Satanizm Nedir, Şeytan Kimdir?

Son zamanlarda nispeten daha gelişmiş konularda, en azından zaten insanların ön bilgisi olduğunu farzettiğimiz konularda yazıyoruz. Ama hem yeni ziyaretçilerimizi ihmal etmemek, hem de Satanizm hakkında bilgisi olan insanlar için, bilgi tazelemesi yapmak için soru-cevap şeklinde bazı konuların üzerinden tekrar geçeceğiz ve bazı konulardan da daha detaylı şekilde bahsedeceğiz. Yeni konularda bilgi de bulabilirsiniz! Hadi başlayalım.

Satanizm nedir?

Satanizm, insanlığın orijinal dinidir. Başta Şeytan olmak üzere insanlığa orijinal olarak “Gökten Gelen Tanrılar” tarafından bahşedilen, ruhani, kişisel ve nihayetinde toplumsal aydınlanma, ruhani gelişim ve güçlenme, ve de özgürlük yoludur. Bize Tanrılardan geldiği haliyle orijinal Satanizm’in nihai amacı; güç meditasyonu, yoga gibi belli ruhani simya (kökenli bir şekilde ruhani dönüşüm sağlayan) teknikleriyle ruhumuzun ve zihnimizin güçlerini uyandırmak, ve en nihayetinde Tanrılarla aynı seviyeye yükselerek fiziksel ve ruhani mükemmellik kazanmaktır. Popüler medyada tasvir edildiği gibi bebek (veya keçi, veya yavru keçi) kesmekle, kanlı ayinlerle, sebepsiz yere karanlık ve depresif olmayla, cinsel sapkınlık, düşkünlük veya takıntılarla ilgisi yoktur. Hatta aksine dinini hakkıyla icra eden Spiritüel Satanistler genel olarak parlak, etik açıdan sağlam, onurlu ve diri insanlardır. Bir dipnot olarak da eklemek gerekirse, Satanizm denilince akla birçok ekol, fikir, “inanç” ve yol gelebilir.

Gerçekten de, Satanist olsun olmasın kendine Satanist diyen birçok insan ve ideoloji var. Şeytan’ı gerçek bir varlık olarak bile tanımayan, sadece bir sembol olarak gören Ateistik Satanizm (örneğin LaVey’ciler), geniş bir yelpazeyi kaplayan Luciferian’cılık, Spiritüel Satanizm ile aynı şey olmayan ve yine geniş bir inanç yelpazesini kapsayan Teistik Satanizm ile bizim sitemizde temsil ettiğimiz Spiritüel Satanizm aynı değildir. Genel olarak bu saydığımız farklı ekollerin ideolojileri oldukça subjektif olmakla birlikte tarihçeleri de Antik Pagan dinlerine ve doğal Gerçeklere dayanmamaktadır. Ancak gerçek Spiritüel Satanizm içindeki tüm iddialar, fenomenler ve düşünceler objektif ve bireysel olarak kanıtlanabilir Gerçeklerdir. (örneğin yaptığımız güç meditasyonu gibi ruhani pratiklerin işlevselliği). Ve adından da anlaşılabileceği gibi, Spiritüel Satanizm (orijinal dinlerin olduğu gibi) ruhaniyete çok daha odaklı bir dindir.

Şeytan kimdir?

Şeytan, dünya dışından gelen “Gökten gelen Tanrıların” (gerek Zacharia Sitchin’in bilerek yanlışlar katarak çevirdiği, dünyanın en eski medeniyetlerinden olan Sümerlerin Tabletleri, gerekse de tüm Pagan mitlerinde olsun, Tanrılar “göklerden” gelir) lideri, insanlığın yaratıcısı ve Baş Tanrısıdır. Yahudilerin yarattığı İbrahimi inançlardan önceki tüm Antik Pagan dinleri orijinalinde Satanizm’dir, ve tüm Antik Pagan Baş Tanrıları (Odin, Ptah, Enki/EA, Melek Taus, Şiva, Tengri, vesaire) da aslında Şeytan’dır.  “Kötülüğün efendisi” falan değildir, Satanistler Ona sanıldığı gibi tapınmaz. Şeytan, sanıldığı gibi kökeni sadece İbrahimi inançlar gibi iki bin yıl kadar kısa ve kanlı bir tarihe dayanan mitolojik bir varlık değildir; aksine dünyadaki tüm Pagan medeniyetlerin Şeytan’ı Baş Tanrı olarak kabul ve takip ettiği arkeolojik, tarihsel ve mantıksal kanıtlarla sabittir.

Satan, yani Şeytan, dünyanın en eski dillerinden biri olan Sanskritçe’de “Ebedi/Mutlak Gerçek” anlamına gelir. Bundan hareketle Satanizm, Ebedi ve Mutlak Gerçek-izm anlamına gelir. Bazılarınızın Kur’an, İncil gibi eserlerden tanıdığı Şeytan tasvirinin gerçek Şeytan ile ilgisi yoktur. Bu kitapları yazan ve bu kitaplara bağlı inançları yayan Yahudiler, Şeytan’dan temsil ettiği değerler (özgürlük, bilim, ilerleme, düşünme, mükemmellik, vesaire.) ve bizim için yaptıklarından ve yapmaya devam ettiklerinden (bizi yaratması, kadim uygarlıklara bilim, matematik, felsefe, mimari, sanat, ruhaniyet gibi önemli bilgileri bahşetmesi, günümüze kadar O ve Ona tabii olan uygarlığının tamamının acımasız ve adaletsizce kötülenmelerine rağmen hala bizimle birlikte olup bize yardım etmeleri, eğitmeleri, yanımızda olup bizimle savaşmaları, vesaire) ötürü nefret ederler. Hatta bu nefret o kadar ileri gitmiştir ki İbranice, yani Yahudilerin dili’nde “Satan” “Düşman” anlamına gelmektedir. Bu yüzden Satan’ın bir kelime anlamı da “Yahudilerin Düşmanı”dır.

Aynı zamanda Enki, EA, Odin, Tengri, Ptah, Wotan gibi isimlerle de tanınan Şeytan’ın bize bahşettiği ideolojiye Satanizm gibi karalanmış bir isim yerine Odinizm (böyle bir ideoloji var ama otantik Satanizm ile alakasızdır) veya Enki-izm denmemesinin sebeplerinden biri de budur. Zira “Yaşasın Şeytan!” (Hail Satan) demek, buraya kadar verdiğimiz bilgilerin ışığında  “Yaşasın Yahudilerin Düşmanı olan Ebedi, Mutlak Gerçek!” demektir. Yani hem ismin kendisinde kadim ve en kutsal bir anlam var, hem de düşmanımızın kimliğini ve özelliklerini vurgulamaya yarıyor. Aynı zamanda Satanizme yılmadan Satanizm demek düşmanlarımızın bizi tanımlamasına da izin vermemektir.

Hayatın anlamı nedir?

Hayatın amacı büyümek ve evrimleşmektir. İlerlemenin en son adımı ise, “çoklubeden kompleksini” (enerji bedeni, fiziksel beden, vesaire.) mükemmelleştirmektir. Mükemmelliğe ulaşmak Tanrılığın GERÇEK anlamıdır ve her zaman için aslen bu anlama gelmiştir. Her şeyi kaplayan bir gökyüzü babacığıyla, herhangi bir şeye “kul” olup tapınmayla veya benzeri bir şeyle hiçbir ilgisi yoktur. Kadimlerin hepsi, Tanrılığın kişinin kendisini mükemmelleştirmek anlamına geldiğini biliyordu. Satanizmin amacı mükemmelliğe ulaşmaktır – bu kişinin mükemmelleşmesi, türün mükemmelleştirilmesi, çevrenin mükemmelleştirilmesi ve en nihayetinde mükemmelliğimizi başka türlere ve güneş sistemlerine yaymak anlamına gelir. Büyümek bu demektir. Şeytan’ın da dediği gibi “Hayatın anlamı, kendini ve evreni iyileştirmektir.“.

Tanrılarımız da bizi kendi mükemmelliklerini başka galaksilere ve güneş sistemlerine yayma uğraşları sırasında yarattılar. Bir nevi onların tohumuyuz. Ama ne yazık ki binlerce yıl önce güneş sistemimiz başka bir uzaylı kollektifi tarafından işgal edildi, ve onların amacı bizim büyümemize yardım etmek değil, köleleştirmekti. Onlar yüzünden Tanrılarımız adaletsiz bir şekilde tiksinç canavarlarmış gibi gösterilerek aramızdaki bağ kopartılmaya çalışıldı. Buna rağmen tamamen başarılı olamadılar, olamayacaklar da. Yaratıcılarımız olan Demon’lar ile aynı amaca sahibiz – kişinin, çevrenin ve türün büyümesi, evrilmesi ve mükemmelleştirilmesi. Bu yolun ismi Satanizm’dir çünkü biz Şeytan (Satan) tarafından yaratılmış olup Onun genetik ve metafiziksel esansına sahibiz. Onun sayesinde Tanrılığa ulaşmaya kadar giden ilerleme potansiyelimiz var.

Tüm otantik, meşru ruhani pratiklerin (yani orijinal dinlerin) nihai noktası da insan evriminin tamamlanmasını sağlamak, yani çoklubeden kompleksinin mükemmelleştirilmesidir – buna Magnum Opus, yani Büyük/Yüce Uğraş/Yapıt denir. Her halükarda Satanizm, Magnum Opus’u tamamlayıp Tanrılığa ulaşmanın en etkili, verimli ve rafine edilmiş yoludur. Hatta Satanizm, kadim atalarımızın -Paganizm gibi farklı isim ve kültürler altında- pratik ettiği şeyin ta kendisidir. Tanrılığa ulaşmak için günümüzde başka bir “yol” bulmak zor veya imkansız olacaktır, zira dünyamızı saran İbrahimi kontrol programlarından ötürü bir nevi “hapishane gezegende” yaşıyoruz ve elle tutulur şekilde ruhani ilerleme yapmak “sıradan insanlar” için “yasak”tır. O yüzden tek başına ilerlemeye çalışmak, kişiyi insanlığı aşağıda tutmak isteyen düşman kollektifinden herhangi bir etkiye ve saldırıya açık ve çoğunlukla savunmasız bırakacaktır. Buna kıyasla Satanizm hem kişiyi Tanrıların koruması ve rehberliği altına alır, hem de tüm insanlığın özgürlüğü için mücadele etme, bu mücadelede kendini de daha da özgürleştirme imkanı kazanır. Zaten kişi o ya da bu şekilde Satanizm dışında ilerlemeyi başarsa bile, insanlığın geri kalanına hiçbir katkı sağlamayacaktır. İnsanlık olarak sosyal bir türüz ve ya birlikte yükseliriz, ya da birlikte batarız. Satanizm sadece kişinin değil, toplumun da bekâsını öngören en iyi sistemdir.

Ve tekrar söyleyelim; hayır, Satanizm kötücüllük, sapıklık, kurban verme veya kırmızı derili, boynuzlu bir keçi adama ve hatta başka herhangi bir şeye tapınmakla veya gereksiz yıkımla ve ölümle ilgili değildir. Hatta Şeytan’ın Kendisi de hak eden tüm canlılara saygılı olunması ve herhangi bir şeye düşüncesizce zarar vermekten sakınmamızı öğütlemiştir. Satanizmin çekirdek niteliğinde özeti, bu üç soruya verilen cevaplarla budur; çoklubeden kompleksini mükemmelleştirirken aynı zamanda doğaya, insanlara, hayvanlara saygı göstermek ve bunlara elimizden geldiğince destek vermek. Gerçek “İlahi Logos” budur.

Güç Meditasyonu nedir?

Güç meditasyonu, günümüzde konuyla haşır neşir olsun olmasın ortalama insanın aklına “meditasyon” denilince gelen şeyden farklı bir olgudur. Güç meditasyonu derken sadece oturup “zihni boşaltma” (ki buna Boşluk/Farkındalık Meditasyonu denir) pratiğinden bahsetmiyoruz. Sadece bu meditasyonun da iradeyi güçlendirmek gibi belli faydaları olsa da, meditasyonun asıl amacı bu değildir. Aslen meditasyon, kişinin ruhunun ve zihninin güçlerini uyandırma amacı taşımaktadır. Farkındalık Meditasyonu da kişinin irade ve odak gücünü arttırma gibi yararlar sağlar tabii, ancak nasıl spor yapmaya zihinsel olarak hazırlanmak kişinin kaslarını güçlendirmiyorsa sadece, Boşluk/Farkındalık Meditasyonu da kişinin enerji bedenini güçlendirmez.

Asıl yapılması gereken, Tanrıların bize antik çağlarda da öğrettiği gibi enerji merkezlerini açmak, bedenimizin etrafındaki biyoelektrik alanını (aurayı) güçlü ve temiz tutmak ve bedeni, zihni ve ruhu daha da gelişmiş, dönüşümsel ruhani çalışmalar ve tecrübeler için hazırlamaktır. Bunlar sadece popüler anlayışıyla “meditasyon”la değil, Güç Meditasyonu ile olur. Bu konuda en sağlam, güvenli ve dengeli çalışmalar da bizde bulunmaktadır, ve uygulamak için Satanist olmanız gerekmemektedir. Neyden bahsettiğimizi deneyin görün, pişman olmayacaksınız.

“Normal” Meditasyon ile Güç Meditasyonunun farkı nedir?

“Normal” meditasyonun güç meditasyonundan farkı güç meditasyonunun metafiziksel etkileşimin tüm temel yönlerini ele almasıdır. “Normal”, güç meditasyonu olmayan meditasyon genel olarak size anlamı bilinmeyen, tuhaf sesli kelimeleri zikretmenizi söyleyecektir. Belki başka, felsefi bir yaklaşım size bir şey imgelemenizi söyler. Bunların yanında başka bir yaklaşım ise size sadece bir şeyler hissetmenizi ve yukarıdaki diğer hiçbir şeyi yapmamanızı söyleyebilir.

Güç meditasyonu farkını burada belli eder. Güç meditasyonunda imgelemeyi, zikretmeyi ve hissetmeyi (ve daha fazlasını) aynı anda yaparsınız. Bunların hepsi yapmakta olduğunuz ruhani çalışmaya özel faydalar ve özellikler katar. Görselleştirme (yani imgeleme) tinsel, akışkan diye tanımlanabilecek “madde”nin (buna sadece prana, vril veya enerji de denebilir) çalışmanızın başarılı olması için gereken metafiziksel yolu oluşturmasına izin verir. Zikir çekmek (veya aramızdaki deyişiyle mantra titretmek) ise tinsel bedenin (yani ruhun) organlarına dimdirekt bir şekilde titreşim vermek ve bu sayede biyoelektrik ve belli özelliklere (kullanılan rüne/mantraya göre değişen) sahip enerjiler yükseltmenin bir yoludur. Son olarak da hissetme, etkilemek istediğiniz vücut organı veya nesneye farkındalığı yöneltmeye yarar. Bu önemlidir, zira enerji dikkatin gittiği yere akar. Bazı güç meditasyonlarında aynı zamanda nadi‘leri (basit tabiriyle enerjetik “damarlar”, yollar) bağlamak için belli mudra‘lar (el hareketleri) da kullanırız. Bunların hepsi Astaroth’un 8 Yönlü Yolu‘na dahildir (buradaki linkte hem güç meditasyonları, hem de Astaroth’un 8 Yönlü Yolu hakkında bilgi bulunmaktadır), bunlardan ne kadarını pratiğimize dahil edersek o kadar hızlı ve güçlü gelişebiliriz. Genel olarak sunduğumuz güç meditasyonları bunları genellikle içeren egzersizler sunuyor.

Aynı zamanda güç meditasyonlarına olan, sadece Spiritüel Satanizme has bu odak -ve bunların uygulayan istisnasız herkesin de her şekilde tasdikleyebileceği şekilde bu meditasyonların işlevselliği ve kişinin sadece gücüne değil; sağlığına, mutluluğuna, zihinsel berraklığına ve genel ruh haline etkisi de düşünüldüğünde- bu yolun ne kadar otantik olduğunu kanıtlar nitelikte. Aynı şekilde bizle benzer veya aynı çizgideymiş gibi görünen ama ruhani gelişime özellikle odak sağlamayan, bir tür olarak içinde bulunduğumuz ruhani savaşı tanımayan veya tanısa da bu savaşı insanlığın lehine döndürmeye yönelik uygun çalışmalar yapmaya tembellikten, bilgisizlikten, zayıflıktan veya direkt habislikten ötürü tenezzül etmeyen güruhlarla aramızdaki en büyük fark güç meditasyonları ve günlük hayatımızın parçası olmuş, “öteki” ve “öte”leştirilmeyi, çok “ulvi” ve “nadiren olacak” bir şeymiş gibi gösterilmeyi bırakmış majikal (büyüsel) çalışmalarımızdır.

Kesin olduğunu nasıl anlarım? Bunlar saçmalık veya placebo değil mi? Modern bilime göre böyle iddialar saçma değil mi?

Değil. Satanizme giriş olarak yazdığımız ilk yazımız Spiritüel Satanizm 101‘de biraz dokunduğumuz işin bilimsel kısmına burada daha da dokunabiliriz.

Modern bilim gerçekliğin tam ölçeğini hesaba katamaz, çünkü günümüzde fiziksellik ve materyalistik bir paradigmayla sınırlıdır. Bu durum insanlığı dejenerasyon ve anti-evrim durumunda tutmak isteyen pek çok kesim tarafından empoze edilmiştir. Neden mi? Çünkü kendine bakabilen ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan çok iyi bir devlete dayanan köle olmaz. Bu materyalistik tavır hayalgücünün veya düşüncelerin tam olarak kanıtlanamamasının ve açıklanamamasının sebebidir, çünkü insan zihni hakkında çok kritik anlayış eksiklerimiz var. Materyalistik bilim asla uzaktan izlemenin (Remote Viewing) nasıl ve neden işe yaradığını anlayamayacak, çünkü bu fizikselliği kullanarak çalışmıyor. Bunların hepsi kasıtlıdır. Modern bilimsel topluluk tinsel enerjileri algılamak ve ölçümlemekte kullanılan doğal duyulara sahip olmadığımız için fiziksellikle sınırlıdır.

Ama olay şu: Her şey enerjidir, evrenimizin her bir parçası. Bunların hepsi fiziksel arçalar değil, ve bazı enerji türleri fiziksel şeylerin içinden kolaylıkla geçebilir. Ve de bu enerji türlerinin hepsi fiziksel odaklı duyularımız tarafından fiziksel olarak algılanamaz. Ama tinsel enerjiye dayanan (astral) duyularımız tarafından kolaylıkla hissedilebilir. Ama bunlar da mütemadiyen saldırı altında ve son birkaç çağdır da aynı şekilde saldırı altında olmaları sürmekte. Yakın zamanda insan bedeninin imgeleri ve olayları meydana gelmeden önce sezinlediğini gösteren bir bilimsel araştırma yapıldı. Katılımcılara bilgi verilmedi ve bir seri imaj gösterilmeden kısa bir süre önce bedenleri gösterilecek olan imaj türlerine tepki vermişti. Bu imajlar cinsel imajlardan doğal bir tepki yaratmayan sıradan imajlara kadar bir yelpaze içeriyordu.

Bu ve bu gibi araştırmalar tinsel duyuların test edilip gözlemlenebildiğini gösterir nitelikte. Ama bu materyalistik fiziksel paradigma tarafından düzgünce açıklanabilir mi? Hayır; çünkü o paradigma doğanın ve gerçekliğin tinsel, fiziksel olmayan karşılığını hesaba katmıyor.

Bu tinsel enerjilere erişim, eskiden sahip olduğumuz bilinçli bir yetenekti. Ama binlerce yıllık ruhani ihmal ve yozlaşmadan ötürü bu yetenek tamamen sulandırıldı ve atıl duruma geçti. “Karanlık çağlar”ı ve kilisenin tinsel enerjilerle etkileşip onları yönlendirebilen herkesi sistematik olarak yok ettiği gerçeğini unutmayın. Bunun yüzünden milyonlar öldürüldü. Bu yeteneğe sahip olan bütün soyların öldürülmesi gerekti ki kurulan bu kötücül düzen ruhaniyetten kopmuş insan üzerindeki egemenliğini sürdürebilsin.

Bir şeyi izleyerek daha kolay anlayabilenler için, meditasyon ve yoganın beynimizde (yani sadece zihnimizde değil, organ olan beynimizde ve onun fiziksel yapısında) değişiklikler yarattığını da biliyoruz.

Bu ve bu tarz araştırmalar görebileceğiniz üzere bilimsel araştırmalardır, ve bilimsel araştırmalarda kontrol grubu denen denekler sayesinde herhangi bir “müdahale”nin (yabancı literatürde intervention diye geçer, bu konuşma dilindeki müdahale değildir. Örneğin bir ilacın faydasını ölçmek için deneklere o ilacın verilmesine bir “müdahele” denir. Yani kısaca denek üzerinde etkisi ölçülmek istenen uyaranlara müdahale deniyor. Meditasyon veya yoganın faydasını ölçmek isteyen araştırmalardaki müdahale, meditasyon ve yogadır) etkilerini placebo veya ortamdaki başka uyaranlar gibi etkilerden tamamen izole bir şekilde ölçme imkanı doğuyor. Kısaca bilim dünyasında kanıtlı şeyler genellikle “uydurmasyon” değildir “placebo etkisidir yaa”yı zaten bilim adamları düşünüp placebo olmadığına emin olmak için önlemler almıştır. Bilim bu şekilde ilerler. Materyalistik eğilimlerinden ötürü modern bilim belli sorunlara sahip olsa da bilimsel yöntemi uygulamak, hemen her konuda işe yarar bir yöntemdir. Sunduğumuz verilerin meşruiyeti de buna dayanıyor. Bu olguya rağmen ısrarla “bana ne, bunların hepsi placebo’dur, kesin ip var” diyecek herhangi bir insan, bu noktada artık ya kötü niyetlidir, ya da bilimsel araştırmanın, bilimsel sürecin nasıl işlediğini bilmiyordur. Bu tarz dogmatizmlerden uzak durmak hayatınızı çok daha zengin kılacaktır, garanti ediyoruz.

Bunun üstüne bir de Şeytan’ın ismini zikretmenin bizi daha mutlu, zeki, hatta “genç” yaptığı gerçeği de cabası. https://wholesomeresources.com/1862/1862/

Aynı zamanda çok önemli bir noktaya gelecek olursak, sadece zihnimizin gücünü kullanarak “ışık” yaratabildiğimiz de yadsınamaz bir bulgudur. Bir araştırmada, denekler sadece zihinlerinin ve ruhlarının gücüyle bir bölgedeki fotonların (ışığı oluşturan temel parçacık) sayısını iki katına çıkarıyorlar. Bu “bölge” de öyle aynı odada, aynı binada falan değil, 7,330 kilometre uzakta. Bu araştırmaya da şuradan ulaşabilirsiniz: https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2625527

“Ee, ateş böceği gibi ışıyormuşuz. Havalıymış, ama ne önemi var?” diyebilecekler olabilir. Tabii, aslında materyalistik ideoloji ile açıklanamayacak ve tek başına bile bu tarz bir dünya görüşünü zorla genişletecek bir araştırma da olsa tek başına bizim argümanımızı fazla desteklemiyor. Ama şimdi, zihnmizle/ruhumuzla ışık yayabildiğimiz gerçeğini kafamızın bir köşesinde tutup devam ediyoruz. DNA’mızın ışığa duyarlı olduğunu ve ışıktan etkilendiğini biliyor muydunuz? Ve siz sormadan söyleyelim, bu da söylediğimiz diğer her şey gibi “inanç” değil, Gerçektir. Alakalı kanıtlar:
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21457072
Şimdi, ikiyle ikiyi toplayalım bakalım. DNA’mız ışıktan etkileniyor, zihnimizin ve ruhumuzun gücüyle de ışık yayabiliyoruz. Demek ki zihnimizin gücüyle DNA’mızı değiştirebiliriz. Hatta zihnimizin ışık yayabilmesi olgusu direkt olarak sadece DNA’mıza değil, gerçekliğe de etki edebildiğimizi gösterir. Spiritüel Satanizm’de yaptığımız yoga, meditasyon ve büyü gibi şeyler de zaten bundan başka bir şey değildir – zihnimizin ve ruhumuzun yetilerini eğitip güçlendirmek ve türümüzün doğuştan beridir hakkı olduğu mükemmelliğe doğru pozitif ve doğa ile uyumlu evrimini sağlamak. İkiyle ikiyi toplayamayan veya toplamak istemeyenler de olabilir, ömür boyu indoktrine edildikten sonra böyle Gerçeklerin bir anda fazla gelebildiğini anlıyoruz. Ama bu tarz insanlar için “üzgünüz” ki meditasyonun bize moleküler düzeyde etki etmesi sadece bizim vardığımız, mantıkta akılcı olmayan sıçramalarla elde ettiğimiz bir sonuç değildir. Direkt bu konuyu işleyen, sizi böyle mantık işlemlerinden “kurtaracak” bir araştırmayı da size sunarak bu konudaki tezimizi sizlerin emrine amade ediyoruz. Meditasyon ve yoga bize genetik (ve dolayısıyla moleküler) düzeyde etki eder ve DNA’mızı “onarır”:

Satanizmin İslam’dan farkı ne?

Günümüzde, yüzyıllardır ruhaniyetten tamamen soyutlanarak yaşadığımız, yaşatıldığımız için belki burada anlatılanlar özellikle de daha “rasyonel”, materyalist insanlara tuhaf, olağandışı, imkansız, deli saçması gibi gelebilir. Veya sık sık duyduğumuz gibi “Al işte, Satanizm dediğin de İslam/Hristiyanlık/[Başka bir İbrani ölüm tarikatı] ile tıpatıp aynı, en ufak bir fark bile yok!” gibi çıkışlar yapabilirler. Önce ikinci iddiaya cevap verecek olursak; Şeytan adına canlı bombalar yok, kadınları evlerine kapatma veya küçük çocuklara tecavüz etme yok, kör bir şekilde boyun eğme veya köle gibi tapınma yok. İnanç bile yok. İbrahimi inançlara din dememe sebeplerimizden biri de budur. Orijinalinde din, doğal ve Ebedi Gerçeklere dayanan, objektif olarak kanıtlanabilen, bilimi destekler ve bilim tarafından desteklenir nitelikte ruhani sistemlere denirdi. Bunları savunan Satanizm ile dünyaya acı, baskı ve ölümden başka hiçbir şey getirmeyen İbrahimi inançları aynı kefede tutmak cehaletten de öte hakarettir. Bu tarz söylemlerde bulunan insanların bir kısmı hala iyi niyetli olabilir, böyle konuşmalarının sebebiyse “din” diye tek öğretildikleri şey olan İbrahimi inançlardan zaten canları bezip ayrıldıktan sonra “din” adı altında başka her şeye kapanıyorlar, ve nispeten haklı olarak deli saçması buluyorlar. Doğal, çünkü bu tarz insanlara din adı altında kölelik, baskı ve vahşet dışında hiçbir şey gösterilmedi.

Ancak Spiritüel Satanizm’de biz böyle yapmıyoruz. İster Satanizm ile içli dışlı olun, ister Satanist olmayın, açık fikirlilikle sunduğumuz egzersizleri ve teknikleri denerseniz (bilimsel verilerin de gösterdiği üzere) kesinlikle fayda sağlayacaksınız. Satanizm’in amacı da budur, doğal kanunlarla uyumlu bir şekilde hem kişinin, hem toplumun pozitif bir şekilde, gerek ruhani, gerek de maddesel olarak dönüşümü ve yükselmesi. Bu yüzden şüphelerinizi ve bezginliğinizi anlıyoruz, ama deneyip görmek veya ebediyen sizden “yüksek” güçlerin egemenliği altında, onların yoksun merhametinde kalmak tamamen sizin seçiminiz. Biz Satanistler insanları kesinlikle zorlamayız, ama düşman için aynı şeyi söyleyemeyiz. Tavsiyemiz, hala şüphedeyseniz kendinize bir iyilik yapın ve en azından meditasyonu istikrarlı bir şekilde deneyin. Pişman olmayacağınızı garanti ederiz. Katılmazsanız da kafanızı kesmeyiz, YHWH kollektifi gibi ruhunuzu yemeyiz, cizye almayız, söz! 🙂

Zion (Siyon)/YHWH/Jehova nedir?

Yahweh Kollektifi tarafından kendi amaçları için kullanılan tinsel enerji vorteksinin ismi Zion’dur. Buna bazen Yahweh, YHWH, YHVH, Jehova, Yehova, ve Allah da denir. İncil’de “Tanrının Şehri” ve “Cennet” diye geçen şey de budur. Bu yapının ana amaçları; içinde hapsolan tüm ruhların Prana’sını (yani hayat gücünü, enerjisini) emmek ve de ona tapanlardan farklı metodlarla (dua etme, namaz kılma, tapınma, inanç sebepli savaşlarda ölenler, Kosher ve Helal adı altında “dini” kurbanlar (ki bunlar hayvandan gelen acı ve ölüm enerjisini maksimize etmek için hayvana uzun süre can çekiştirmeyi gerekli gören hayvan öldürme yöntemleri) ve ritüelistik kurbanlar) sömürülen enerji ve bu insanların ruhları için kapasitör görevi görmektir. Yahweh Kollektifinin amaçları ve bu amaçlarına ulaşmaları için anahtar görevi gören bir yapıdır, zira bu yapı onların gezegenlerarası fetih uğraşlarını hayatta tutan Prananın ana kaynağı olup aynı zamanda da onlara tapınarak ölenlerin ruhlarının asimile olacağı yerdir de.

Homoseksüellik, biseksüellik falan, bunların olayı ne?

Bu bireylere (GBLT) genel bir terim olarak Üçüncü Cinsiyet (gerçekten üçüncü bir cinsiyet olmadığının farkındayız, bu kalıplaşmış bir tabirdir) deriz. Üçüncü Cinsiyet kadim toplumlarda her zaman için yüksek, onursal pozisyonlara sahiplerdi. Bunun sebebi ruhlarındaki eril ve dişil enerjetik özelliklerin dengesindendi(r). Heteroseksüellerin üreme gibi işlerle meşgul olduğu sırada Üçüncü Cinsiyet bireyleri de orijinalinde yaratıcılıklarını sanat, bilim veya felsefe gibi çok önemli ve yüce uğraşlara akıtırlardı. Aynı zamanda azılı, kudretli, cesur savaşçılar oldukları bilinirdi. Heteroseksüeller de, Üçüncü Cinsiyet bireyleri de çok önemli. Cinsiyetler arası denge mükemmelleştirilmiş bir toplum için çok önemlidir, ve bu Üçüncü Cinsiyeti de içerir. Üçüncü Cinsiyet bireylerin genellikle “çocuk yapmadığı” için “türümüzün devamına katkı sağlamadıkları” gibi iddialarda bulunacaklar dünyadaki insan nüfusuna bakabilirler. 76 kişi değiliz, 7,6 milyar kişiyiz. Soyumuzun tükenmesi gibi bir durum söz konusu değil, dünyayı kurtardığımız sürece de asla olmayacak. Bununla birlikte, insanlık sadece sol beyin (mantık, materyalizm) ve acımasızca pragmatizm ve verim odaklı bir makine değildir, zerafet ve yaratıcılık da çok önemlidir. Kaldı ki türümüzün bekâ sorunu olarak önümüzde sadece belli bir etnik grup bulunmakta, dünyayı onların demir pençesinden kurtardığımız sürece kim kimle hangi yatakta ne yapıyor gerçekten bizi bağlamaz.

Düşman programları (İbrahimi inançlar dahil) tam da bu yüzden Üçüncü Cinsiyet bireylerini ve kadınları bu kadar aşağılayıp baltalamaya yönelmiştir. Aynı zamanda da LGBT (bizim aramızdaki Üçüncü Cinsiyet bireylerine GBLT deme sebeplerimizden biri de bu Yahudi odaklı toplulukla Satanik, doğal ve Gerçek halini ayırmaktır), feminizm gibi yine tamamen kendi tekellerinde ve kontrollerinde olan topluluklarla da kadınlara ve Üçüncü Cinsiyet bireylerine özgürlük ve eşitlik sağlayacaklarını vaat edip onları kendi amaçlarına alet etmişlerdir. Bir yandan “ibnelerin” sapık canavarlar, kadınlarınsa kontrol edilmezlerse çocuk veya egoist birer pislik olduklarını -elbette ki sadece kendi düşünceleri, ve Satanizm’de böyle şeylere tolerans yoktur- söyleyen İslam ve benzeri ideolojiler, bir yandan da bu tip insanları alıp gerçekten de bu sahte “din”lerin çizdiği nefret portresine çok benzer şekillere sokup onlarla kapıştıran feminizm veya Kültürel Marksizm gibi ideolojiler. İki tarafı da ortaya karşı kışkırtmak – Yahudilerin tipik böl ve yönet stratejisi. Ama aslında “Yahudilenmemiş” bir toplumda “üç” cinsiyetin arasındaki denge de sağlam, güçlü ve birbirini destekler niteliktedir. Hayvan krallığında da sıkça gördüğümüz bu çeşit eğilimlerden nefret edenler varsa, üzgünüz ama bunun tek sebebi İbrahimi/Yahudi programlanmanızdır. Ve istisnasız diğer her Yahudi programlaması gibi, bundan da kurtulmanızı tavsiye ediyoruz.

Seksin ruhani etkileri nedir?

Seks iki ruhun ve bunların biyo-enerjetik alanlarının ve devrelerinin birbirine karıştığı, yüksek derecede metafiziksel bir olaydır. Bu çoğu bağdan daha derin enerjetik bağlar yaratır. Tinsel enerjileri görebildiğiniz seviyeye çıkınca bu bağları kendiniz de görebilirsiniz. Sadece öpüşmenin bile böyle enerjetik implikasyonları vardır. Bu tekeşliliğe yönelmiş kişiler için sorun yaratabilir, zira varolan bağlar yeni bağlar kurmayı veya kurulan daha yeni bağlara güvenmeyi zorlaştırabilir. Günümüzde pekçok ailenin disfonksiyonel olması bu yüzdendir; zira geçmişten kalan enerji bağları bir çiftin gerçek anlamda bir “çift” olmasını neredeyse imkansız kılmaktadır.

Herkesle ve herhangi bir kimseyle seks yapmak Yahudiler tarafından özellikle de Batı kültürlerinde empoze edilen bir şeydir, çünkü onlar bunu biliyor. Ama bu bizim ülkemizde de etkilidir. Basit bir kanıt isterseniz radyoyu açıp Goldberg Plak Şirketinin (lütfen Google’da böyle bir şirketi aramayın, Goldberg popüler bir Yahudi soyismidir ve medyanın her alanında üst düzey koltukları tutmuş olan Yahudilere gönderme yapıyoruz) çıkardığı en yeni siyahi “sanatçının” seks ve madde kullanımı hakkındaki sanatsal, “süper”, “aşmış” son rap şarkısını dinleyebilirsiniz. Böyle şarkılardaki sözler zihne afirmasyon (olumlama) şeklinde etki eder. Bu yüzden savunma mekanizması zayıflamış “dışarıdakiler” de şarkı sözlerini birebir taklit eder; yani kulüplere gidip ruha, zihne ve bedene zararlı maddelere gömülüp ondan sonra da yakaladıkları ilk insanla seks yapmak şeklinde.

İnsanların cinselliklerini nasıl yaşadığı, demin bahsettiğimiz gibi bizi çok bağlamamaktadır. Ama her açıdan zararlı bir davranış söz konusu olduğunda insanları uyarmak ve mümkünse daha sağlıklı, en nihayetinde daha mutluluk verici ve doğal yollara yönlendirmek bizim görevimizdir. Nihai olarak bu tarz konularda seçim kişinin kendisine aittir. Tasdiklemediğimiz bir şey olsa bile, toplumun bekâsına tehdit niteliğinde bir şey olmasa bile, sadece bize ters geliyor diye kimsenin kafasını kesmek gibi bir derdimiz veya olayımız yoktur. Sorumluluğu sorumlulara verin (“Responsibility to the responsible”).

Succubus/Incubus nedir?

Satanik Demon’lar Tanrılığa ulaşmış, uzaylı Nordik Tanrılarıdır, ve Tanrılık da evrimin en üst basamağıdır. Succubus’lar ve Incubus’lar orijinal tanımlarıyla insanlarla ilişkiye girmeye müsait Satanik Tanrılardır. Pek çok açıdan insanlarla ilişkiyle karşılaştırılabilir ama Tanrı olduklarını düşünürsek sıklıkla daha iyidirler. Aşk, sevgi, ilgi, yakınlık, düşüncelerin paylaşımı, muhabbet gibi şeylerin hepsi -psişik olarak açık olunduğu takdirde- vardır. Cinsellik de dahil, eğer dileğiniz buysa. Tanrılarla bir ilişki kurmanın faydaları da muazzamdır. Birincisi size değer verdikleri için ruhsal gelişiminize ve en nihayetinde onların seviyesine çıkmanız yolunda size yardımcı olurlar. Astral hislerinizi açmanıza ve bu şekilde onları görüp hissetmenize yardımcı olurlar. Tabii yararlar burada bitmiyor, ama söylediğimiz gibi ruhani olarak gelişip Tanrılığa ulaşma yolunuzda size yardımcı olurlar. Bu modern succubus tanımına (yani ruh emen, seks ve enerji bağımlısı, hayvandan pek de zeki olmayan nemfoman parazitler) zıt zıtta terstir. Bu tanım da zaten YHWH kollektifi sayesinde, İbrahimi kaynaklardan böyle şeyler görüp kanacak kadar tecrübesiz ve bilgisiz zihinleri kirletip köleleştirmek için yayılmıştır. Tanrılarımız ve Tanrıçalarımız ruh yiyen, cinsel enerji içen yaratıklar olmak şöyle dursun, kutsiyetin ve güzelliğin en üst oktavından varlıklar olmalarına rağmen bizi kusurlu insan halimizle kabul edecek kadar zariftirler de.

Tanrılarla bu şekilde ilişkiler kurmayı, kendisine “çok absürt” gelmesinden başka hiçbir sebep olmamasına rağmen tamamen reddeden, imkansız gören, dalga geçen insanlara genelde Türkiye’de Satanik olduğunu iddia eden bazı kişi ve güruhlarda rastlanabilir. Genellikle bu tarz kişi ve güruhlar, gerek pratikleri (veya pratik yoksunlukları), ideolojileri ve genel hayata bakışları itibariyle Spiritüel Satanizm’le alakaları olmamalarına rağmen Satanizme ilgi gösteren insanların içine şüphe düşürebiliyorlar. Tanrılarla romantik ilişki demenin biraz sıradışı olduğunun tamamen farkındayız; ancak küresel çapta faaliyet gösteren veya yurtdışında kabul gören, tanınan Sağ veya Sol Elci neredeyse hiçbir ekole böyle şeyler ters veya imkansız gelmemektedir. Tanrılarla düzenli, hatta sık iletişimin, ve uygun görürlerse onlarla ilişki kurmanın normal ve olağan şeyler olduğu dünyadaki okültistler tarafından biliniyor kısaca. Ancak galiba içinde bulunduğumuz kültürden ötürü tuhaf bir fikir gibi gelse de, bu vardır. Doğru şartlar altında evokasyon (“çağırma”) yapıldığı sürece iletişimde pek bir sınır olmadığı gerek küresel çaptaki Spiritüel Satanistlerin, gerek başka okültistlerin bildiği bir gerçektir.

Bu olguya “inanmayan” Türkler arasında o ya da bu sebepten ötürü genellikle Ayetler ve Gerçekler Kitabı gibi kitaplara tamah eden insanları görüyoruz, diğer çoğu insan gerekli araştırmayı yapınca durumu anlamakta. Bu kitaba ve benzerlerine inananlar içinse size durumu kendi kitabınızdan da tasdikler cümle bütünleri bulunmaktadır, örneğin Gerçekler Kitabı, 2. Bölüm 19 gibi. Burada mecazi konuşulduğunu düşünenler olursa direkt birinci tekil kişi kullanılan 2. Bölüm, 17. ayet fazlasıyla yetip artacaktır.
Ve hazır bu kitapların konusu açılmışken…

“Kutsal” kitap algısını reddetiğinizi duydum, ama Satanizmin belli kutsal kitapları (Satanik İncil, “Gerçekler Kitabı/Ayetler Kitabı/İsa Kitabı” üçlemesi, vesaire.) varmış. Bunların doğruluğu nedir o hâlde?

Güzel soru, özellikle de günümüz Türkiye’sinde yeni yeni düzgün bir şekilde yayılmaya başlayan düzgün Spiritüel Satanizmin bir inanç değil de din olduğundan bahsedilince zaten İslam’dan muzdarip olan halkın otomatikmen kitabımız olup olmayacağımızı soracağını düşünürsek. Kısa cevap bu kitapların Satanizm üzerinde bir otoriteye, tekele veya mutlak bir meşruiyete sahip olmadığı. Ama zaten kısa cevaplar isteseydiniz buraya kadar okumazdınız. Uzun cevap ise yine aynı başlıyor. Bu kitaplar, Satanizm üzerinde herhangi bir otoriteye sahip değildir. Satanik İncil (Anton LaVey tarafından yazılan “Satanic Bible” olan) zaten direkt LaVey’cilerin kitabıdır, ondan burada bahsetmeye gerek yok, zira Spiritüel Satanizm ile LaVey’ci Satanizm çok farklı şeylerdir ve birbirlerini fazla ilgilendirmezler.

Ama Gerçekler Kitabı, Ayetler Kitabı ve İsa Kitabı üçlemesinden bahsedecek olursak (ki bu noktadan sonra kolaylık olsun diye bu kitaplara zaman zaman “GK”,”AK” ve “İK” diye de gönderme yapılacaktır) Şeytan’dan gönderildiğine inanılan bu kitaplarda Satanizme dair bazı temel bilgiler ve birtakım kötü olmayan ifadeler bulmak mümkündür. Tıpkı aynı şekilde İslam’da da “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”, Hristiyanlıktaki görünürde barışseverlik gibi öğretilerin ve ifadelerin bulunmasının mümkün olması gibi. Ama bu bir kitabın tamamını meşrulaştırmaya kesinlikle yetmez, özellikle de konu “kutsal” diye tabir edilen kitaplarsa. Zaten Satanistler olarak Kur’an ve İncil gibi kitaplara biat etmememiz tam da bu yüzden. Bir güzel görünen ifade diğer 100 insanlık dışı ifadeyi kurtarmaya yetmiyor. Üstüne üstlük eğer bir kitaba “kutsal” yaftası verilmeye çalışılıyorsa; o kitaptaki öğretilerin kusursuz, kolayca açıklanabilir, her devre uygun ve mantığa dayalı, hatta mümkünse istisnaya tabii olmayacak kadar genel ve genelley(ebil)ici olması gerekir. Kur’an ve İncil’de elbette bunlar yok, ve özellikle Kur’an konusunu sitemizde ve başka yerlerde rahatlıkla okuyabilirsiniz, konumuz bu değil zaten. Kur’an ve İncil’i nasıl bu “mükemmel” mantıklılık ve çelişen ifadeler olmaması standardına tabii tutuyorsak bunu GK, AK ve İK için de yapmak durumundayız.

Bu kitaplardaki olması kesinlikle meşruiyetine gölge düşürmeye yetecek bilgi yanlışlarına bakalım: Bir Tanrının Tanrı olmak için ona tapınan olması gerektiğini savunma[1] (tamamen Sağ Elci bir düşüncedir, Sol Elcilik en temelinde kişiyi kendi kendinin Tanrısı yapmayı ve Tanrılığın hiçbir şeye muhtaç olmamak olduğunu savunur), İncil ve Kur’an’da da bulunan Adem ve Havva ve Cennet yaratılış hikayesinin biraz daha katmerli ama yine aynısının gerçekmiş gibi sunulması[2] (ki bunun yanlış olduğu Adem isminin bile Sümer’lerdeki “Adimu” hikayesindeki Cadmos’tan çalıntı olmasıyla, “Adam” veya Adem’in sadece “insan” anlamına gelmesiyle kanıtlanıyor. Tıpkı her şey gibi burada olan şey de Yahudilerin ruhani konseptleri veya mitolojik olguları çalıp, bozup gerçek birer olguymuş gibi bize pazarlamaya çalışmalarından başka bir şey değil), aşırı derecede cinsellik odağı[3] (bu tam olarak bir bilgi yanlışı olmasa da aydınlanmanın, bilimin, ilerlemenin ve rasyonel düşünmenin Tanrısı Şeytan bu kadar basit bir konuda uzun uzun konuşma gereği duymaz, cinselliğe aşırı odağı olan tek kesim iblistapar diye nitelendirdiğimiz, sadece kilise veya İslam yasaklıyor diye yasaklanan şeylere aşırı odak gösteren tersten Müslüman veya Hristiyan da diyebileceğimiz kesimdir.)…

Bu özellikle can alıcı bir nokta. Bu tarz söylemlerle Satanizmi sanki yalnız, umutsuz insanlara “pazarlanacak” bir şeymiş gibi bir hale sokmaya çalışıyorlar. Aslında ucuzluğu ve onursuzluğu bariz olan bu tarz yaklaşımlar ne yazık ki daha genç yaşta gerçeği aramaya başlayan, ama bir yandan da kişisel hayatlarıyla boğuşan ergen insanlar üzerinde etkili olabiliyor. Biraz laubali olacak ama “Satanizmde kızlar teklif ediyormuş” kafasıyla gelip bu kitaplara bu yüzden bel bağlayanlar ve Gerçek Satanizmden bu sebepten soğuyanlar, hatta öğrenmeyi bile istemeyenler var. Gerçekten de, Satanist olmayıp bu kitapları bilenler bu kitaplara “seks kitabı” diyor, tüm Satanistleri de bu kitaplardan ötürü “sapık” veya “ahlaksız” zannediyorlar. Elbette Satanizmde (mantıklı olduğu düzeyde) isteyen istediğiyle istediğini yapar, tabii ki (akılcı derecede) özgürlüğü savunuyoruz. Ama bu, sözde bir “kutsal kitap”ta mütemadiyen, durmadan cinsellik empozesi yapmanın itici, yanlış ve manipülatif olduğunu değiştirmez. Öyle ki, dinimiz “Satanizm zevkin dinidir” kadar basit bir anlayışa indiregenmeye çalışılıyor. “Şeytan’a ibadeti” seks yapmak, zevk almak sanmak nedir? [4] İsterseniz orgy yapın, ancak bunu “ibadet”le karıştırmayın. Tanrılara “ibadet” etmek gibi bir kavram Satanizmde pek yoktur, ama onlara hizmet etmek isterseniz boş işlerle uğraşmayıp dünyayı kurtarmaya ve kendinizi güçlendirmeye yönelin.

Hayvanlara işkencenin ve zulmün katiyyen yasaklanmak yerine sadece Satanizm adına yapılmasının yasaklanması, böyle şeylerin “kızılacak veya kınanacak şeyler olmaması”, kanlı ayinlere hayır denmemesi, ve de üstüne üstlük isteyenin “Sadistse” bu hasta pratiklere kişisel olduğu sürece devam edebileceğinin vurgulanması, sözde Şeytan’ın bu konudaki tavrının “ben aldırmam istenenin yapılmasına” şeklinde olması[5] (ki Tanrılar doğaya herhangi bir şekilde saygısızlıktan nefret eder, sanmayın ki “tabiatınız böyle” (ki öyle bir şey yok ve olamaz, Yahudi ideolojileriyle kirletilmemiş hiçbir Centil doğal olarak böyle şeyler isteyemez) diye savunmasız hayvanlara işkence etmenizi tolore edecekler – ve zaten halkın gözünden silmeye çalıştığımız kedi kesen Satanist imajımızı daha kirletmenize Tanrılar göz yumsun.), isteyenin istediğiyle ilişki kurmasını öngören Satanizmde bilerek ve isteyerek ilişkiye girdiğiniz kişi eğer “dışarıda”ysa (yani Satanist değilse) istenildiği gibi aldatılabileceğini söylemesi ve hatta bunun yapılmak zorunda olduğunun belirtilmesi[6], üstüne üstlük aynı cümle bütününde dışarıdakilere “istenilenin yapılabileceğinin” belirtilmesi[yine aynı cümle bütününde]. Bu kadar ucu açık bir cümle, o yüzden kesinlikle masumane yorumlanmasına gerek yok, özellikle de şiddete bu kadar yumuşak bakan bir kitapta geçiyorsa. Bunu okuyan yeterince sadist bir insanın (ki bu kitapların Sadistlere yeşil ışık yaktığını bundan bir önceki örnekte görebilirsiniz, o yüzden kesinlikle olmayacak iş demeyin) yanına kalırsa dışarıdaki birini öldürebileceğini bile düşünüp çok daha yapıcı veya yapıcı olmak zorunda olmasa bile mantıklı çözüm yolları varken “nasıl olsa kutsal kitabım böyle diyor” diyip cinayete sürüklenmesi işten bile değildir. Elbette biz Satanistler ahmak değiliz, zulmedildiğinde de öbür yanağını dönen pasif varlıklar da değiliz ve bizimle uğraşan cezasını bulur; ama kutsal kitap niteliğinde olduğu söylenen bir yazının böyle kışkırtıcı bir ifade kullanması kesinlikle kabul edilemezdir.

Üstüne üstlük “bazı durumlarda” “Şeytan’a yakın olmak için” kanlı ayinler yapılabileceği vurgulanıyor (burada “Şeytan” bunu istemediğini söylese de kesin bir dille yasaklamak gibi mantıklı bir yol yerine “yapan yapsın, bu da yapılır” diyor. Bildiğiniz istemem yan cebime koyculuk.)[7], ve bu noktadan önceki birkaç cümlenin de kurduğu bağlama bakacak olursak hiç de parmaktan kan damlatma gibi bir “kanlı ayin”den bahsedilmiyor burada. Şeytan’ın kan isteyen veya bunu kabul eden bir Tanrı olduğu tamamen İbrahimi inançların çarpıtmasıdır ve kanlı ayinler sadece Jehova’nın takipçilerine mahsustur, diğer inançlara Yahudilerin kanlı, kurbanlı ayinlerinden geçmiştir. Gerçek Şeytan böyle şeyleri asla kabul etmez. Tek başına bu cümle bütünü bile bu kitapların bize ait olmayacağını, olamayacağını gösteriyor aslında.

Cinsellik hakkında da “Lucifer” insanın “asla tekeşli bir canlı olmadığının” altını ısrarla çizmiş[8], romantik olarak tek eşe odaklı olunsa bile “3-4 yıl içinde cinselliğin öleceğini ve eşlerin ondan sonra birbirini istemeyeceklerini”[9], “bunu engellemek” için de “şartlanmışlıklardan arınmayı” ve bunun için de her halükarda çokeşli olmayı ve birden çok cinsel partnere sahip olmayı öğütlemiş[10]. Cinsellik hakkındaki ufak kırmızı hapımızı okuyanlar seksin metafiziksel (ve aynı zamanda psikolojik) implikasyonları hakkında fikir sahibi olmuşlardır zaten, şimdi bu öğretinin mantıkla ne kadar tezat olduğunu görüyor musunuz? Aynı zamanda isteyen tekeşli olur, isteyen çokeşli diyen bir ayet de var, bunu kullanarak savunma yapabileceklere de hatırlatırız; Kur’an’da da bir ayet “Senin dinin sana, benim dinim bana”dır. Peki bu hangi gerçek Müslümanı kafa kesmekten alıkoymuştur? Sonuçta burada “nötr” gibi görünse de başka yerinde apaçık öldürün diyor. Bu kitapların da bir yerinde “serbest” bıraksa da başka bir yerinde apaçık böyle yapın diyor. Eğer bunlar size yeterince iğrenç gelmediyse en ağır gülleyi en sona sakladık – bu kitaplar ensest gibi iğrenç ve her açıdan zararlı bir cinsel pratikte en ufak bir sorun görmüyor [11]. Zaten biliyorsunuz, özellikle AK’da ısrarla, sürekli, durmadan “kural olmadığını”, “her şeyin serbest” olduğunu itelediğini ve böylece her tür dejenere, onursuzca, insan doğasına aykırı harekete de kapıyı açık bıraktığını düşünürsek hiç de iyiye yormaya gerek yok, zaten iyiye yorulabilecek bir şey de yok. [12]

Bu noktada şunun belirtilmesinde fayda var; zaten buraya kadar okuyan herkes rahatlıkla görecektir ki biz farklı cinsel eğilimlere negatif ayrımcılık yapan bir grup veya din değiliz. İsteyen homoseksüel olur, isteyen transseksüel, isteyen harem kurar (deneyecekseniz iyi şanslar, ihtiyacınız olacak 🙂 ) ve isteyen de sadece tek eşiyle, hatta ilk eşiyle ilk el ele tutuşmasından hayatındaki son seksine kadar her şeyini paylaşır. Satanizm’de elbette ki, alakadar olan herkes aklı başında ve memnun olduğu sürece buna karşı bir kural yoktur. Ama cinselliği bu kadar vurgulamak, üstüne üstlük de tıpkı cinsel kimlik ve oryantasyon gibi kişiden kişiye değişebilen tekeşlilik-çokeşlilik durumunun ikincisini herkese empoze etmek; İslam’da aynı şeyin sadece erkeklere tanınmasından ve heteroseksüel olmayanların öldürülmesinden ne kadar farklıdır? Bu kitaplardaki, ve diğer tüm İbrani kontrol programlarındaki sorun bu. Belli (ve zararlı) bir standardı herkese empoze etmek. Son olarak da bu kitaplara biat etmeyenlerin “hepsine” (burada özellikle 3 İbrahimi inanca dem vurulsa da hepsine ifadesi bu kitaplara inanmayan herkese yönelik olduğu şeklinde yorumlanabilir) lanet ediliyor[13]. Sadece bu cümle bütününden 3 İbrahimi inanca yönelik bir lanetleme olduğu düşünülebilir belki, ama bu cümle bütününden bir öncekine bakılırsa bu kitapları kabul etmeyen herkese (zira sadece Yahudiler, Müslümanlar ve Hristiyanlardan bahsedilmiyor) irili ufaklı hakaretler ve küçümsemeler giydirildiğini açıkça görebilirsiniz.

Satanizmin yolu diğer insanları ezmek, küçümsemek veya “onlara istediğimizi yapmak” [6] değil, Gerçeklerle aydınlatmaktır. Kendinden olmayanlara “istediğini yapmak” (ki tecavüz etmek, öldürmek veya başka herhangi bir şeye çekilebilir ve çekilecektir. “İstediğinizi yapabilirsiniz” gibi bir ifadede sınır yoktur, masumane yorumlamaya gerek de yoktur), diğerlerini güdülecek koyun veya sığır gibi görmek Satanizmin ve insanlığın yolu değil, Yahudilerin yoludur. Yahudi ırkından olmayan “goyim”lere, Yahudilerin istediklerini yapabilecekleri, bizi öldürebilecekleri bile (ama bizim onlara “vursak bile ölüm cezasına vurdurulacağımız” [Talmud, Sanhedrin 58b], bir Centil bir hahamın sözlerine karşı gelirse ölümü hakettiği ve “cehennemde kaynayan pislikler içinde kalacağı”[Talmud, Eruvin 21b], vesaire) apaçık bir şekilde Talmud’larında yazılıdır. Yani kısaca diğer insanların henüz öğrenmediği bir şeyi biliyoruz diye diğerlerini aşağılık varlıklar olarak görmek, onlara istediğimizi yapmak, aşağılamak, öldürmek gibi şeyler Yahudilerin yoludur, Satanizmin değil. Böyle köşeli olmak isteyenler, Order of the Nine Angles gibi kelimenin tam anlamıyla cinayet tarikatlarında şanslarını deneyebilirler.

Ha bir de direkt ağır bilgi yanlışlarından birini de unutmamak gerek; bu kitapta “Şeytan”ın kendisinin Seth de olduğunu iddia etmesi de cabası[14]. Lord Seth, Şeytan’ın 7 oğlundan biridir, Şeytan’ın kendisi falan değildir. bunu http://www.angelfire.com/empire/serpentis666/DEMONVIII.html#SYTRY adresinden rahatça görebilirsiniz. “Ama sen de amma JoS’çusun Seytın’s Pikak yiaaa!” diye bağıranlar olabilir; o konuda da bu sayfadakinin kanıtı için Seth’in kişisel olarak evoke edilebileceği ve bu durumun sorulabileceği (zaten bu kitapları yalayıp yutmuş, ötesini ve başka şeyleri göremeyenler genelde bu olayı da reddeder, ama çaktırmayın), buradaki bilgilerin JoS’a has olmadığı ve eski “grimoire”larda da Tanrılara dair -hakaret içerseler de- bilgilerin hatrı sayılır bir kısmının bulunabileceğini ve de Şeytan ile Seth’i aynı varlıkmış gibi gösteren tek kaynakların bu kitap ve ağır Sağ Elci kaynaklar olduğu gerçekten dikkat çekicidir. Hafif Sağ Elci veya nötr kaynaklar bile Seth ve Şeytan arasında en fazla bir paralel görür, bakınız basit bir Google aramasıyla bile bulunabilecek bu sayfa: https://werdsmith.com/genesology/AtMFm0PBM

İsa Kitabı konusuna burada değinmeyeceğiz bile, zira bu konuda zaten en aşağıda kısa ama son derece öz şekilde bilgi veriyoruz. Ve zaten kısacık kitap, isteyen okuyup kendi gözleriyle görebilir. Çok daha fazlası var, bu kitaplar derinlemesine analiz edilebilir ama nasıl Kur’an’daki ve İncil’deki her hatayı buraya dökmeye çalışsak kitap olursa (ki yapan var), bu kitaplardaki hataların hepsini gözden geçirmeye çalışmak da oldukça büyük bir belge yaratacaktır. Zaten görecek gözü olanlar için bu kadarı bile yeter de artar, kendini bilerek ve isteyerek kör edenler için ise yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur.

Şimdi, bunların hepsini geçsek bile okuyan herkesin dikkatini bu şekilde çeken, sorgulanması ve yanlışının olduğunun belirlenmesi bu kadar kolay cümle bütünlerine sahip bir kitabın bilimin, aklın, zekanın, kritik düşünmenin Tanrısı olan, derinliğini bizim tahayyül bile edemeyeceğimiz bir bilgeliğe sahip olan Şeytan’ın elinden çıkması mümkün müdür peki? Kur’an’daki gibi kana susamış, sorgusuz sualsiz itaat isteyen bir Tanrı tasviri yoktur zaten Satanizmde; kişinin kendisinin araştırıp sorgulanması beklenir. Ve araştırılıp sorgulandığında barizce görülüyor ki bu kitaplar gerçeğin ışığına tutulduğunda güneşe çıkmış vampir edasıyla yanıp kül oluyorlar. Bu noktada bu kitaplara inanmak veya inanmamak tabii ki size kalmış, ama bilin ki artık doğruluğunu savunmak imkansızdır ve cümlenin başında da söylediğim gibi bunlar artık sadece inançtır. Ve inanç gibi güvenilmez bir şeyin Ebedi Gerçek-izmde gerçeklerle desteklenmediği sürece en ufak bir yeri bile olamaz. “İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.” Friedrich Nietzsche

Akla ve mantığa inatla bu gibi anti-hayat ve anti-doğa öğretilerinin peşinden giden isterse 20 kere kanla adanmış olsun, onları bizden ve Satanist olarak saymak tıpkı aramızda yeterince uzun süre bulunanların da barizce görebildiği ve size anlatabileceği şekilde bizle amaçları uzaktan yakından kesişmeyen alakasız kontrollü karşıtlık ajanlarının aramıza karışmasına ve dinimizi yeni yeni keşfeden Centil kardeşlerimizin kafalarını bulandırmalarına izin vermekten başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Bu gibi öğretileri utanmadan, arlanmadan ve bilinçli bir şekilde insanlara en yüce doktrin olarak pazarlamaya çalışanlara hak ettikleri tüm saygıyla (yani hiç) bunu arzederiz.

Hafif konuşma dilli dipnot: O kitabın ve bölümlerin sonundaki huşu içinde verilen Amen ne lan? O da mı gözünüze batmıyor? Hristiyan kilisesinin kullandığı, kutsal AUM mantrasından bozma olan bu ibarenin bu kadar şaibeli bir kitapta yer verilmesi de mi batmadı size? Hadi AUM’a, hatta OM’a bile tav olurduk da Amen ne? Bu Şeytan’sızlar bildiğin kendi kuyularını kazıyor, cık cık cık. Bir de kendi kendine Amen demek ne? Kur’an’da amin yazmıyor, İncil’de amen yazmıyor ama sözüm ona Şeytan kendi kendine Amen mi diyor? Cehalet! Rezalet! Gülünç!
Zaten Satanus’un Latince Şeytan olduğu düşünülür ama bu konuda kaynak son derece sınırlıdır, isteyen araştırabilir (bu kesinlikle yanlış demek değil, ancak kesinlikle Satanas’tan çok daha az emin demektir). Bunun aksine Satanas, tamamen kabul görmüş gerçek isimdir. Bununla birlikte Satanus Şeytan’a ithafen kullanılan bir isim bile olsa, Latince’dir ve Latince, Satanizm için çok özel bir dil değildir. Örneğin titrettiğimiz güç kelimeleri (mantralar) genel olarak Sanskritçe kökenlidir, Latince’den çok daha eski bir dil. Amen, yine AUM’dan bozma, yozlaşmış ve kesinlikle bizle ilgisi olmayan bir kelimedir. Yani bu “dua başlangıcı” ifade kıyıdan köşeden “Satanik” gibi gelse de değildir, hatalıdır. Hatta “Amen” içerdiği için küfür niteliğinde bile denebilir.

Ayetler Kitabı 4. Bölüm, 25’te, Şeytan’ın “bilimin tanrısı” olduğu yazıyor (ve bu kitaplardaki cımbızla alınabilecek, eser miktardaki doğrulardan bir tanesi denebilir); ancak Gerçekler Kitabı gibi iddialı ve azametli bir isme sahip kitabın tamamı, tek bir bilimsel gerçeğe bile dayanmayan, sıfır kanıtla absürt hikayeler anlatmaktan çekinmiyorlar. [15] Eğer yazarın bilimden anlayışı buysa ilkokula geri göndermek gerekiyor. Sadece bu bile bütün bu kitapları tamamen ekarte etmeye yeter. Bir yandan Şeytan’ın bilimin Tanrısı olduğunu kabul edip bir yandan 5 yaşında çocuklara layık masal anlatılamaz.

Gördüğünüz gibi okuyucular, Ayetler Kitabı ve Gerçekler Kitabı’nın saçmalıklarını saymakla bitmez. Daha birçok detay var. Sadece birkaçına örnek vermek istersek tıpkı Kur’an’daki gibi, aynı ayarda ve kesinlikte çelişkiler bulunması[16] (bir tarafta katiyyen, kesin bir dille hayvanların kurban olarak görülemeyeceği yazıyor ve bu tarz insanlara lanet ediliyor, bir tarafta da “yapsanız da olur, yapın gitsin” ayarında konuşuluyor. Tıpkı Kur’an’da bir yerde “benim dinim bana, senin dinin sana”, pek çok yerde ise “kâfirleri öldürün!!!” olması gibi.); yazan kimse imladan, Türkçenin kurallarından bile anlamaması ve gereksiz derecede virgül kullanması, yerli-yersiz pek çok kelimenin baş harfini sanki unvanmışçasına büyütmesi, pek çok özel isim olmayan isme gelen eki özel isimmiş gibi kesme işaretiyle ayırması [kitabın tamamında rahatlıkla örnek bulunabilir, ama özellikle göze batan örnekler için 17] gibi ortaokul dil bilgisinden (ve hayal gücünden) öteye gidemeyen kitaplar, yine aynı kesimden insanlara hitap edecektir. Hatta bu kadar bilgiye maruz kaldıktan sonra, genç yaştaki okuyucularımızın çoğunun da Gerçeklerin farkına varıp Gerçek Satanizm, yani en doğru yol eksenine gireceklerini düşünüyoruz.

Son olarak İsa kitabından da bahsetmek gerek. O kitap için teker teker yanlışlar saymaya gerek yok, zira Gerçekler Kitabı gibi sıfır kanıtla mitolojik hikayeler anlatılıyor. Olduğunu gösteren hiçbir delil yokken ve aksine çok kanıt varken, Yahudi İsa karakteri sanki asil, özverili, sevgi dolu bir karakter, bir şehit, romantik bir kahraman, roman baş karakteri gibi gösterilmesi gerçekten gülünçtür, ve bu kitap üçlemesinin tamamında olduğu gibi sadece inanacak bir şey, tutunacak bir dal arayan ve Gerçekleri önemsemeyen, sadece bir şeyin kulağa nasıl geldiğini umursayan insanları etkileyecektir. İsa’nın bu İsa Kitabı isimli fanfiction‘daki tasviriyle, İsa’nın (var olmamış olabilir, ama var olmuş olsaydı bile sözde hayatı hakkında bilgi alabileceğimiz tek kaynak olan) İncil’deki tasvirini karşılaştırmak, bu kitabın helakı reddiyesi için yetecek de artacaktır. Bunun için de yıllar önce bu konuyu düşünüp güzel bir karikatür hazırlamış Luciferian Libertarian Front’tan şu karikatürün Türkçe’sini size sunuyoruz:

Bunların hepsinin üzerine bir de ruhani olarak gelişmemiş veya zayıf bireylerin genel olarak bu kitapları bu tarz önbilgiler olmadan okuduklarında aşırı duygusal tepkiler vermeleri (okuduğunda ağladığını ileten kişilere rastlamışlığımız var, acaba ensest “ayetleri”nin sapkınlığına dayanamayıp mı ağladılar 🙂 ) ve mantıksal bir sebebi olmadan bu kitapları çok hayranlık verici, aslında oldukça sıradan ve hatta banal kelamlarını çok “etkileyici” bulmaları son derece dikkat ve kuşku çekici. Bu fenomen ve buna ruhani olarak güçlü ve/veya güç meditasyonlarını aksatmayan bireylerde rastlanmaması bu kitapların inandırıcılığının arttırılması için (tıpkı Kur’an ve İncil gibi) efsunlanmış olabileceği ihtimalini de gözler önüne getiriyor. Tabii ki bu olsa olsa anekdotal kanıt olduğu için en sona ekliyoruz ve ikna edici, gerçeğe dayalı argümanlarımıza dahil etmek yerine sadece mantığınızdan sonra sezginize hitap etmek, ve bu gerçeğe dikkat çekip düşman literatürünü araştırmak isteyebilecek kişilerin dikkatli olması için ufak bir uyarıda bulunma yolundan gitmek çok daha Gerçekçi olacaktır.

Son olarak yukarıdakiyle birlikte düşünebileceğiniz çok önemli bir nokta da şudur. Hadi bu kitaplar “Satanizm” ile ilgili kitaplar diyelim. İyi, güzel, tamam. İsteyen düzinelerce farklı “Satanik” ekol bulur, hepsi de kendine o ya da bu şekilde “Satanist” der. Peki kim hangi akılla, ne sebeple, nereden esti de bu kitaplara Spiritüel Satanizmin kitabı dedi? Bunu hiç düşündünüz mü? Kim, Joy of Satan menşeili bu tabiri alıp, kitapların hiçbir yerinde en ufak bir bahsi bile geçmemesine (ve spiritüelizmden tamamen uzak olmalarına rağmen) bu kitaplara Spiritüel Satanizmin kitabı dedi? “E ama kitabı olan Satanik ekol de az, ondan olmasın?” ve benzeri argümanlar da yersiz ve mantıksal olarak yanlış. Birincisi kitap olgusu Spiritüel Satanizm’de hiçbir zaman güçlü bir yer etmemiştir. Tamam, bir Kitab-ı Celve’miz var ama çok merkezi bir yer tutmuyor ki bizim ideolojimizde. Ama kitapçı her tarikata bakıyorsunuz, işleri varsa yoksa bu kitap. Ötesi yok. İkincisi de inanın, “Satanik kitap” olgusu hiç de öyle daha önce görülmemiş bir şey değil. Bunun gibi yurtdışında, tıpkı aynı delilik seviyesinde (hatta bazı açılardan daha bile kötü) Liber Azate’ci “Anti-Kozmik Satanistler”i var. İnananları “Şeytan ve Demon’lar “”anti kozmik tanrılar”” (ne demekse), onlar geri gelince hepiniz öldünüz oğlum! Sizi kurban edeceğiz!” ayarındalar, gerçekten abartımız yok. Onlar kendilerine Spiritüel Satanist demiyor, bu kitap üçlemesine inananlar nereden diyor? Bu fikri ortaya kim attı? Neden kimse sorgulamıyor? İnananların kendileri bile bilmiyor. Bu ve içindeki şeylerin Gerçek Spiritüel Satanizme tamamen ters olması gibi sebeplerden ötürü, aklımıza gelen tek olasılık bu fikri ortaya atan kişinin bunu kötü niyetle yaptığıdır, tıpkı bu kitapların yazılması gibi. Bu kadar çürütmeden sonra yine inanan yine inansın (sonuçta Kur’an hakkında iki kelime yazınca her okuyan inanmayı bırakmıyor ne yazık ki), ama bu inananların kendine durduk yere Spiritüel Satanist demesi çok saçmadır.

Bunları kamu olarak sizlere sunuyor, Türkiye’de Satanizm ayaklar altına alınamaz diyoruz. Son olarak, “Bu kitaplara giydirip sonra Kitab-ı Celve’yi niye kutsal sayıyorsunuz?” diyecekler olursa da cevap çok basit. Tanrıların, bilhassa da Şeytan’ın ağzından çıkan her söz, kelimenin tam anlamı ile KUTsaldır. Ve bu çöplük kitaplarla, Kitab-ı Celve gibi temel yönergeler ve dikteler sunan kısacık bir broşür niteliğindeki kitabı karşılaştırmak gerçekten absürt olur. Ve Satanizm bu kitapla başlar, devam eder, sonu ve sınırı da budur gibi bir olay da kesinlikle söz konusu değil. Şeytan “doğru yola kitapsız götürür”, bunu unutmayın. Aydınlanma için bir kitaba, bir peygambere, bir kahine, kısacası hiçbir “anahtar figüre” bel bağlamamız gerekmiyor. Satanizmde arabulucu yoktur.

Referanslar:
[1]: Gerçekler Kitabı 1. Bölüm/1.
[2]: Gerçekler Kitabı 1. Bölüm/50.
[3]: Bu konuda verilebilecek nokta atışlı bir referans yok (aslında var, azıcık daha okuyun), ama GK ve AK’nin genel tablosuna bakılacak olursa cinselliğin ve çok spesifik türde cinselliklerin (çokeşlilik, grup seks ayinleri, vesaire) empoze edildiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Ama bu kitaptaki Şeytan tasvirinin cinselliği bu kadar yoğun bir şekilde vurgulamasının asıl sebebini görmek için Gerçekler Kitabı 1. Bölüm/83’ten itibaren okuyabilirsiniz. Görünüşe göre özgürce yapılan seks Şeytan’a “ibadet”miş, ve hatta burada uzun uzun anlatılan tasvire göre “Adem ve Havva”‘nın seksinden Şeytan resmen kafa olmuş ve bununla “beslenmiş”. Baştanrımızı bu şekilde aşağılayıcı ve basitleştirici bir hale sokan bu ahlaksız tasvir, Şeytan’a yakışmaz. İnsanların duygularından ve yarattıkları enerjilerden beslenen tek varlık türü astral parazitlerdir. Yahweh de bunlardan biridir, süper jumbo boyda bir astral parazit olsa da parazittir.
[4]: Ayetler Kitabı 4. Bölüm/24.
[5]: Ayetler Kitabı 5. Bölüm/56, 57.
[6]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm/80.
[7]: Ayetler Kitabı 5. Bölüm/56.
[8]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm/43, 44.
[9]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm/45.
[10]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm/44, 51. (Not: Böyle şeylere imkan tanınması kötü değil, ama zaten Satanik ilişkilerde tabu algısı pek olmayacağından tekeşlilerin tekeşlilerle, çokeşlilerin çokeşlilerle birleşmesi beklenir, zira birinin cinsel tercihlerini öğrenmek ve bunau da eş seçme kriterleri arasına almak Satanistler arasında burada büyütüldüğü gibi olağanüstü bir olay değildir.)
[11]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm, 58.
[12]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm 63, 7. Bölüm, 34, vesaire.
[13]: Ayetler Kitabı 3. Bölüm 40, 41.
[14]: Ayetler Kitabı 1. Bölüm, 1.
[15]: Açıkçası Gerçekler Kitabı’nın tamamı.
[16]: Ayetler Kitabı 5. Bölüm, 62.
[17]: Ayetler Kitabı 8. Bölüm, 1, 5, 7, 10. Özellikle 5’te apaçık ve amatörce yazım hatası bulunuyor, 10’da ise hem Şehvet, hem Getiren ayrı ayrı özel isim olarak kullanılmış (!!!). “Şehveti Getiren’im” yerine “Şehvet‘i Getiren’im” yazmasından görebilirsiniz. Yeterince dilbilginiz varsa özellikle bu kısmı okurken cringe‘lendiğinizi biliyoruz, aynı cringe’i sizinle paylaşıyoruz. Artık geçti, güvendesiniz. 🙂

Goetia Nedir?

İnsanlığın Tanrılarının Demonlar olduğu ve onların faydalı ve yardımsever varlıklar oldukları antik zamanlarda açıkça biliniyordu. Sadece ve sadece İbrahimi (Yahudi) inançlarının ortaya çıkışıyla Demon’lara kötü bir ışıkta bakılmaya başlandı. Bu iğrenç paradigmanın bir parçası da Goetia pratikleridir. Tanrılar Goetia’da korkunç canavarlar, hayvanlar veya yaratıklar olarak sunulmuştur, ki bu da Yahudi emellerine -yani Centil insanlığın Tanrılarıyla gerçekten bağlanmasını engellemek- uygun bir şekilde popüler kültüre kaynamıştır. “Goetia” terimi Grekçe gerçekte “Büyülü Güzelliğe Sahip olan” (“He of Magickal Beauty“)/”Tanrılarla İşbirliği/İlişki/Görüşme İçinde olan (“He Who Associates with the Gods“)”/”Büyücü (“The Magician“)” anlamlarına gelen “Goetis/Gois” kelimesinden gelmiştir. Grekçe “Γοης”[Go-yis]” kelimesi bunla bağlantılıdır ve günümüzde Yahudiler tarafından kullanılan hakaret dolu “Goy” kelimesinin kökenidir. Ama asıl, kadim anlamı “Tanrıların/Demonların Büyücüsü (“Magician of the Gods/Demons“)”dür. Kadim zamanlarda Goetes kelimesi Tanrılarla ilişkisi olan kişileri belirtmek için kullanılırdı. Goetes’ler Paganlardı, Orpheus (Grek/Orphik gizemlerin) öğretmenleriydiler ve muazzam derecede güçlü büyücülerdi. Bu kelime İbranice’ye (inançlarında, kültürlerinde ve dillerinde olan diğer her şey gibi çalınarak) türetildi ve anlamı “bihaber yaratık”/”aptal hayvan” anlamına çevrildi, ki bu da Yahudilerin aramızdakilerin en iyileri hakkında bile ne düşündüklerini gösteriyor.

Ars Goetia ve benzeri ruhani istismara dayalı Demon çağırma metodları; hakaretlerle ve istismarlarla dolu, düşman bir Yahudi “Grimoire”ıdır. Centil/Pagan Tanrıları hakkında yalanlarla doludur ve Demon’ları bağlamak ve istismar etmek için teknikleri anlatır. Bu kitaplar Yahudi büyüleriyle doludur ve bunların içindeki teknikleri kullanmak felaket davet etmekten başka bir şey değildir. Bu kitaplardaki metodları kullanarak bir Tanrı/Demon çağırmak için Yahudi “Tanrı”sının sürüyle ismini anıp ona dua etmek, tapınmak ve övünmek gerekir. Ondan sonra çağrılmaya çalışılan Tanrıyı/Demon’u lanetleyip “Yahudi “Tanrı”sının adına” ortaya çıkmasını talep etmek gerekir. Ars Goetia “9 ayaklık çember”ler, Tanrıların/Demon’ların “gitmek için izin”e ihtiyaç duymaları, ve Demon’ları pirinçten yapılma bir objenin içine “mühürleme”ye çalışma gibi tekniklerin çıkış noktasıdır. Bu teknikler eskiden nispeten işe yarıyor olsaydı bile kelimenin tam anlamıyla Tanrılarla aşık atmak gerçekten hiç sağlıklı değildir, zira tüm ömrünüzü “koruyucu çember” içinde geçirmeyeceksiniz. Ve bu işin ölümü ve öldükten sonra istismar etmeye çalıştığınız bu Tanrılar tarafından intikam alınması kısımları da var.

Çağrılmak istenen Demon’a (Tanrıya) olabildiğince düşman YHWH kollektifinden, o Tanrıyı çağırmak için “yardım istemek” ve bunun için kanlı kurbanlar vermek ne kadar akıllıca? Pek çok popüler Demon çağırma rehberinde, sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi bunlar sunuluyor. İnsanlığın düşmanı olan kollektife yalvarmak size batmıyorsa, çağırmaya çalıştığınız varlıklara da düşman olması ve bu durumun absürtlüğü batsın. O da batmıyorsa, Tanrı dediğimiz varlıkları çağırmak için ne hikmetse canlı bir hayvanı katletmek, mühürlerini kanla çizmek gibi iğrenç şeyler batsın. Satanizm bu değildir ve Demon’lar, böyle varlıklar değillerdir; böyle metodlara cevap vermezler.

ÖNEMLİ NOT: Ars Goetia’nın metodları etkili olmayı TAMAMEN BIRAKTI, çünkü Demon’lar Yahweh kollektifinin kötü etkilerinden on yılı aşkın bir süredir tamamen özgür bırakıldı. Bu metodları kullanmak sadece sizi köleleştirmek isteyen, sahtekar varlıklarla iletişim kurmanıza yarayacaktır. Güvenilir, saygılı, kolay, ve tavuk kesme gerektirmeyen bir şekilde kadim Tanrıları davet etmek varken böyle dejenere yöntemler hem aptalca, hem tehlikelidir.

Baphomet Nedir veya Kimdir?

Evet, ünlü Baphomet. Bu da aslında yanlış yorulmaya çalışılan sembollerden biri. Şeytan’ın sembolü (veya yerine göre Şeytan’ın kendisi) olduğu, direkt bir Tanrı olduğu gibi şeyler anlatılır. Aslında çok basit. Baphomet bir “varlık” değil, bir semboldür. Ruhani mükemmelliğin sembolü.

Dikkatli bakarsanız Baphomet tasvirinde hem eril (geniş omuzlar, kaslı kollar), hem de dişil özellikler (göğüsler, ince bel) vardır. Bu ruhun hem eril, hem de dişil enerjilerinin mükemmel dengeye ve rafine bir seviyeye ulaşmışlığını simgeler. Tanrı olmak için gereksinimlerden birisi bu enerjiler üzerinde tam hakimiyet ve denge kurmaktır. Beyaz ve siyah aylar da (bazen Güneş ve Ay şeklinde de olabiliyor) yine zihnin ve ruhun eril ve dişil yarılarını temsil eder.

Boynuzlara geçelim. Üç boynuz var; ikisi iki tarafa giden, biri de tam oradan yükselen ve ucunda alevler olan. Bu da çok bariz bir şekilde hepimizin vücudunda bulunan dişil ve eril (sırasıyla) Ida ve Pingala enerji kanallarını simgeler. Ortadaki alevli boynuzsa Sushumna enerji kanalını simgeler. Bu da “yanan” Kundalini enerjisinin yükseldiği enerji kanalı. Aynı zamanda da Baphomet’in bacaklarının arasındaki aynı semboloji de yine buna işaret eder. Ida, Pingala ve Sushumna kanalları böyle iç içe geçmiş yılan şeklindedir. Bu aynı zamanda Tanrı Hermes’ın asasının (bizim Tanrılardan biri yine) da sembolüdür.

Yani boynuzlar ve yılan sembolojisi ruhun mükemmelliğe ulaşmasındaki son adım olan Magnum Opus’un (Latince’den “Büyük Uğraş” diye çevrilebilir) bir sembolüdür. Kanatlarsa aslında biraz düz mantık. Her ruhun kanatları vardır ve güç meditasyonunda ilerledikçe ruhunuzun bir anda kanat çıkardığını görebilirsiniz. Kanatlar, ruhani gücün ve özgürleşmenin de sembolüdür.
Keçiyse sadece Şeytan’ın hayvanlarından biri. Kötülükle, kurbanlarla, kesmeyle biçmeyle alakası yoktur. Keçi, aynı zamanda iradesi, zekâsı ve (yabani olmayanlarının) insanlara dost olabilmesi itibariyle, Hristiyanların ve Müslümanların sevdiği koyuna kıyasla Centillerin hayvanıdır.

Son olarak da eller. Biri yukarı, diğeri de aşağıyı gösterir. Bu da okültte ve ruhaniyette çok ünlü bir prensip olan “Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir”i simgeler. Yani tinsel düzlemlerde nasılsa tensel düzlemlerde da öyle zuhur eder. As above, so below.

Peki Satanizm’deki karanlık olayı ne iş? Tanrılar parlak, güzel varlıklar, dinimiz doğanın dini falan diyorsunuz ama kesin kedi kesiyorsunuzdur!

Satanizmin “karanlık” ile olan ilişkisi tamamen çarpıtılmıştır. Bu öcüler, iskeletler, zombiler veya bu tarz başka saçmalıklarla alakalı değildir. Satanik “karanlık” “yang”daki (ışıktaki) “yin” (karanlık) ile ilgilidir. Bu ruhun dişil tarafını, meditasyon ile eriştiğimiz bilinçaltını temsil eder. Şeytan’ın Yılanı (Kundalini) ruhun dişil tarafındandır. Ruhun eril tarafı mantıklı tarafıdır – sol beyin. Dişil taraf beynin sağ tarafıdır. Ruhun hem pozitif, hem negatif kutupları vardır. Eril de, dişil de birlitke çalışmak zorundadır. Mantıksal erkek tarafı; yani sol beyin dişi tarafı düşünce ve irade ile yönlendirir. Ruhun dişi tarafı ise ruhun güç merkezidir. Dişil taraf, mantıksal eril tarafta üretilen fikirleri ve düşünceleri meydana getirir. Dişil taraf aynı zamanda ruhun yaratıcı tarafıdır; rüyalar, müzik, duygular ve sezgiler. Kişinin “kaderi”ni yönlendirme gücü ve bununla birlikte gelen ruhani özgürlük ruhun dişil tarafından olduğu için Hristiyanlık, İslam ve benzeri programlar kadınları alçak bir imaja sahip göstermeye çalışıyorlar; örneğin İncil’de kadınlara durmadan edilen hakaretler ve İslam’daki… Herhalde söylememize bile gerek olmayan sınırsız miktardaki aşağılamalar, tehditler ve aşağı görme, vesaire. Üstüne üstlük bunların hepsi bilinçaltına, sübliminal seviyeye ruhun dişil gücünü reddedip bastırmak üzere yansır.

Üzerimize yüzyıllardır empoze edilen bu gerçek ruhaniyeti yok etmekten başka amacı olmayan çöplük niteliğinde ideolojilerden ötürü ruhun dişil tarafı ve onun güçleri de azalıp küçüldü. İnsanlığın ve bu dünyanın bu kadar çirkin sorunlarla yüzleşmesinin sebeplerinden biri de budur. Bu nesilden nesile geçen, çok ciddi bir dengesizlik kurmuştur. Satanizm, ruhun dişil tarafını güçlendirerek tekrar denge edinmek ve ruhani sağlığımızı geri kazanmak, aynı zamanda da bireyi güçlendirmek üzere güç meditasyonuyla çalışır.

Uyuşturucuların etkileri nedir? Madde kullanıp 3. Gözümü açabilir miyim mesela?

Yapay psikoaktifler, veya daha sık kullanılan ismiyle uyuşturucular, günümüzde bile pek çok insanın içgüdüsel olarak özlemini duyduğu ruhani tecrübelerin eksikliğinin yarattığı boşlukları doldurmak için Yahudi sponsorlu, Kosher bir alternatiftir. İşin doğrusu ise bu maddelerin enerjetik bedene çok büyük yıkıcı etkileri olduğudur. Örneğin uyuşturucu madde kullanımında, kişinin biyoelektrik alanı (aurası) aşırı hızlı ve dengesiz bir şekilde genişler. Bu kişinin biyoelektrik alanını bir örümcek ağıyla karşılaştırılabilir bir şekle sokar – çünkü aurada kelimenin tam anlamıyla delikler açar. Auradaki bu delikler kötü amaçlı varlıklar, negatif enerji girdapları ve hastalıkların bireyin (enerjetik veya maddesel) bedenine girmesi için açık kapı gibidir.

Hemen her psikoaktif bu etkiye sahiptir. Bedenin biyoelektrik alanı fazla hızlı genişler, aurada delikler meydana gelir ve tebrikler, artık ele geçirilmek için müsait bir ev sahibi bedensiniz! Bu maddelerin kullanımından ötürü kişinin hafızasında “kara delikler” (o süre zarfında yapılan ve yaşanan hiçbir şeyin hatırlanmadığı boşluklar) oluşması veya kişinin kişiliğine çok aykırı davranabilmesi tesadüf değildir. Alkolün bile eski İngilizce’deki karşılığı “ruhlar” anlamına gelen “spirits“tir.

Kısaca uyuşturucularla gerçek ruhaniyet el ele yürümez. “Ayahuasca içip Üçüncü Gözümü açayım” düşüncesi, “Stereoid kullanıp hızlı kas yapayım” düşüncesiyle aynıdır. İkisi de tembellikten çıkma bir kısa yol arayışıdır, ikisi de insanı sonunda başladığından bile kötü duruma götürür. En nihayetinde seçim hakkı kişinin kendisine aittir; ama bu şekilde madde kullanarak zihninizi ve ruhunuzu tahrip edici zararlara açacak olursanız bunun tüm sorumluluğu da, seçim hakkı gibi size aittir. Bunun ruhaniyetle uzaktan yakından herhangi bir alakası olduğunu düşünmek hata etmektir. Zaten ihtiyacınız da yok, biraz pratikle göreceksiniz ki meditasyon ve yoga, herhangi bir maddeden çok daha iyi “””kafa yapıyor”””, hem de tamamen sağlıklı, sürdürülebilir, zararlı olmamak şöyle dursun faydalı ve mutluluk verici bir biçimde.

Satanizm ahlaka nasıl bakıyor?

İnsan ahlakı veya etiği kişinin, çevrenin ve türümüzün gelişimi ve büyümesi prensibine uyup uymadığıdır. “Büyüme” ruhta zaten varolan metafiziksel yapı planına doğru gelişmek, rafine olmak ve evrimleşmektir. DNA’yla karşılaştırılabilir, ama ruh seviyesindedir. Ruhani olarak gelişmek kişiyi daha “iyi” bir insan yapacaktır ve aynı şekilde neredeyse evrensel olarak “kötü” diye tanımlayabileceğimiz insanların gelişmiş ruhları olamaz; çünkü insan türünden bireyler olarak gelişimimiz, kelimenin tam anlamıyla türümüzü umursayarak yapılmak zorundadır. Burada ahlakı katı, asla değişmez, akılcılıktan uzak ve keyfi kurallar olarak algılamamak lazım. Önemli olan haklılığı mantıksal düzeyde hiçbir şekilde savunulamayacak olan davranışlardan kaçınıp yine mantıksal olarak yapılması uygun olan davranışlara yönelmeye çalışmak. Örneğin -ve bu aşırı örnek için kusura bakmayın ancak vermek istediğimiz mesaj için evrensel olarak katılınabilir bir örnek vermemiz gerek,- bir bebeğe tecavüz etmenin hiçbir haklı açıklaması veya bahanesi olamaz, ve neredeyse her insan böyle insanlık dışı bir eylemi gerçekleştirmektense haklı olarak ölmeyi yeğler. Zayıfları baskılayıp onlar üzerinden haksız kazanç elde ederek gelişen bizler değiliz, kertenkelemsi uzaylı türü olan Reptilian’lar ve resmen onların burnundan hık diyip düşmüş, onların genlerine sahip Yahudiler.

Bunu sadece nefret yaratmak için söylemiyoruz, ama en basit bir örnek verecek olursak sadece onlardan çıkmış “sünnet” isimli inanılmaz kanlı, acılı ve ömür boyu gerçekten büyük bir fiziksel ve zihinsel travma ve sorunlar yaratan kan kurbanı ayini de onlardan çıkmıştır, ve hatta onlarda bu bir haham tarafından bebeklere yapılır ve sonra haham bebeğin kanayan cinsel organını emerek “””temizler””” (!!!). Evet, bu gelenekleri. Hayır, en ufak bir abartı bile yok. Araştırabilirsiniz. Hahamın uçuk hastalığına yakalanmış olduğu zamanlar bunu bebeğe geçirip bebeğin öldüğü, bunun haberinin yapıldığı vakalar bile olmuştur. Eminiz ki bu kısmı okurken midenizde size o insan olmanın verdiği doğal etikten ötürü yadsınamaz bir tiksinme hissi oluşmuştur. Hissettiniz, değil mi?

İşte gerçek ahlak budur. Bu hissi oluşturacak şeylerden kaçınmak ve bu hissin tam tersi olan kutsiyet, yücelik, mutluluk ve özgürlüğü birey, toplum ve tür seviyesinde arttıracak davranışlarda bulunmak ahlaktır, etiktir denebilir. Bundan ötürü bazı durumlarda adam öldürmek bile gayet normal olduğu için (özünüzü, toplumunuzu, vatanınızı, ırkınızı savunmak gibi) böyle bir şeye direkt ahlaksız demek yerine durumu göze almamız gerekir mesela, bazı temel şeyler hariç katı ve değişmez kurallar, esnek ve değişken insanlık için uygunsuzdur. Ahlak kelimesini kullandığımız için Satanistler pasif zannedilmesin, zira Satanistler hiçbir şart altında istismara göz yummaz. Kötü örneklerden sonra da iyi örnekler basit. Yardıma (her türlü; entelektüel, duygusal, fiziksel, enerjetik, vesaire) ihtiyacı olan ve bunu hakeden bir insana eğer ki bunu sağlamak mantıklıysa destek olmak da örneğin ahlaki bir davranıştır. Kısaca bizdeki ahlak tanımı toplumda kemikleşmiş ahlak tanımından çok sadece “gece kendinle kaldığında deliksiz uyuyabileceğin şekilde davranmak”tır denebilir. Bu etik duygusu zeka ve ruhani açıdan hayvanlardan üstünleştirilmiş bizlere Tanrılar tarafından bahşedilmiştir, aynı zamanda da hayvanlarda bile bulunan kendi türünü koruma içgüdüsüdür. Bunları takip ettiğiniz sürece herhangi bir “kutsal kitap”a bağımlı kalmanıza gerek yoktur.

Alternatif Sağ (“Alt-right”) akımı nedir?

Yahudiler yakın zamanlarda insan halklarından onların planlarını saptırıp güçlerini düşürebilecek, büyük çapta bir tepki gelebileceğini biliyor. Yahudi Marx, sentez/karşıtların birleşimi ve bunun sayesinde yeni formların ortaya çıkma idealinin Yahudiler tarafından kontrol edileceğini söylemişti. Ki zaten bu sentez de Yahudilerin bulundukları toplumları yozlaştırmalarının anahtar bir prensibidir. Örneğin Yahudi kontrolünü destekleyen bir Yahudi “dini”/politik hareketi olan Hristiyanlık, Paganizmin Musevilik ile sentezidir. Bu “alternatif sağ” akımı da artık iyice yaklaşan büyük çapta Centil başkaldırısını kontrol etmek için bir sentez. Trump da Rockefeller’lar ve Rothschild’lar gibi Yahudi elitleri için bildiğiniz paravan niteliğinde şirketlere sahip olan, Yahudi kontrolünde bir ajandır. Ve alternatif sağın yeni maskotu olan Trump da Kosher, neo-Cohen, -Yahudi değerlerine dayalı- “modern” bir Nasyonelizm ilkesini iteleyerek yaklaşan uyanışı eritip dağıtmak için yerleştirilmiştir.

Bu, daha önce Soğuk Savaş zamanlarında Yahudi Rockefeller’lar John Birch topluluğunu kurduğunda da yapıldı. Aynı Yahudiler Amerikan Komünist Partisi’ni de kurup para desteği vermişlerdir. Bu olay zamanın sağcılarına güçlerini kaybettirmiş ve Komünizmin (yani Yahudi Globalizminin) ilerlemesine izin vermiştir. Ve şimdi de günümüz halkları tekrar daha geleneksel değerlere geri dönüş yapacakken Yahudiler yeni sentezi bunu kontrol etmek için empoze ediyorlar, yani Alternatif Sağı. Alternatif Sağı destekleyen kamu figürleri de genel olarak şüphelidir, ve pek çoğu Yahudidir veya Yahudi bağlantıları boldur, yani kontrollü karşıtlıklardır, örneğin alternatif sağın poster çocuğu niteliğindeki Ben Shapiro, veya Milo Yiannopoulos. Kamusal bir karşıtlığın etkili olmasının sebebi de içine sızdığınız grubun ivmesini kullanıp kendi hedeflerinizi ilerletebilmenizdendir. Bu sayede sadece rakiplerinizi baltalamakla kalmayıp kendi amaçlarınızı da daha da ilerletmiş olursunuz. Sağ demişken…

Sağ El Yolu/Sol El Yolu nedir?

Özellikle ülkemizdeki anlayışıyla Sağ El Yolu “iyilik yolu, hak yolu, ahlaklı” yol; Sol El Yolu ise “şeytani, kötücül, bencil” yol olarak düşünülür. Ancak bu böyle değildir. Ahlak, antik toplumlarda aramızda yaşamış olan Tanrılarımızın bize tarım, felsefe, bilim, sanat, ruhaniyet gibi çok önemli şeylerin yanında öğrettikleri bir şeydir. Aslında ahlaktan ziyade etik diyelim. Bunun en büyük kanıtı da yüksek rütbeli Demonlar arasında bile insanlara etik öğretmeye uzmanlaşan Demonlar olmasıdır. Burada ahlak yerine etik deme sebebimizse ahlakın genel tanım olarak dışarıdan empoze edilen ve mantıklı olmak zorunda olmayan değerler bütünü olması (mesela İslami “ahlak”a göre küçük kızlara tecavüz etmek serbest ve hiçbir sorun yok); etiğinse genelde kendi içimizden gelen, vicdana, mantığa, onura ve inceliğe dayanan bir anlayış olmasıdır. İçimizdeki vicdan tamamen onlardan, ve bu vicdanı nasıl kullanabileceğimizin bilgisi de. Tabii bu farkındalığa sahipseniz ister ahlak, ister etik, ister elma armut diyin, fark etmez. 🙂

Yani Satanizm Sol El Yoludur, ama Sol El Yolu “kötülük”, Sağ El Yolu da “iyilik” üzerine kurulu değildir. Bundan alakasız bir şekilde Sağ El Yolu sözde kendinden yüce bir varlığa boyun eğmek, pasifçe tapınmak, “egoyu yenmek” veya “nefsi köreltmek”, kişisel arzu ve istekleri doğadışı bir şekilde baskılamak ve başka envai çeşit keyfi kurallara dayalı yollara denir. Aynı zamanda Sağ El Yolu ideolojilerinde “sevgi”, “evrensel uyum” ve “barış”a doğadışı, yapmacık denilebilecek miktarlarda bir odak da olabiliyor, tamamen bireyleri uyuşturup pasifize etmek adına. Sol El Yolu ise kişinin kurtuluşunu, yükselişini ve güçlenmesini kendi ellerine aktif bir şekilde almasına ve dıştan gelen doğadışı dayatmalara boyun eğmemesi anlamına gelir. Güç meditasyonu uygulayan ve belli bir varlıktan medet ummak yerine kendi gücünü kendinde bulan, kendi kurtuluşunu kendinden başka kimsede görmeyen ve kendini gereksiz yere sınırlamayan herkes o ya da bu şekilde Sol El Yolu pratisyeni demektir.

Yani iyilik-kötülük değil, pasiflik ve aktifliktir. Şunu da eklemek gerekiyor, Sağ El Yolunu takip edenler insanlığın ve bu gezegenin düşmanlarına ister istemez hizmet etmekte. Düşman, onlardan ve tapınanlarından aldığı enerjiyle gezegene ve tüm insan halklarına hayatı dar etmekte. Bunun “ahlak” ile hiçbir alakası yoktur. Bunun aksine biz Satanistlerse, Sol El Yolunu takip edip kendimizi güçlendiriyoruz, ve sorumluluğu üzerine alan bireyler olarak kendimizi gezegenimizden, halkımızdan da sorumlu, elimizden geldiğince onlara da yardımcı olmakla yükümlü hissediyoruz. Sağ El Yolu takipçileri dünyanın talan olmasına katkı sağlarken, biz Sol Elciler ise kelimenin tam anlamıyla dünyayı kurtarmak için özveriyle çalışıyoruz. Eğer bundan daha iyi bir “iyilik”, daha ahlaklı bir “ahlak” tanımınız varsa önerilere açığız.

İnsanlığın zorla dejenere edilmesi.

Yiyeceklerimiz bizi sürekli bir hastalık halinde tutmak için durmadan kirletiliyor. GMO’lara bakın – doğadışı adaptasyonların tepe noktası. Bu yetmezse sadece sıradan bir kutu meyve suyunun içeriğine bakıp boğazınızdan aşağı, direkt beyninize ve iç organlarınıza gönderdiğiniz yapay, toksik maddeleri öğrenebilirsiniz. Bu yıkıcı nörotoksik karışımları milyonlarca insan isteyerek tüketiyor.

Hava gibi yeri doldurulamaz bir şey bile -hatta özellikle o- kipkirli. Saatte birkaç kez kafamızın üzerinden geçen uçaklar hepimizi kanser hücrelerinin büyümesini destekleyen, ciğerlerimize kadar giren ultra küçük partiküller altında duş aldırıyor resmen. Ve bu partiküller akciğerlerimizden diğer organlarımıza dolaşım yoluyla yayılıp daha pek çok hastalığın habercisi oluyor.

Aşılara da bakmak lazım – cıva gibi nörotoksikliği bilimsel olarak kanıtlanmış ölümcül metallerle dolu olup yine de insan bağışıklık sisteminin kaldırabileceği dozajların kat kat üstünde miktarlarda bu ve başka ölümcül maddelerle dolular. Bunlar zayıf, çok küçük çocukların bedenlerine enjekte ediliyor, ki onların bağışıklık sistemleri böyle enfeksiyonları daha da az kaldırabilecek düzeyde. İçlerinde doğurganlığı azaltan ve hatta DNA seviyesinde zararlar açan başka kimyasallar da var. Bu kelimenin TAM anlamıyla dejenerasyon.

Bu kötü mü sanıyordunuz? Özellikle Amerika’da olmakla birlikte ülkemizde de su stoklarının florür gibi toksik kimyasallarla kirletilmesine ne dersiniz? Ki bu kimyasalın epifiz bezine, yani “ruhun tahtı” ismi de verilen, Altıncı Çakrayla direkt alakalı olan organa yapıştığı kanıtlanmıştır. Türkiye’de durum ABD gibi yerlere kıyasla nispeten daha iyi olmakla birlikte musluk suyu içen insanlar burada da var, ve bu bu metalleri çok daha iyi bir alternatifiniz bile olmadan -zira şişe suların çoğunda da florür vardır- vücudunuza alıyorsunuz demektir. Sulara florör katılması da onyıllarca önce bir bilimadamının dişlere iyi geldiği iddiası üzerine -ki bu bahane- yapılmıştır – ama bunu kanıtlar nitelikte tek bir araştırma bile yok. Hatta aksine, flor zehirlenmesine sebep olduğu kanıtlanmıştır – araştırabilirsiniz.

Bunlar, biyolojik tüketim seviyesinde bile doğal evrimin yolundan nasıl saptırıldığımıza dair sadece birkaç modern örnek. Bu insanlık ve doğa karşıtı programların çalışmayı da bıraktık, gelişip zenginleşmesinin sebebi de global Kapitalizmdir. Nasyonel Sosyalist bir sistem altında bunların olması imkansızdır – zira liyakata dayalı bu sistemde hiçbir şirketin insan hayatına kastederek kâr sağlamasına izin verilmez. Bu yüzden Yahudiler Nasyonel Sosyalizme karşılardır; çünkü Nasyonel Sosyalizm onların globalist, Komünist taktiklerini tamamen dışarıda tutar.

“Ama Seytın’s Pikak, hiçbir şeyi değiştiremeyiz ki…”

Katılmıyorum. Bu yenilgiyi kabullenmeden, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi “kabullenip” pes etmekten başka bir şey değildir. Gerçek şu ki, bir fark yaratabiliriz. Eğer herkes şu an bizim burada bildiklerimizi bilseydi insanlar küresel çapta isyana başlarlardı. Gerçek doğamızdan, temel haklarımızdan ve aynı zamanda ruhsal özgürlüğümüzden, gerçek tarihimizden ve kutsiyetimizden gerçekleri bilen birinin kanını donduracak seviyede mahrum bırakıldık. Örneğin Yahudi-Hristiyan Kilisesi (aa, yine Yahudiler. Rastlantı mı acaba?) Orta Çağ zamanlarında Paganlara (yani Centillere, Hristiyanlar ve Yahudiler için bu iki kelime hemen hemen aynı anlama gelir) toplu katliamlarda bulunmuştur. Türklerin İslam’a “geçmesi” bile anlatıldığı gibi barışçıl şekilde değildir, Talkan Katliamını araştırabilirsiniz. Kültürümüzün ve geleneklerimizin silinmesi, ruhani soylarımızın ve pratiklerimizin yok edilmesi ve koca nesillerin katledilmesi gerekti. Neden mi? Çünkü atalarımızın bilgileri ve uyguladıkları pratikler direkt olarak güçlenmeye ve özgürleşmeye sebep oluyordu. Bir hapishane gezegeninde bunların olması hiç hoş olmaz (!), değil mi?

Gerçek şu ki bu kadar baskılanmamızın sebebi düşmanın bizden korkmasıdır. Bizden korkuyorlar, çünkü herhangi bir zamanda uyanacak olursak onların görünmez imparatorluğunu yerle bir ederiz. Ve şu an insanlık olarak uyanıyoruz. Geçmişte birçok kez olduğu gibi, ama bu sefer Bilgi Çağının, Şeytan’ın Çağının, küresel çapta tüm insanlık olarak iletişim kurabilmemizin sayesinde bu uyanış nihai ve tastamam olacaktır. Bırakın umutsuzluğu, gelecek umutla dolu. Şu an insan ömrümüzde çok uzun görünebilecek, ama aslında tüm tarihin açısından bakarsak göz kırpma kadar kısa birkaç on yıl içinde, düşmanın binlerce yıllık hasarını düzeltmek için uğraşıyoruz. Aslında bakarsanız bırakın umutsuz olmayı, biraz daha geniş düşünürseniz işleri düzeltmenin bozmaktan çok daha kısa süreceğini görebilirsiniz. Devrimimiz sadece şanlı ve görkemli değil, aynı zamanda da verimli olacak! 🙂 İnsanlığın kurtuluş mücadelesine katılmak için yapmanız gerekense tüfeği kuşanıp savaşa gitmek değil, kendi evinizin güvenliğinden bile insanlık olarak davamıza yardımcı olabilirsiniz, olmanızı da tavsiye ederiz. Sadece dünya için değil, kendiniz için de son derece faydalı olacaktır.

RTR nedir? O da neymiş, kim uğraşacak onunla? Ne faydası var ki hem?

Güzel soru demek isterdik, ama aslında cevaplanmasının bu noktada gerekmemesi bile gereken bu soruyu ara sıra duyuyoruz. Buna net bir cevap getirmek gerekiyor. “Kim uğraşacak” diyenler içinde bulunduğumuz ruhani savaşın bazen farkında olmadan kafalarını kuma gömüyorlar, bazen farkındalar ama bencilce takmamayı seçiyorlar, bazen de yaptığımız çalışmaların etkisinin olmayacağına inanıyorlar. Bunların hepsine cevaplar var.

İçinde bulunduğumuz ruhani savaşın farkında olmayanlar en basidinden Orta Çağ’da katledilen milyonlarca Pagana bakabilirler, veya İslam’a Talkan ve Cürcan Katliamı gibi vahşetlerle zorla geçirilen hasbehas kendi ırkımıza ve milletimize. Ruhaniyetle uzaktan yakından herhangi bir alakası olan kişilerin sadece kendileri değil, tüm soyları yok edildi. Sizce büyü veya ruhaniyet o kadar küçümsenecek bir şey olsa Hristiyanlar ve onların Yahudi efendileri böyle muazzam önlemler almaya çalışır mıydı? Zaten okült çevrelerde bilinen bir şey; bir düşünce formunu veya büyüyü bozmanın en etkili yollarından birinin o şeyi meydana getiren isimlerin, güç kelimelerinin vs. ters çevrilmesidir. Yahudi hahamların kendileri bile, “tanrı”ları dedikleri düşünce formunu “meydana getiren” şeyin Tevrat olduğunu kabul ediyor, ve Şeytan’ın Tevrat’ı yok ederek Yahudileri yeneceği konusunda Yahudileri uyarıyorlar. Peki biz Ters Tevrat Ayinlerinde neyi ters çeviriyoruz? 🙂

İçinde bulunduğumuz savaşın farkında olup takmamayı seçenler de nadir bir kesim olsa da Satanizmde tek tük rastladığımız türden insanlar. Bunlara verilebilecek bir çok cevap var, ben en medenisini sunacağım: Takmaya takmaya nereye kadar? Yine aynı örnekle gidersek düşmana karşı koymayacak olursak tekrar bir Orta Çağ cadı avına dönülmesi işten bile değil. Savaşı kapınıza gelene kadar takmamayı mı düşünüyorsunuz? Peki ya ondan sonra? Yahudiler ve “mücahit” Müslüman kuklaları kapınıza baltayla girdiği zaman, annelerinizin ve kız kardeşlerinizin ırzına geçerken; erkek kardeşlerinizin, babalarınızın kellelerini uçururken, bunların hepsini de sizi tutup, yere yatırıp izlemeye zorlarken yaptıkları zaman mı Yahweh’in 72 ismini ters çevirmeye çalışacaksınız? O zaman mı Tanrıların otoritesini güçlendirme ayini dökülecek dudaklarınızdan? Boynunuza o kılıç vurulmadan saniyeler önce mi aklınız başınıza gelecek? Peki sizce ne bizi, ne de sizi o noktadan sonra herhangi bir şey kurtarabilir mi? İster bencil olun, ister özverici; şu an elimizdeki tek seçenek insanlığın istisnasız tamamını tehdit eden bu parazite karşı tek vücut halinde savaşmak ve mücadele vermek. İstediğiniz kadar bencil olun; insan sosyal hayvandır ve birbirimize ihtiyacımız var. Ya birlikte yükseliriz, ya da birlikte batıp yerin dibine gireriz. Bu insanlara son sözümüzü, Şeytan’ın ilettiklerini bencilce sırf kendisi için kullanıp yine Şeytan’ın Kendisini ve diğer Tanrıları yok sayanlar hakkında söylediği tam olarak şu sözlerle kapatıyoruz: “Onların benim için hiçbir değeri yok.”

Çalışmalarımızın, Ters Tevrat Ritüellerimizin etkisi olmadığına inananlara gelince. Bu insanlar istisnasız bir şekilde bu ayinlere katılmamış, katıldıysa da elinin ucuyla yapmış insanlar oluyor. Zira bu ayinleri birlikte yaptığımız zaman katılmadan dinleyen kişiler bile -hatta bunlar arasından bazen dinlemesine müsaade ettiğimiz adanmamış bireyler bile- enerjileri hissedebilirken, yapan herkes de etkisinden tam olarak eminken, hatta bunun üzerine size karşı tepki vermek için siz bu lanetleri çözerken üzerinize nefret ve negatif enerji kusan Yahweh kollektifinin pislik enerjilerini çökerttikten sonra auranızı bir süre temizlemezseniz başınıza talihsiz olaylar veya hastalıklar gelebilecek olması ve bunları yapan herkesin de bunun açıklanmasına bile gerek kalmadan hissetmesi varken bu kadar şüphe neden? Biz size söyleyelim, düşman manipülasyonu. Tıpkı meditasyon yapmanızı engellemeye çalıştıkları gibi RTR yapmanızı da engellemeye çalışırlar. Daha yeni, tecrübesiz veya şüpheli olanları bunların etkililiği konusunda şüpheye düşürmeye çalışırlar, daha tecrübeli olanları ise bu gibi oyunlara gelmeyecekleri için günü kurtarmak niyetiyle o gün, o hafta, o ay yapmaya üşendirmeye, enerjilerini ve motivasyonlarını almaya çalışırlar. Konu başka herhangi bir sorumluluk iken gayet çalışkan ve ilgili olan kişilerin meditasyon ve/veya RTR konularında bazen ortaya çıkan ilgisizliklerinin en uygun açıklaması budur.

Peki bu durumların hepsini nasıl düzeltiriz? Çözüm basit, sıkılmadan ve gerekirse kendinizi de biraz zorlayarak düşmanın beline beline vurmaya, kendi ruhani gelişiminize de daha da sıkı sarılmaya devam edeceksiniz. Zaten ilk ayinden, ilk meditasyondan sonra bu gibi etkilerin hızla dağılmaya, çözülmeye başladığını görürsünüz. Koruma ve temizlenme meditasyonlarını yeterli güçte ve uzunlukta tutmak da böyle etkileri azaltacaktır aynı zamanda. Belli bir seviyeden sonra artık ne düşmanın yalanları sizi kandırabilir, ne de motivasyon eksikliği çalışmalarınızı ve hem kendinize, hem ırkınıza ve türünüze sorumluluklarınızı yerine getirmenizi engellemeye yetebilir. Unutmayın, Du’at’ın Kuvvetleri en çok kendi gelişimi ve türü için savaşan bireyleri ödüllendirir. Paylaştığımız 40 günlük meditasyon programını düzgünce uygulayıp ardından çalışmalarınızı aksatmadan devam ettirirseniz, bir de bunun üzerine RTR’larınızı aksatmadan yaparsanız (ki bunların toplamı bile günde o kadar vakit alacak işler değil; günde 6 saat oyun oynamasını, anime izlemesini ve sosyal medyaya gömülmeyi bilen kişiler için hele de) bakın görün hayatınız nasıl muazzam bir şekil alıyor. Şeytan ve Tanrılar kendilerinden olanları, hele de kendilerinden olup gerçekten kendilerinden olmanın tüm önemini takdir ve takip edenleri özellikle kollayacaktır sevgili kardeşlerimiz ve kardeşimiz olmayı düşünenler.

Elbette bunların hepsini de geçtik, hala (((nereden))) geldiği belli olmayan şüphelerini yenememiş kardeşlerimiz için son derece bariz bir örnek daha gösterelim: Bir süre önce geçirdiğimiz tam Güneş Tutulması gününde Yüksek Rahiplerin Yahweh’e o zamana kadar hiç vermediğimiz kadar zarar verebileceğimiz, Güneş tutulmasının da gücüyle normalden yüzlerce kat etkili olacak ayinleri paylaştığı gün Joy of Satan forumlarının kapatılmasına ne demeli? Elbette bu bizi durduracak değil ve kesilen sakalımız daha da gür çıkar, ama durum bariz. Düşman elini belli ediyor. Düşman onlara teşkil ettiğimiz tehdidin farkında. Düşman bizim hakkımızda en ufak bir şüpheye bile sahip değil. Yanılgıya düşmeyin, şüphede olan kişileri olan tek taraf bizleriz. Düşman bir hamamböceğinin sebatıyla yılmadan, erinmeden, üşenmeden, çekinmeden her yıl lanetlerini bizim üzerimize yağdırmaktan geri kalmıyor. Düşman her yıl o sembolik gibi görünen ama aslında bizim gözümüze perde indirmeye, bizi zayıf ve fakir tutmaya, onların insanlığa karşı suçlarını mazur görmemize yarayan lanetlerini ve ayetlerini üzerimize salıyor. Bunun üzerine Yahudiler bize söyledikleri yalanlardan, ettikleri yalan yeminlerden, bize karşı işledikleri suçlardan “arınmak”, kurtulmak için her yıl Yom Kippur isimli bir “bayram”a sahip. Ve (orijinali Yahudilerden çıkan) “günah keçisi”nin Yahudilerdeki ismi ne acaba? Azazel. Bakın Tanrılarımıza, geleneklerimize, ırklarımıza, soylarımıza, kollektif olarak insanlığın ruhuna nasıl hakaretler, lanetler ve aşağılamalarda bulunuyorlar.

Düşman sizi tanıyor dostlarımız, siz de düşmanı tanıyın. Esenlikler.

Benzer Yazılar

Yom Kippur ve Kol Nidre RTR’ı Esenlikler. Bu fazla bilgi verici bir yazı değil, özellikle Satanistler için Yom Kippur hakkında kısa bir duyuru olacaktır. Musevilikteki en önemli...
Şeytan’a Adanma Ayini/İnisiyasyon Özellikle Türklerde sıklıkla "inisiyasyon" diye geçen şey Satanizm bağlamında Şeytan'a kendini adama ayinidir. Birisi "inisiye oldun mu" gibi bir so...
Şeytan Çok uzun yıllar boyunca Şeytan hakkında çok fazla yalan ve yanlış bilgi yayıldı. Düşmanlarımız Şeytan'ı boynuzlu, kuyruklu, elinde mızrak olan kötü bi...
Katolik Kilisesi kan kaybediyor, Nihai RTR’a... Kaynak, aynı konulu JoS forumları yazısıdır. Aşağıda bir kısmını alıntıladığımız bu haber, Katolik Kilisesi'nin ne kadar panik halinde olduğunu gös...
C’den F’ye Demon’lar C'den F'ye Demon'lar   CAIM, namı diğer CAMIO Zodyak Pozisyonu: Yay Burcunun 20-24. dereceleri Tarihleri 12-16 Aralık Tarot Kartı: D...

“Satanizm Nedir, Şeytan Kimdir?” hakkında 17 yorum var

  1. Sonunda beklenen yazı. Satanizme, kökenine, birey üzerindeki etkisine çok güzel değinilmiş. Aynı zamanda yahudi asalakların oyunlarıda net bir şekilde gün yüzüne çıkarılmış. Umarım Satanizm’ i kulaktan dolma bilen kesimin de realiteyi görmelerini sağlar. Elinize sağlık.

  2. Tek kelimeyle mükemmel , uzun zamandır beklediğim konular ele alınmış. Artık anlatmak yerine link atacağım 😄

  3. Yorumlarınız için teşekkür ediyoruz. Alp beyin söylediği gibi “Yahudi sorunu”na da bazı yerlerde biraz değindik burada, ama zaten on bin küsür kelime olan, birkaç haftadır ekleme yaptığımız bir yazıyı artık alıkoymak yerine kamuya sunmak gerektiğini düşündük. Direkt bu sorun hakkında söylememiz gereken çok şey olduğu ve bunları teker teker eklemenin uzun süreceği için, bunu (yakın) gelecekte ayrı bir yazıda ele alacağız. Onun dışında Satanizm hakkında akla takılan sorulara cevap olduğumuzu umuyoruz, esenlikle kalın.

    1. JoyOfSatan’ın Türklere bakış açısı nasıl, açıklayıcı bir şekilde yazarsanız sevinirim.

      1. Esenlikler,

        Joy of Satan’da Türkler de dahil olmak üzere herhangi bir milletin tüm fertleri hakkında fazla genelleyici konuşulmaz. Tabii Yüksek Rahipler de insan, onların da kişisel fikirleri ve belki daha az hoşlandıkları milletler olabilir ama Yüksek Rahipler Tanrılar değil, sadece öğretmen pozisyonundalar. Görevleri bize bilgi vermek, ama Tanrıları direkt olarak temsil ediyorlar veya bizim patronlarımız değiller. Neyse, kısaca cevap vermek gerekirse Türklerin tamamını İslamist sananları vardır belki, onların sevmemesini anlayabilirim ama kendim de dahil olmak üzere Türk olduğunu apaçık bir şekilde belli eden birçok SS kardeşimiz, forumlarda Yüksek Rahiplerle de dahil olmak üzere pek çok kişiyle rahatlıkla konuşabiliyor, bilgi alış-verişi yapabiliyor. Örneğin biz Türkler arasında Arapları sevmeyen çok kişi var, takdir edersiniz. Türk Satanistler arasında bile böyle kardeşlerimiz mevcut. Ama Arap birisi “Ben de sizin gibi Spiritüel Satanistim, esenlikler” dese hiçbirinin ters bir cevap vermeyeceği de doğrudur. Spiritüel Satanizm’de “ırkçılık” diye bir olguya pek yer verilmiyor açıkçası.

  4. Yine güzel bir yazı olmuş. Emeğiniz takdire şayan insan ırkının (ve dolayısıyla Türk Irkının) uyanışında büyük bir payınız olmasını diliyorum.Işıkla kalın!

  5. Sonuna kadar soluksuz okudum. Müthiş bir emek var. Yabgu’nun da dediği gibi, insanlığın uyanışına çok büyük bir katkınız var ve eminim ki bu emeğinizle tanrıları muazzam şekilde onurlandırıyorsunuz. Teşekkür ederiz.

    Dipnot: Yazıda birkaç yazım hatası var.
    Örneğin “Gerçekler Kitabı/Ayetler Kitabı/İsa Kitabı” başlıklı kısmın 16. paragrafında “Türkçenin” yazarken kesme işareti kullanmayız. Yapım ekinden sonra gelen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.
    Onun haricinde, “ünvan” değil “unvan” olmalı.
    “Dil bilgisi” ve “hayal gücü” ayrı yazılır.
    “Satanizm ahlaka nasıl bakıyor?” başlıklı kısmın 3. paragrafında ise “entellektüel” değil, “entelektüel” olmalı.

    Fark ettiklerim şimdilik bu kadar. Yazım hatalarına dikkat etmeniz çok güzel. Arada böyle küçük hatalar olabilir, insanız sonuçta. Bilmemek değil öğrenmemek ayıptır. Uğraşınız için tekrar teşekkürler, yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

    Bu arada, bir yazara/çevirmene ihtiyacınız var mı? Yabancı kaynaklardan çeviri yapıp yardımcı olabilirim.

    1. Önerileriniz için çok teşekkür ediyoruz. Özellikle dil bilgisine kötü dediğimiz bir şeyi eleştirirken kendi yazımımızın hatalı olması biraz ironik oldu, neyse ki “kutsal kitap” yazmamışız. 🙂

      Gösterdiklerinizi şu anda düzeltmiş bulunuyorum. Hepsi dikkatimden kaçmış ama ne yalan söyleyeyim, unvan gerçekten de “ünvan” diye yazılıyor sanıyordum! Tekrar teşekkürler, bu çok dikkat ettiğimiz bir konu ve sizin gibi açığımızı görüp kapatan insanlar olması çok güzel.

      Yazarlık veya çevirmenliğe gelince, sitenin tek yazarı benim. Yardımcı yöneticilerim var, sağ olsunlar, onlar olmasa site yönetimi daha zor olurdu, ama yazı kısmıyla ben ilgileniyorum. Zaten bu yüzden sürekli yeni yazı paylaşamayabiliyor, birkaç sefer yazılarımızın arasına aylar bile sokabiliyoruz. Ya da sokabiliyorduk diyelim, bu yeni sitede öyle bir şey yapmamayı umuyoruz. Neyse, konuyu dağıtmayalım. Eğer ki görünüşe göre sizin de takip ettiğiniz yüksek Türkçe standartlarına uyan, hitabeti yüksek dökümanlar edinebilirsek bunları yayınlamaktan da memnuniyet duyarız. Özellikle yabancı materyallerin çevrilmesi konusunda ne yazık ki bu işe kollarını sıvamaya çalışan birçok kişi genelde uzun süre edit’ledikten sonra anca yayınlayabileceğim işler çıkardılar. Emekleri sağ olsun tabii ki, ama öyle olunca pek bir anlamı kalmıyor. Eğer bu konudan anlıyorsanız elbette seve seve yardımınızı kabul ederiz, anlamıyorsanız özgün, sadece Türkçe yazılara da hayır demiyoruz ve onlar da bizim için kıymetlidir. Böyle bir düşünceniz halâ varsa buradan, isterseniz de mail aracılığıyla iletişim kurabiliriz.

      Not: Eğer mail atarsanız ve bir süre cevap gelmezse belki mail’de sorun olabilir. Normalde olacağını düşünmüyoruz ama bir okuyucumuza ulaşamadık. Büyük ihtimalle sorun onların tarafından kaynaklanmakta ama düşük de olsa böyle bir ihtimal var demek istiyoruz. Öyle bir durum olursa lütfen yorum veya iletişim formu aracılığıyla bildirmekten çekinmeyin.

  6. Her zamanki gibi faydalı bir yazı olmuş, elinize sağlık. Kontrollü karşıtlık noktasında da haklısız zira bu kitapçıların peygamberi kişilik olarak çok şüpheli birisi. Herkes bilir ki biz Satanistler inanmayız , biliriz. Bu yüzden Şeytan’la aramıza düşmanla çalışan, havasçı, üçüncü sınıf okültistleri peygamber olarak sokmayız. Bunların kitapları toplam 90 sayfaysa en az 90 sayfalık bir reddiye yazısı yazılabilir ama anlayabilen için bu yazı yeterde artar bile. Hayat ağacı-Yılan-Adem üçlemesini aynı yahudi efsununa uğramış piller gibi algılamaları, “Efendimiz bahçeye gizlice girdi Havva’yı azdırdı” gibi yorumlar yapmaları, okültün ilk adımlarından olan alegorik mitleri yorumlamaya bile çok uzak olduklarını gösteriyor. Aslında bu Subhuman’ları adam yerine koyup cevap vermek bile bir ızdırap ama aptallıklarını kendilerine saklamıyorlar ve kontrollü karşıtlıklarını ergenliklerinin verdiği boşluğu kullanıp, azimle icra ediyorlar. Bize de düşen kurtarılabilecekleri kurtarmak ve daha fazla insanı bu aptallıktan korumak oluyor. İlerleyen zamanlarda uygun bir vakit bulursam bununla ilgili uzun bir bülent kısa,Şeytandan geldiğini iddia ettikleri kitapları, düşman enerji girdabına bağlayan okült çalışmaları, ve bu enerjilerle çalışmanın getirdiği delilik yüzünden (çoğu düşman okültist gibi) yaptığı saçma sapan açıklamaları hakkında uzun bir belge hazırlamayı düşünüyorum. Sizinde böyle bir düşünceniz varsa birlikte çalışmaktan memnuniyet duyarım. Esenlikler…

    1. Kendi anlayışınızı da sunduğunuz için teşekkür ediyoruz. Dediğiniz gibi, böyle inançları irdelemek bile can sıkıcı olabiliyor ama bir kez tam yapıp bir daha asla yapmaya gerek kalmaması en uygunu bence, o yüzden emeğimiz işte burada.

      Ruhu dejenere eden, deliliğe kadar götüren, melun ve zararlı düşman ruhani pratikleri konusunda haklısınız; gerek insanlara önbilgi ve gerekli uyarıyı bile vermeden yıldızların, gezegenlerin, elementlerin enerjisini aşırı derecede fazla invoke etme, gerek de dediğiniz gibi direkt olkarak YHWH kollektifine bağlanarak bu iğrenç enerjileri evinize kadar çağırma. Popüler okült kaynaklarda ne yazık ki böyle şeyler çok yaygın, ve artık “norm” haline getirilmiş. Zaten bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Bülent Kısa gibi kontrollü karşıtlık, hatta karşıtlık bile olmayan ve öyle gösterilmeye çalışılan şarlatanları ifşa etmeye gelince; sadece Türkiye çapında aktivite gösteren bu tip insanlar hakkında derin bir araştırmam yok, başka bir Sağ Elci ekolün de kurucusu olduğunu öğrenince (Kblan Tragna) zaten hiçbir meziyeti olmadığını gördüğümden uğraşmadım. Sizin de dediğiniz gibi, bu tip “manifesto”lar 90 sayfa olsa en az 90 sayfalık reddiye yapılabilir, ama bir noktadan sonra harcanılan emek verimsiz oluyor. Buna rağmen eğer kendi elinizde buna dair kaynak, bilgi gibi şeyler varsa en azından analiz etmenize, daha da düzgün bir dille ortaya sunmanıza destek olmaya çalışabiliriz. Ama bir yandan da kişisel tavsiyem, 3(00)-5(00) kişinin hokkasına düştüğü kıyıdan köşeden ekollere fazla takılmamak. Sonuçta bu işin O9A’sı da var, Altın Şafağı da var; düşman örgütü çok. Her birini teker teker ele alacak olursak hem zaman kaybı olur, hem de fark etmeden bunların reklamını yapmış oluruz. “Ama varsa bir kininiz ve Sadistseniz” (🙂) dediğim gibi, uygun yerlerde el atmaya çalışırım. Sonuçta bir elin nesi var, iki elin sesi var.

      Esenlikler.

  7. İnsanlığın zorla dejenere edilmesi adlı başlığın altında florürün epifiz bezine yapıştığından bahsetmişsiniz. İnternetteki diğer kaynaklarda da diş macunundaki florürün insanı aptallaştırdığından ve diş macununa bilerek konulduğundan bahsediliyor. Sigara, alkol, uyuşturucu vb. maddelerin auraya zarar vermesi gibi florür de düzenli meditasyon yapan kişilerin epifiz bezine zarar verebilir mi?

    1. Esenlikler,

      Flörürün diş macunlarına koyulması, flörürün “diş sağlığını koruduğu” şeklinde bir iddia sonucuyla olmuştur. Bu iddia ise TAMAMEN asılsızca yapılmıştır, ve durumun cidden böyle olduğunu gösteren tek bir bulgu bile bulunmamaktadır. Bununla birlikte florürün son derece toksik bir madde olduğu bilinmektedir, hatta pek çok florürlü diş macununda yanlışlıkla yutulması durumunda doktorla görüşülmesi veya hastaneye gidilmesi yönünde talimatlar vardır. Dünya çapında sağlık sektöründe çalışanlar ve hekimler tarafından referans olarak kullanılan Merck Manual’da da florürün ölümcül oranda toksikliğe sahip olabildiğini görürüz. Ortalama florürlü diş macunuyla günlük 1-1.5 gram florür alınıyor, ve vücut ağırlığının kilogram başına tam da bu oranı toksik etkiler yaratmaya müsait. Yani aslında ortalama insanın satın aldığı bir tüp diş macununda, onu öldürmeye yetecek kadar florür bulunuyor. Zaten bu yüzden de bazılarının uyarılarında çocukların erişiminden uzak tutmak gerektiği yazıyor, şeker sanıp hepsini yerlerse… Geçmiş olsun.

      Neyse, konuyu çok uzatmayalım. Evet, florürün insan IQ’sunu düşürdüğü ve davranış değişikliklerine yarattığı da biliniyor (hatta 1. Dünya Savaşında, insanları aptal ve uysal kılmak için florürlü su verildiği söyleniyor). Beyinde biriktiğini de biliyoruz, yani epifiz bezinde toplanması çok yeni bir olay değil. Epifiz bezi de deyimi yerindeyse “ruhun merkezi”dir, o yüzden bu tarz diş macunlarının ne kadar zararlı olabileceğini görüyoruz. Ve tekrardan söyleyelim, florürün diş sağlığına faydası olduğu kanıtlanmış bir şey değildir, hurafe bile denebilir. Ancak Amerika gibi yerlerde hala suyun kendisine bile florür katılıyor. Konu hakkında kısa bir araştırma yapınca bile bu olayın hiç de komplo teorisi olmadığını görebileceğimiz makaleler karşımıza çıkıyor.

      Her halükarda evet, meditasyon ve yoga kişiyi yükseltir ve her şeyden diğer insanlar kadar kolay etkilenmemesini sağlar, ancak meditasyon yapıyorsunuz diye vücudunuza kelimenin tam anlamıyla zehir almayı tolore edebilirsiniz diye bir şey yok. Kendinizi riske atmayın. Kişisel tavsiyem florürsüz diş macunu kullanmanız. Çoğu aktarda, hatta eczanelerde de bulunabiliyor. Tadı oldukça güzel, temizleyiciliğinde hiçbir fark yok ve fiyat da hemen hemen aynı, ve çok çeşit var. Kişisel olarak uzun bir süredir florürsüz diş macunu kullanmaktayım.

      1. Tavsiyenizi dikkate alacağım. Zaman ayırıp sorumu cevapladığınız için teşekkürler. 🙂

    1. Bu konuda biraz daha direkt bir müdahale uygun olacaktır. Meditasyon veya büyü yerine astral projeksiyonla kişiye gidip o şekilde rüyasına girmek, aklıma gelen en mantıklı cevap. Elbette büyü şeklinde de yapılabilir ama buna uygun büyü çalışması çıkarmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir