri gibi gitmemesi mümkün değil. Ama bu savaşta bile bizim üstümüzdekiler, fiziksel bir şekilde savaşıyor. Çünkü gelişmiş medeniyetlerde savaş, fiziksel değil ruhanidir.

          Yani kısaca fonksiyonel olarak ölümsüz demek yine de doğru olacaktır.

          Astroloji açısından sorduğunuz şeye ek yapayım; mesela evrendeki tüm yıldızlar bizi etkiler, ama az, ama çok. Tahminimce (ki sadece tahmin) atıyorum başka galaksilere açılacağımız uzak gelecekte, kişinin doğduğu sistem önemlidir. Ama astrolojide bugün baktığımız kuvvetler evrenseldir, her yerde görülebilir. Uzaklardan gelen Tanrılarımızın bile “gezegenleri”, bu sistemden gezegenler olarak yazılıyor. Aynı şekilde uzak yıldızların bile bize etkisi, gezegensel doğalar şeklinde özetlenebiliyor (örneğin Caput Algol, çoğunlukla Mars doğalı bir yıldız). Yani dengi yapılar her yerde bulunabilir diye spekülasyonda bulunulabilir.

          Şifa konusunda da, kardeşimin size cevap verdiği gibi ileride bu konulara kalıcı çözümler bulunulacak. Şimdi bile ruhani olarak ilerlemek ziyadesiyle mümkündür, hatta ve hatta yeterince gelişmiş birisi bu tarz konularda şifa uygulayabilir.

          Dinimiz konusundaysa yeterince büyük her konuda “görüş” birliği var aslında. Birimizin ak dediğine diğerimiz kara demez. Atıyorum ana çakralar, ikincil çakralar, astroloji konusundaki bilgiler, doktrinlerimiz, vesaire. Sorduğunuz ve spekülatif cevap verdiğimiz konularda da tam doğrusunu Tanrılar biliyor, sadece şu an Onlarla her konuda sınırsızca konuşacak vakit, fırsat, enerji olmadığı için bunları daha sonrasına erteliyoruz. Öncelik meselesi.

          Ve evet, elbette. Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir prensibi, zaten genel olarak da kabul gören bir prensiptir ve biz Joy of Satan olarak ruhaniyeti gerek pratik tecrübeye, gerek mantıksal çıkarıma, gerekse de kadim yazıtlara dayandırıyoruz ve ortadaki sonuç bariz. Beden elzemdir, astral projeksiyon yapıp “orada” meditasyon yapmaya çalışabilirsiniz mesela. Enerji toplamaktan ziyade “kullanmak” için daha uygun bir hal olduğuna hak vereceğinize eminim.
          Ki, antik medeniyetlerin de ruhani bilgileri bu dediklerimizle örtüşür nitelikte, bundan bahseden çokça vaaz da var. Sırf ruh ile Tanrılık mümkün değildir, ve ruhani simyanın en üst seviyesi, bariz bir şekilde fiziksel ölümsüzlükten bahsediyor.

          İyi geceler.

          1. Yorumlara geri dönüşte bir dünya markasısınız gerçekten 😄 yukarıda nasılsa aşağıdada öyledir prensibini açar mısınız çok gördüm yazılarda ama manasını kavrayamadım. Ruh ve beden konusunda bir paranın iki yüzüler desek yanlış olmaz bu durumda sanırım. Bende tamamen tahmini bir kaç fikrimi sunayım o halde. Beden olmadan ruh olması fikrini bir kenara atıyorum, zaten sizde cok sicak bakiyor gibi degilsiniz. Bu paranın oluşması için evrimsel sureclerle ilk beden oluştu diyelim. Bu durumda bedeni kap olarak dusunursek ruhta sıvımız olsun. Kaba gore sekil almasindan da hatta tatmin edici simgeler oldular kanımca. Problemim şu; bedensiz ruh olamayacağina gore olusumumuzda ilk beden olusuyor diyelim, beden dedigimiz sey kimyadan ibaret sonuc itibariyle, madde yani. Bu madde canlılık faliyetlerini ruh gibi bir tetikleyici olmadanda kazanır bilime göre. Yani acaba diyorum ruhu oluşturan canlılık faliyetlerinin sonucunda olan düşünceler olabilir mi? Daha da açmam gerekirse aslında bu teoriden çok hoş çıkarımlar yapılabilir. Çünkü bize göre canlılık faliyetleri icin ruhta gerekir, saf materyalizmin aksine. E bu durumda beden neyi tetikledide kendine gore bir ruh olusturdu. Kap içini doldurucak miktarda sıvıyı nasıl yarattı, ve miktarını nasıl seçti. Ben bu noktada çok uçuk düşünüyorum sizin de görüşünüzü almayı çok isterim. Kendi teorimi sınarsam eğer bedenin düşünceleri, düşüncelerin ruhu oluşturma ihtimali baştan batar, çünkü düşünceler için ruhta gerekiyor. Sonuçta bedenle ruh bir paranın iki yüzü. Bende şöyle bir çözüm buldum bu çıkmaza. Düşünceler enerjidir, ve enerjinin temelinde kuantum fiziği vardır, yani fiziksel olaylara etki edebilir. Başka bir deyişle yeterince açık fikirli olursak bir şeylerin tetikleyicisi olması mümkün. Burdan sonra düşünceye kısaca enerji diyeceğim. Kuantum fiziği klasik fizik kanunlarıyla adeta dalga gecebilir. Yani herneyse senin ne dedigimi benim anlatisima ragmen anladigini dusunuyorum. Acaba diyorum ben kuantum fiziksel bir ozellik olarak enerji zaman boyutunu ihlal edebilir mi? Edebilir dersek bu enerjinin mantık sırasını ihlal ederek kendi yaratıcısını yaratmasını mümkün kılar. Yani ortada sadece potansiyel, sadece olasılık olması o şeyin varolması için yeterli olabilir anlamına gelir bu. Hem ruh beden ikililiğini güzelce açıklar hem de o da dahil her türlü bilgiyi yalanlar. Nasıl mı? Çünkü enerji mantık, başka bir deyişle imkan ve imkansızlıkların dışına çıkabiliyor demek olur. Bu da bilginin varlığını imkansız kılar ve sınırsızlığı kusursuz şekilde açıklayabilir. Ve bu noktada tüm teorimi şu şekilde özetleyebilirm. Bu durumda enerjinin yapısı bilgiyi imkansız kılıyor çünkü tüm imkansızları ortadan kaldırabiliyor:) cümlede ki çelişki çok bariz, ama olayın güzelliği zaten o çelişkide. Bu çelişki sınırsızlık kavramı için muazzam bir tanımlama aslında. Peki bu durumda bilgi, yani kurallar var mı yok mu? Bu çelişki de bir para olsun. Anlatmak istedigimi anlatabildiysem bu paranin yapisini cozmussunuzdur. Bu paranın iki yuzu birbirlerinin yapamadiklarini yapabilen ve birbirlerini yalanlayan yuzler. Bu paranın yaratıcısı, başka bir deyişle yapı taşıda enerjinin bizzat kendisi haliyle. Bu para sınırsızlığın ta kendisi. Bence tanrılıkta enerjiye tüm potansiyelineyani para örneğine, o paraya sahip olmak. Böylece birbirini tamamlayan ve yalanlayan “yin yang’ın” hangi yüzünün doğru olucağına sen karar verirsin ve buda sınırsızlığa, yani gerçek sonsuzluğa sahip olmak demek. Bu teorim kendi içinde yapısı itibariyle aslında çelişki de bilundurmuyor kendi yapısı itibariyle 🙂 ve bit ton şeyide açıklıyabiliyor. Ve de ve de yine kendi yapısı itibariyle yalanlanamazda 😄

            Nasıl sence? Big brain time 😂

          2. Esenlikler,

            Anlaşılan bir şeyi yanlış anlamışsınız. Bedensiz ruh(düşünce formları, elemanteller) ve ruhsuz beden(bitkiler, tek hücreliler) mümkün şeyler. Tabi bu iki olaya “bozuk” diyebiliriz. Bedeni olmayan bir ruh kendi enerjisini üretemez, ruhu olmayan bedene ise yaşıyor demek pek uygun olmaz. Eğer amaç gelişmek ise beden ve ruh her zaman beraber olmalıdır.

            Yazdıklarınızı okudum ve şunu söylemek isterim iyi fikir yürütmüşsünüz ama hala bilgi açıkları var. Evet, düşünceler bir enerjidir ama 1 newtonluk enerji ile 10kg cismi sürtünemsiz ortamda hareket ettirebilir misin?

            Evet, enerji zamanı etkileyebilir ama burada serbest zaman yolculuğundan bahsetmiyoruz. Fizikteki 4 boyut olayına aşina olduğunuzu düşünüyorum. Zamanın akışının tam tersine gitmek için gereken enerji miktarı onda bile çok fazla iken ne kadar geriye gitmek mümkün olabilir emin değilim. Hatırladığım kadarı ile bazı tanrılar zamana etki edebiliyor ama bu genellikle “hızlandırma” tarzı etkiler.

            Kurallar var. Sadece şu an gezegenimizdeki bilim yeterince bilgili ve gelişmiş değil. Şu anda zamanı etkilemesi size direkt evrendeki tüm kuralların ötesine geçebileceğinizi düşündürse bile mantık ile düşünürken enerji, metod vb. çok fazla faktör var.

            İyi geceler.

          3. Bu arada yorumunuzu lütfen yapın ama benim yorumu sansurleye bilirsiniz bir kaç olmazsa olmaz kısımı en azından çünkü bu materyalizm ve ruhaniyet konuların ikisininde dahil olduğu bir teori ve 2 tarafıda tatmin edip barıştırır, üstüne üstlük sonraki çalışmalar için cok iyi bir yol açabilir. Kısacası haklıysam ki teorinin yanlış olduğunu teorinin yapısı itibariyle kanıtlayamassın, yani teorinin kendi varlığı bir paradoks ve kendini destekliyor haliyle. Yani neden doğru olmasın ki 🙂 Herneyse demem o ki çalınması kötü olacaktır. Size de dinimizin kardeşliğine olan güvenimden dolayı açtım, hadi siz çalsanız desem benden farklı şekilde kullanmassınız ve amacını gerçekleştirdiği sürece kimin ortaya sürdüğü umrumda değil açıkçası 😕

          4. Esenlikler,

            Yorumunuzu neden sansürleyelim ki? Bir fikir beyan ettiniz, her ne kadar katılmasam da. Kardeşimin dediklerine ek olarak ben de bir-iki görüşümü katayım.

            Öncelikle belirtmem lazım ki; bilimsel yöntem bir fikrin yanlışlanamaz olmasına hiç sıcak bakmıyor. İbrahimi inançlar da tamamen ve sadece epistemolojik ölçüde teknik açıdan %100, mutlak olarak felsefi açıdan yanlışlanamaz, ama işin pratik ve lojistik kısmına gelince bu inançların %100 yanlış olduğunu en ufak bir şüphe götürmeden biliyoruz. Dolayısıyla bu tarz sofizmi ne faydalı, ne de geçerli bir düşünce tarzı bulduğumu söylemeliyim. Çocukluktan beri hepimizin zihnine empoze edilen “Bazı konular çok ulvidir, anlayamazsın, sadece inan” mantığının Satanizm’le birlikte tuzla buz olmasının üstüne, bu yaklaşıma olan antipatim daha da güçlendi. O yüzden sunduğunuz “yanlışlanamaz” fikre de sıcak bakamıyorum. Ki işi biraz gereksiz ölçüde karmaşıklaştırdığınızı belirtmeliyim. Gerçek ruhaniyet ve “gerçek gerçek”, genellikle basittir.

            Beden verdiğiniz kap-su örneğinden hareket edersek sadece bir kap değil, ruh da sadece su değil. Ruhaniyet aynı zamanda fiziksel bir olaydır (genetiğin “ruhani” karşılığı olduğunu söyleyebiliriz, bu yüzden ruhun ırkı, cinsiyeti var diyoruz), ve beden de ruhaniyet, ruhani “boyutlar” ve ruhani açıdan olabilecek en fazla güç için bir “kapı” niteliğindedir. Dolayısıyla her ikisi de birbirini etkiliyor. As above, so below dediğimiz şey bu zaten. Anlayışınızdaki hata, fizikselle ruhaniyi tamamen ayrı, sadece bazen kesişen iki olguymuş gibi düşünmeniz. Bu dünya görüşü İbrahimiliğe dayanıyor. Ama gerçek şu ki, her iki “boyut” da birbiriyle sürekli olarak etkileşim halindedir. Mesela reenkarne olacak ruh, kendi “özüne” uygun “öze”, yani genetiğe uygun bir bedene gider. “””Yeni ruhlar”””a gelince, bunların nasıl meydana geldiği hakkında kesin konuşamayacak olsam da, canlılığın en temelinde yatan enerjetik olayların yeni bir ruh meydana getirebileceği spekülasyonunda bulunabilirim herhalde. Yani materyalistlerin ortaya attığı gibi yaşam sadece biyokimyasal tepkimelerden meydana gelmiyor ki; fiziksel bedenlerde akan “yaşam enerjisi”, günümüz bilimsel ekipmanlarıyla bile görüntülenebiliyor, örneğin Kirlian Fotoğrafçılığı. Ölmüş bir canlıda/cansız nesnelerde bu tarz bir enerji akışı yoktur mesela. Dolayısıyla yaşamın, doğrudan ruhani bir boyutu daha var ve bu, öteye, beriye, “ruhlar dünyasına” gitmeden dimdirekt içimizde. O yüzden çok uzağa bakmayın.

            Zaman yolculuğuna gelince, üzgünüm ama mümkün değil. En fazla gözlemlenebilir, ama doğrudan “gitmek” mümkün değil. Devam edecek olursak, evrenin bazı yasaları kesinlikle var, sadece bu yasaların hepsi şu an tam olarak modern (bkz: materyalistik) bilimin tanıdığı şekilde değil. Ama yine de bazı şeyler her boyutta aynı. Bu örneği sürekli veriyorum ama cidden geçerli; Tanrılar bile Güneş’i küçültüp ceplerine koyamaz, o yüzden “mutlak” anlamda “sonsuz güç” diye bir şey mümkün değil.

            Son olarak, şu son yorumunuzda çalmaktan bahsetmişsiniz de, kimin neyi nasıl çalmasından bahsediyorsunuz cidden anlamadım. Bir soru-cevap boyunca konuşmaya dahil olmadığım için anlamadığım bir “altmetin” mi var acaba?

            İyi geceler.

  5. Eğer evrenin kendi zaman boyutuna klasik fizik kuralları çerçevesinde uyduğunu düşünürsek bir başlangıcı olmalı. Bu durumda elimizdekilerle yorum yapmamızın bir manası olmaz. Ama sanırsam siz bu fikri zaten savunmuyorsunuz.

    Evrenin bir başlangıcı olmadığını farz edelim. Bu evrenin bizzat kendisinin kendi zaman boyutunu bükebildiğini gösterir. Zira sebep-sonuç ilişkisini, kısaca bizim mantığımızı, başka bir deyişle bilgiyi işleme ve evrenimiz kurallarını belirleme mekanizmamızı yok sayıyor. Sebep olmadan sonuç elde edebildiğini gösteriyor bir başlangıca sahip olmayarak. Sadece bunun bile bizim mantığımızın aşılabildiğini gösterdiğini düşünüyorum. Sebep yokken sonuç olması durumunu düşünürsek kim kesin bir dille “0=1” demek yanlıştır diyebilir ki? Evrenin içindeki enerjinin toplamı sıfırdır diyen bir teori var ve fizikle ilgilenen insanlar olduğunuz çok açık, o yüzden açmıyorum o teoriyi. Sadece bu teorinin dediği şey “0=0” ‘ dan ziyade “0=1-1” ‘dir. İkisi aynı şeydir aslında aradaki tek fark 2. De 0 kutuplaştırılmıştır. Ve bu kutuplar birbirleriyle çeşitli şekillerde iletişime geçerek evrenimizi bile oluşturabilir görebileceğimiz üzere. Burdan çıkaracağımız sonuç 0’ı doğru şekilde yönlendirerek herşeyi yapabileceğimizdir. Kendi fiziksel kuralları olan kapalı bir sistemden(evren), o evrenin veya belli bir kuralının zıttına kadar. Demek istediğim 0’la bir şeyleri yaratıp yok edebiliyorken(doğru şartlar altında, sizin de dediğiniz gibi çok faktör var) gerçekten kendimizi imkansızlıklar olduğuna neden bu kadar ısrarla şartlandırıyoruz. Ama en nihayetinde her şey teoriden ibaret ve gerçekten bir imkansız varsa o da bu halimizle bir kesinliğe varabilmek diye düşünüyorum ☺ Bu tarz konuşmalar ilerlememizi sağlar fikir olarak ve bana bu u bahşettiğiniz çok teşekkür ederim. Baya kafa ütüledim gece gece gerçekten 😀 Cevap ver butonu olmadığı için ayrı bir yorum şeklinde yazdım ve son bir soru soruyorum. Astrolojik çalışmalara dünya dahil mi? Değilse neden değil? Yani bir gezegen olarak neden astrolojiye katkı sağlamıyor, şayet sağlamıyorsa tabii?

    1. Esenlikler,

      İşte dediğim gibi, bu dediklerinizin hepsi sofizm. Felsefede de en sevmediğim akımdır. Ben (ve genel olarak Satanizm’de de biz) kanıtlanabilirlik taraftarıyım. Evrenin Büyük Patlama ile meydana gelmesi fikrine sıcak bakmamamdan “0 = 1” düşüncesine gelmek abartı olacaktır. “Her şey sadece fikir/teori” indirgemesi de üretken bir anlayış değil. Felsefede, bu savunduğunuz sofistik görüşün karşıtları çok basit bir çürütme yapıyorlar: “Hiçbir şeyin gerçek olmadığını düşünenler, kendilerini bir kamyonun önüne atabilirler.” Lisedeki felsefe öğretmenimin güzel bir lafıydı. Kısaca, cidden Güneş’i cebine koyabilecek olursanız bu fikirleri tekrar konuşuruz. Bunu yapabilecek olursanız da lütfen öncelikle bir Güneş de Reptilian’lara fırlatın!

      Astroloji ilmine dünya gezegeninin katıldığını düşünmüyorum, en azından ayrı bir şekilde. Dahilse de “içsel” olarak zaten tüm açıklamalarda, anlayışta etkisi yorumlamaların, “hesaplamaların” içine dahil edilmiştir diye düşünüyorum. Doğduğumuz, yani “merkezimiz” olan gezegen olduğu için “ayrı” bir faktör olarak dahil edilmediğini de düşünebiliriz.

      İyi geceler.

      1. Felsefe hocam aynı zamanda müzik hocam olur kendisi çok sıkıcı bir tipti bende derslerde uyurdum 😒 Kim bilebilirdi ki bir gün gerçekten eksikliğini yaşayacağımı. Ben de nihilistlerede cok soylenen kamyonun onune atlama ve gunesi cebine koyma tarzı cümleleri çok düz mantık bulurum mesela. O yüzden belirli şartlar oluşturulduğunda gercekleşebilecek fikirler olduğunu belirttim yazımda çok fazla faktör var diyerek. Eğer belirli olaylar belirli şartlarla gerçekleşiyor olmasaydı tekne neden vapur olmuyor diyen cübbeliler evrimin içinden geçmişti. Ben varılan her sonucun(kendi vardıklarımda dahil, hatta bu bile)insanın kibrinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bir insan olarak bizde mi matrixteyiz acaba desek gerçekten matrixteysek bunu bilmemizin hiçbir yolu olmaz. Belli şartlar altında gerçekleşen olayların hesap kitabını yapabilirsin ama yaptığın hesabın her şarta uyacağını söyleyemezsin. Bir şeyi bilmediğini bilmiyor olabilirsin ve belkide içinde bulunduğun şartlar, kurallar ya da herneyse ismi, bilmene izin vermiyorsa bu orada bir şey olmadığı anlamınada gelmez. Ve kendimi tekrar ediyorum söylediğim bu fikir bile bilmişlikten başka bir şey değilken yetersiz olabilme ihtimalimizi mevcut seviyemizle yok saymak(mevcut seviyemiz her neyse)sadece kibirdir. Bu söylediğim gibi.

        Bu tür konuları konuşup fikir alışverişi yapmaya bayılırım şahsen, kafa kesmeni soyleyen bir kitabin yoksa konusmak ve fikirleri paylasmaktan kimse olmez. Ama sizin durumunuzuda az çok kestirebiliyorum, en azından bu geceye kadar bunları tartışamıyacağımız kesin. O yüzden size tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Sizin gibi kardeşlerim olduğunu bilmek çok güzel bir his. Bir de tümden gelmeye indirgeme deyip indirgemeseniz yemede yanında yat olucak 😋 Başka sorularda görüşmek üzere hocam, hocalarım !

        1. Esenlikler,

          Nihilizm demişsiniz de, aslında bu dediğiniz fikir de nihilist, büyük ihtimalle intiharı düşünen sıkılmış modern gün aristokratlarından çıkma. Silikon Vadisi şabos goyları falan. Acaba onlar olmasaydı bu fikir bizim aklımıza gelir miydi, sadece gezegenimizde değil evrenimizde de yapacak sayısız şey varken.

          Zaten uzaylılarla kapışırken bir avuç Gri’nin bizi tüplerde yetiştirdiğini önermek, benim için asıl kibirli olan şey. O yüzden ihtimal vermediğim bir fikir. Ama sizi mutlu edecekse evet, bir açıdan bir matriste yaşıyoruz ve bizi bu matriste hapis tutan “uzaylı efendilerimiz” var. Bu matrisin doğası ruhani ve çoğu insan bunun varlığından bile bihaber(di, son günlere kadar). Şimdi de matrisin hatlarını zorluyoruz, kırılma aşamasında.

          Ve ben de sadece konuşmak için konuşmayı sevmem, pragmatik bir kullanım alanı yoksa safi israf olarak görürüm. Ama doyduysanız ne mutlu.

          İyi günler.

          1. Beni yanlış anlamışsın savunduğum şey matrix teorisi falan değil, söylemek istediğim şey bilemeyeceğimiz ve aldanabileceğimiz bilgilerin olabileceği. Ama madem matrix teorisine bir çürütme getirmişsiniz bende üstüme düşen rolü oynayayım 🙂 Uzaylılarla bir savaş halinde olmamız bir çürütme olamaz hatta teoriyi desteklediği bile söylenebilir. Çünkü neo matrixten kurtulup ajan smithle savaştıktan sonra, smithle savaştığı evreninde matrixin bir parçası olduğunu öğrendi. Ve ona bunu direkt yaratıcısı söyledi, yani aksi taktirde bilmesi imkansızdı. Filmin kendisi sizin çürütmenizi çürütüyor yani. Ama tekrar ediyorum bu teorinin fanatiği falan değilim, hayatımı bir paranoya için harcamam, bu sadece bir örnekti. Size cahilliğimizin ve bilmişliğimizin direkt olarak günümüzden bir örneğinide vereyim. Kuantum fiziğinin bilinmezlik ilkesi, parcacik-dalga ikililigi,hatta komple kuantum fiziği 😒 İnsanlar bunlardan önce keşfedilebilecek herşeyin keşfedildiğini düşünüyordu, yanlış hatirlamiyorsam radyo devrinde 🙂 Bir yorumunuzda nikola tesladan alıntı yapmışsınız, bende yapayım;

            “İnsan imkansızı başarabilir sözü yetersizdir; çünkü insan imkansızında ötesine ulaşabilir.”

            Anlayacağınız adam benim savunduğum imkansızı başarabiliriz mentalitesine de yetersiz deyip, çıtayı daha da yükseltmiş 🙂

            Ve son olarak ben aç değilim ki doyayım.

            Yorumun anlamsız olmaması için sorduğum, yorumumu yazarken kafama takılmış bir soru; Bu mesele aslında felsefik olarak sorgulanmaya oldukça değer bir mesele bence. Neden felsefe konusunda yardımcı olan bir demondan fikir almıyorsunuz, ben yapamıyorum, yani bir tanrının fikri üst bir varlık olarak bizimkinden önemli olacaktır? Bence boş yere verilen bir rahatsızlıkta olmaz, insanlar her gün böyle sorular sormuyordur kanımca.

            Esenlikler.

          2. Esenlikler,

            Matrix filminde bir de gerçek dünya var ama, ve Neo zaten yaptığı her şeyi önce bu gerçek dünyaya kaçmak ve ondan sonra da bu gerçek dünyayı bizi ebediyen hayal ve yalan dünyasında tutmak isteyen köleci başlarından korumak için yapıyor.

            Ve dediğiniz konuları Tanrılara sormak insanlar her gün böyle sorular sormadığı, böyle soruların şu an bizi ilgilendirmediği ve hatta bağlamadığı için boş yere verilen bir rahatsızlık olur ya zaten. Felsefe, kelime anlamıyla “Bilgi aşkı” demektir, aynı zamanda Sofya Yunan mitolojisinde bilgeliği temsil eden yılandır. Yani “Yılan Aşığı” olarak da çevrilebilir. Bu mantıkla biz Satanist’lerden öte filozof yoktur. Zaten felsefeye sıcak bakmıyorum, hele de modern felsefeye. Böyle koltuk çürütüp üzerine gereksiz yere kafa yorulan fikirlerle ne evrenin Gerçekleri keşfedilebilir, ne de bilinçte ilerleme olabilir. Bunların tek yolu ruhaniyettir. Antik Yunanlar da bunu biliyordu. Gerçek anlamda aydınlanmak isteyen, ruhani pratiklerle ruhunu “Evrensel Gerçekleri” böyle uzun uzadıya laf cambazlıklarıyla “sıradan insan” anlayışına sınırlandırmak yerine bizzat tecrübe etmek için geliştirmek zorundadır. Dolayısıyla üzgünüm ama bu düşüncelere aşırı derecede zaman harcamak, günümüzde ve bu şartlarda vakit kaybıdır. Dünya kurtulduktan sonra düşünürüz ve Tanrıların kapısını bu sorularla çalarız derdim ama, dünya kurtulunca zaten biz de ruhani olarak çalışa çalışa bunların hepsini anlayacağız.

            Bilim camiası hakkında söylediklerinizde çok haklısınız, ama bunun sebebi ne peki? Yine Yahudiler ve Yahudilerin düşünsel ilimlerimizi yozlaştırması. Ama bunun da tek mümkün olabildiği yol, bizi ruhani olarak düşürmelerinden geçiyor. Zaten ruhani olarak yeterince yüksek varlıklar, her tür “ulvi gerçeği” bizzat görebilir. Kısaca en gerçek anlamıyla filozof olmak istiyorsanız düşünmeye devam edin, ama aynı zamanda da oturup ruhunuz üzerinde çalışmayı ihmal de etmeyin.

            İyi geceler.

      2. Üstteki yazınızıda yeni gördüm onada yazayım hemen temin attigim bir yorum onay bekleniyorken yok oldu ama benle ilgilidir yuksek ihtimal.

        Yanlışlanamamasının sebebi şu bana göre:

        a- senin teorin sundan sundan dolayi doğru olamaz.

        Zero- benim teorim zaten kendi içinde de çelişiyor ama zaten bu çelişkinin varlığı onu tutarlı yapan sey. Kendi içinde çelişki ve tutarlılık paradoksu var. Ne gösterilen bir tutarlılık fikrimi kanıtlayabilir, nede bir çelişki fikrimi yalanlayabilir. Bu fikrim tamda bu durumun sınırsızlığın anahtarı olduğunu savunuyor. Bu paradoks durumu bir görecelilik oluşturuyor ve buda bizim bilgiyi nasıl işlediğimize ve kullandığımıza(şartları nasıl oluşturduğumuza) bağlı olarak aynı bilgiden farklı sonuçlar elde edebileceğimizi gösteriyor. Buda kesinliğe doğru şartlar altında müdahale edebileceğimizi. Sizin yanlış anladığınız nokta bunun gerçekliğin olmadığını ima etmesi. Ama hayır eğer böyle bir durum varsa buda gerçekliğin bir parçasıdır. Yada değilmidir acaba 🙂

        Bilgi eğer venim iddia ettiğim şekilde göreceliyse. Bu doğru ve yanlış bilgi yok demektir. Buda bizim o bilgiyi nasıl kullandığımıza bağlı olarak doğru veya yanlış versiyonunu kullabileceğimiz anlamına gelir. Eğer böyle bir durum gerçekten anlattığım şekilde varsa, ve biz insanlar olarak bunu kullanmayı çözersek, bizi hiçbir şey durduramaz.

  6. Çok pardon siz tümden gelime indirgeme dememişsiniz ki! Ben bir tarafımdan atmışım:D o (0=1)=(sebep=sonuç) sonuçta başlangıcı olmayan bir şeyin doğal olarak başlangıcının sebebi de olmaz, ama sonucu gözümün önünde. Bakınız 4. boyut ve zaman kavramı. Bunu düşünerek yazdım onu yani.

      1. Cevabınız yanlışlanabilirlikse fikrimi desteklediğinizi mi anlamalıyım? Çünkü yanlışlanabilirlik benim fikrimi destekliyor. Çünkü sonuçta sizin bakış açınızın yanlış olabilme ihtimalinin üzerine dayalı bir fikir, ve fikrimin özü bir doğru yanlış paradoksu, yani evet benim fikrimde yanlışlanabilir tabii ki ama bu böyle bir paradoksu kendine savunma yapmış bir fikir için ne değiştirir? Savunduğum fikir benden çıkma. Eğer evrendeki herşeyin toplamı 0 fikrinden bahsediyorsanız mucidi Stephen Hawking. “Theory of everything” ‘in bir parçası sadece.

        1. Esenlikler,

          Hayır. Paradoksları bünyesine dahil etmiş ve yanlışlanamaz fikirlere itimatım olmadığını önceki yorumlarda belirtmiştim. Sizin fikrinizde yanlışlanabilirlik olmadığı için ne mantık, ne de bilim bunu kabul edebilir. Zihin jimnastiğinden hoşlanmam. İlle de felsefe yapmaya zorlanacaksam pragmatik dünya görüşü en etkili ve alakalı olanıdır. Zaten Satanizm’e beni çeken de Mutlak Gerçeği temsil etmesinden ötürü en faydalı yol olmasından.

          İyi geceler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir