Avustralya Yangınları Neden Çıktı?

Kaynak, Joy of Satan forumlarında Yüksek Rahip Hooded Cobra’nın görüşleri ve Avustralya’da yaşayan Arcadia kardeşimizin Avustralya yangınları hakkındaki detaylı açıklamalarıdır. “Ben” dili kullanılan ifadeler alakalı taraflara aittir.

Avustralya yangınları konusunda zaten birçok kişi akıllıca yorumlarda bulundu, ben de biraz ekleme yapacağım.

Blitzkrieg kardeşimiz yazıyor:

Toprak onlar için hiç gerçek bir dert oldu mu ki? Onların her yere sızabileceklerini düşünüyordum, hem ellerinde hala Çin, İsrail ve tüm yahudilenmiş Avrupa ülkeleri de var.

Bence bu yangınların çoğu ya kasıtlı bir şekilde şiddetlendirildi, ya da direkt kasten çıkarıldı. Bu durumda, bu yangınlar düşman için hayvan kurbanı aracılığıyla enerji yükseltmenin bir yolu olabilir mi?

Fiziksel olarak, bu olayların arkasında çoğu zaman birçok sebep oluyor. Avustralya tuhaf bir genişleme planında olabilir, önümüzdeki 10 yıl veya daha uzun bir süre içinde kendini daha da fazla mülteci/yağmacı almaya hazırlıyor olabilir, ve birçok başka faktör olabilir.

Bu Avustralya yangınları kesinlikle bir kaza olamaz. Ve evet, Yahudilerin Avustralya’da, Yeni Zelanda’da ve Latin Amerika gibi birçok başka yerde mülkü var, 1980’lerde Küba’da olduğu gibi. Bu, işler onlar için sarpa sararsa kaçma planları olması içindir.

Hayvan kurbanı + İklimsel yok oluşu hızlandırma + ormanların tahrip edilmesi + aborjinlerin ve hayvan türlerinin yok edilmesi, bunların hepsi sadistçe ve hastaca, ve düşmanın bu pislikleri yapması için çok geçerli sebepler.

Düşman cidden kemiklerine kadar doğaya karşı nefretle dolu. Ormanlar ve doğa içgüdüleri uyandırır ve Centil ruhu için önemlidir, ve Paganizm bunlar üzerine kuruludur. Vahşi yaşam ve doğa, bizim için tapınak niteliğindedir.

Donasdogamatastos666 kardeşimiz yazıyor:

Hail!
Bu haberleri ve Yüksek Rahibe Maxine’in Merkür hareketleri hakkındaki yazdıklarını ve benzeri şeyleri okuduktan sonra, büyük bir felakete veya melun bir olaya yol açmak amacıyla hayvan ruhlarından enerji mi topladıklarını merak ettim açıkçası. Siz ne düşünüyorsunuz Yüksek Rahip? İnsan ve hayvan ruhlarından edindikleri gücü nötrleştiren kan kurbanlarının lanetini ters çevirmeye yönelik RTR’ı üst üste yapmayı düşünüyorum, bu iyi bir fikir mi? Umarım öyledir!

Şeref ve güç EBEDİYEN ŞEYTAN’a Atfolsun!

Ruhani açıdan, bence de bunları düşünen herkes haklı. Avustralya yangınları sonucunda ortaya çıkan tüm bu acı ve ölüm enerjileri, İran/ABD durumuna yönlendirilebilir. Bu şekilde yavaş yavaş bizi ölümcül ve yıkıcı bir savaşa doğru itebilirler. Avustralya yangınları aracılığıyla yükseltilen ölüm enerjileri, onlara bu açıdan yardımcı olabilir. Aynı zamanda, Amerika ile İran arasındaki bu atışmaların “rastlantı eseri” bu olaylarla aynı zamana denk gelmesi, ve bu yangınlardan acı çeken kişilerin hüzünü ve sefaleti de bu duruma kanalize edilebilir.

Yarın yokmuşçasına RTR’lara yüklenmemiz gerekiyor. [Dipnot: RTR programı değişmiyor, bu durumdan ötürü başka RTR’lara yüklenmiyoruz. Zaten genel olarak Nihai RTR, bütün bu bahsedilen durumları ve başka sorunları da çözme niteliğindedir.]

Yüksek Rahip Hooded Cobra bu konu hakkında şunları yazmıştı:

Yahudiler Amerika’dan kovulurlarsa diye, Avustralya’ya taşınıp mülk almak için kendilerine toprak hazırlıyor olabilirler mi? Sadece aklıma gelen düşüncelerden biri.

Bu olaylar cidden korkunç. Haberleri takip ediyorum.

 

Üstüne, forumlarda slyscorpion kardeşimiz şunları yazmıştı:

Bu Avustralya yangınları o kadar çılgınca ve gerçek ötesi ki, sanki şaka gibi geliyor. Ama ne yazık ki büyük ihtimalle yanılmıyorsunuz. RTR’lara devam etmemiz lazım. Çevremiz hakkında çok endişeliyim. Üstüne üstlük, yaşadığım yerin kışın soğuk olması gerekirken son birkaç yıldır normalden de daha sıcak oluyor ve bunu fark eden bir ben değilim. Bunu uydurduğumuzu düşünüyordum, ama sonra çocukluğumu düşündüm. Bu hava değişimi benim gibi bir insan için kötü değil ama çevre hakında çok endişeliyim, dünyanın neredeyse geri dönüşü olmayan noktaya geldiğini hissediyorum.

 

Yüksek Rahip Hooded Cobra da şöyle bir cevap verdi:

Ben de çok endişeliyim, ancak Tanrılar RTR’lara yüklenmemiz konusunda ısrar ediyorlar, sonuçta bu lanetli olayları başımıza yıkan kişi düşmandan başkası değil. Çevre sorunları, düşman bu dünyada bulunduğu sürece asla çözülmeyecek. Bir şeyi durdurursunuz, o arada onlar 10 sorun daha başlatmış olur.

Başka hiç kimse Amazon ormanlarını yakıp içindeki tüm türleri yok etmek, veya Avustralya’daki o zavallı hayvanları ve bütün bu çeşitliliği katletmek istemez.

Düşman Doğaya ve Doğallığa uzun bir zaman önce savaş ilan etti. Tanrılarımıza “Tarlaların Tanrıları”, “Doğal Tanrılar” ve başka isimler verilmiştir. Bir üyemizin paylaştığı, bir Yahudinin uzun hicivinde de görülebildiği gibi, Yahudiler Doğayı en büyük kötülük olarak görüyorlar, ve Centillere fayda sağlayıp Yahudileri iktidardan mahrum bıraktığını söylüyorlar. Yahudi, uzaylı ve rezil bir ırktır, ve gezegenimiz onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Yahudiler, yaşayacak o kadar yer arasından “İsrail” deyip kurak bir çölü seçtiler.

Aynı zamanda herkesin bilmesi gereken şey, Yahudilerin Paganizm’i öldürüp yok etmenin sembolü olarak doğayı sembolik olarak yakmayı sevdikleridir. Onlar için doğal kaynakları ve doğal ormanları tahrip etmek, bir nevi Tanrıların Dünya’daki tapınaklarını yıkıp yok etmek gibi bir şeydir. Paganizm her zaman için kırsal “tapınma” ve doğa ile ilişkilendirilmiştir, ve bu duygular ormanlarda güçlüdür.

İncil’de Astarte’nin sembolleri odundandır, geçmişteki birçok heykel gibi. Biz Pagan’lar, Tanrılarımızı temsil ettiğinden ötürü Doğaya çok meraklı ve düşkünüzdür, ve Tanrılarımız da doğaya ve çevreye saygıyı temsil eder, ve biz de doğal olarak bu gezegende yaşaması gereken bir türüz. Kişinin yaşama ortamına ve doğaya saygı duyması çok önemlidir, ve bu bilincin yüksekliğini ve yüceliğini gösterir.

Griler, Reptilian’lar ve tüm bu çöp niteliğindeki ırklar hep yapay, gri bir dumanlı sis içinde, kirletilmiş ve tiksinç yerlerde yaşarlar, bu yerler bizim için yaşanmaz ve hatta hayal etmesi bile ölümcül yerlerdir. Destekledikleri ve insanlığı yönlendirdikleri gelecek de duygusal bir ölümün geleceğidir; bizim tüm insani taraflarımız, “doğallığımız”, onların nefret ettiği ve düşman olarak gördüğü şeylerdir.

Bir ormanda ve vahşi yaşam içinde bulunmak yücelik, saygı ve ruhaniyet hisleri uyandırır. Aynı şey dağlar için de geçerlidir. Ormanlar aynı zamanda yaşam enerjisine de sahiptir, zaten bu yüzden o “canlandırıcı” yürüyüşler büyük, çirkin, smog dolu gri bir şehirde değil, vahşi doğa içinde olur.

Üstüne üstlük, bu yerler doğanın kuvvetli güçlerini kanalize etmek, başka yaşayan türlerle temasa geçmek ve gezegenimizdeki yaşamın çeşitliliğini anlayıp saygı duymak için harika yerlerdir. Tüm masallarımız ve hikayelerimiz doğa tabanlıdır, çünkü doğa bizim için kutsal ve uludur. Tapınaklarımızın yarısı mermer veya kayalarla inşa ettiğimiz tapınaklar değil; ormanlarımız, dağlarımız ve hemen ayaklarımızın altındaki topraktır.

Son olarak, konu hakkında bir SS Kardeşimizin verdiği çok önemli bir bilgilendirme.

Arcadia kardeşimizin bilgilendirmesi:

Öncelikle, Avustralya’nın dışındaki ülkelerde bulunan bazı seyirciler, bütün bu olayları “Ee, Avustralya’da her yıl anız yangınları oluyor, kimin umurunda?” diye geçiştirmeye çalıştı. Elbette, her yıl mevsimsel olarak anız yangınlarımız var. Ancak kesin bir şekilde söyleyebilirim ki, daha önce hiç böylesi görülmedi.

Hatta birkaç Aborjin büyüklerine şu anki kır yangını krizi hakkındaki fikirleri soruldu, ve hepsi aynı şeyi söyledi. Binlerce yıldır nesilden nesile aktarılan sözlü tarihleri boyunca asla böyle bir yangın felaketinden bahsedilmemiş. Kişisel olarak, çektiğimiz kuraklığın ne kadar şiddetli olduğunu gördükten sonra, neredeyse Kaliforniya’daki orman yangınları sırasında başka vaazlarda bahsedilen atmosfer silahlarının varlığını düşünmeye bile başladım.

Bununla beraber, bu Avustralya yangınları neden çıktı diye sorulduğunda görülebilecek birçok sebep var, ve bu ulusun bir vatandaşı olarak bunları size, başka yerlerde göreceğiniz gibi shill‘lık yapmadan açıklayacağım. Avustralya’nın iç işleyişleri dışarıdaki insanlar tarafından çok iyi bilinmiyor, o yüzden biraz da geçmişten bilgiler vererek bu yangınların nasıl en nihayetinde yine düşmanın işi olduğu konusunda insanları bilgilendirmenin önemli olacağını düşündüm.

Öncelikle, Avustralya’nın şu anki iktidar partisi, Liberal Parti’dir. Amerika’lıların isimden ötürü kafası karışmasın. Avustralya Liberal Partisi, aslında bizim sağ partimizdir, çünkü Avustralya Ulusal Partisiyle politik koalisyon içindeler; bu parti de sözüm ona daha da sağcı bir parti. Ana akım solcu partimiz Avustralya İşçi Partisidir, bunların da çevre takıntılı ağır solcu Yeşiller Partisi ile koalisyonları vardır.

Bunların hepsini bilmek önemlidir, zira bu bilgiler Avustralya’da son birkaç yıldır neler olup bittiğini anlamak için bağlamı sağlıyor. Solun veya İşçi Partisinin hayranı olmadığım bilinsin. Büyük resme bakıldığında, oy verilmeye değen bir tek bağımsız partiler var, ve İngiliz Milletler Topluluğu hükümet sisteminde, bu partiler asla gerçekten anlamlı bir güce sahip olmayacak. Avustralya’dan olmayanlara bu anız yangınları hakkındaki her şeyi tamamen açıklayabilmek amacıyla, önce yakın tarihimizi açıklayacağım. İlk başta konu dışı gibi görünebilir, ama hızlıca anlamaya başlayacaksınız. Uyarayım, bu uzun bir metin olacak, benim de derleyip yazmam iki saat sürdü.

İlk başta, Avustralya 2008 itibariyle Norveç dışında dünyadaki en yaşanabilir ülke olarak görülüyordu. Güvenle söyleyebilirim ki, birçok açıdan dünyadaki en şanslı ülkelerden biriydik. Eğitim standartlarımız iyiydi, sosyal programlar ve bunları işlevsel kılan nispeten düşük bir nüfustan da ötürü yaşam standartlarımız da yüksekti. Ancak bu uzun sürmeyecekti. O zamanlara kıyasla ülkemiz her açıdan düzinelerce açıdan battı. İnternet bağlantısı, sosyal hizmetler, eğitim, yaşam standartları ve başka her tür endeks yere çakıldı, hem de ağır bir şekilde. Dijital alakadarlığımız, internet standartlarımız ve teknolojik ilerlememiz şu an, kelimenin tam anlamıyla üçüncü dünya ülkesi standartları altında.

Bu nasıl mı oldu? Liberal Parti’nin en son iktidarda olduğu zaman, yani 2004’te, o zamanki Başbakan, John Howard’dı. Yabancılar bu adamı 11 Eylül sonrası George Bush’un yalakası olarak hatırlayabilir. Bu Başbakan, “ülkemizi zengin yapan” tutucu, para kazandırıcı bir devlet adamı olduğu için eski nesiller tarafından sevilen birisi. Ancak hiç kimse bunun nasıl olduğunu, paranın nereden geldiğini sormadı.  Cevap aslında basit. O zamanlarda Çin genişlemedeydi, ve John Howard kamu hizmetlerimizin, gazımızın, petrolümüzün ve mineral rezervlerimizin birçoğunu onlara satıp, uzun vade için bize çok az şey bırakmıştı. Tabii “zengin bir ülke” o zamanlar çok iyi görünüyordu, ama kimse bunun gelecekteki hiçbir sonucundan bahsetmiyordu.

Her halükarda, yıllar geçti ve Avustralyalılar, dünyanın birçoğunun kıskandığı, itibarlı bir yaşam kalitesinin tadını çıkardı. Ancak 2008’de, bir medya sirki patlak verdi. Ve bu sonun başlangıcıydı. Elbette solcu olduklarından bunu duymak sizi hiç şaşırtmayacak ama İşçi Partisi, o zamanlar meydana gelen bir mülteci krizini kötü yönetti. Güneydoğu Asya’dan botlar dolusu göçmenler geliyordu, ve Liberal Parti ulusu kendilerine oy verme yönünde korkutmaya yönelik inanılmaz başarılı bir seçim kampanyası yürüttü. Tony Abbott’ın “Botları Durdurun” (“Stop the Boats“) kampanyasından bahsediyoruz. Elbette botlar durdu, her Avustralyalının memnun olması gereken bir şey bu. Ama bu doğru olsa da, işler o kadar basit değildi. Liberal Parti’nin ne kadar Yahudi yönetiminde olduğunu düşünürsek, kişi kolaylıkla tüm göçmen sorununun tam da bu sebeple, kendi kosher partilerini iktidara getirmek amacıyla planlayıp yürüttüğü sonucuna ulaşabilir.

Liberal Parti esasında iki cepheden destek alıyordu. Yahudi şirketlerinin çıkarları, özellikle de madencilik grupları; ve Rupert Murdoch. Bunu okuyan herkese, özellikle de bunlardan nerede bahsettiğimi düşünürsek Rupert Murdoch’ı çok açıklamama gerek yok. Batılı, İngilizce konuşan uluslardaki bilgi akışının hatrı sayılır bir kısmını yöneten, küresel bir medya patronu. Aynı zamanda da sıkı bir Siyonist, ve Bilderberg grubunun bir üyesi. Günümüz Liberal Partisinin seçilmesine yol açan korku kampanyası, tamamıyla o ve onun medya imparatorluğu tarafından tasarlandı. Az sonra gelecek şeyler için bilinmesi inanılmaz derecede önemli bir nokta.

Tony Abbott bizim ilk Liberal Parti Başbakanımızdı. Aynı zamanda sıkı bir Katolik, Rupert Murdoch’un arkadaşı ve Avustralyalı Katolik Kardinal George Pell’in de ömürlük, sadık bir dostuydu. Birçoğunuz George Pell ismini tanırsınız, geçen yıl itibariyle pedofiliyle alakalı suçlamalardan hakkında alenen soruşturma açılan en güçlü Katolik Rahip oldu. Bağlantıların ne kadar derine gittğini göstermek adına ekleyeyim, Liberal Parti ve Rupert Murdoch’un ana propaganda araçlarından birisi Alan Jones isimli zengin, güçlü bir AM radyo programcısıydı. Pell’in ve Abbott’un da yakın bir dostuydu. Alan Jones’un oğlancı sübyancılığı da herkesçe bilinen bir sır, ama suçlarına yönelik gerçek kanıtlar mevcut olmasına karşın şu ana kadar asla bundan hüküm giyip suçlanmadı. Bütün bu pedofiliyi düşününce, büyük ihtimalle bu üç zavallı pislik Epstein’la da o ya da bu şekilde bağlantılıydı. Daha da önemlisi, Liberal Parti adına yapılmış son zamanlardaki bir seçim kampyanyası da, Avustralyalı Yahudilere yaranmak adına Amerikan Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması konusunda sesli bir şekilde destek vermekti.

En sonunda artık Avustralya yangınları hakkında konuşabiliriz. Birkaç yıl önce, Liberal Parti’nin Abbott’ın yönetimi altında çevrenin çok haşin bir şekilde yanlış yönetilmesinden ötürü kaçınılmaz bir kır yangını faciası çıkacağına yönelik çokça paranoya vardı. Liberal Parti için çevre, sömürülebilir bir kaynaktan başka hiçbir şey değildi. Hatta Tony Abbott’a tüm bu kirliliğin ve toprağa tecavüz etmenin muhtemel sonuçları sorulduğunda, sadece “Tanrı her şeyi düzeltir.” dedi. Bu, sonun başlangıcı oldu.

Tecrübe etmekte olduğumuz bu olayların, yıllardır habercilerini görüyoruz. Çok bilinen bir işaret Büyük Set Resifinin ölümü oldu. Yıllardır, Liberal Parti bu ünlü tarihi mirasın ölümünü reddedip her şey yolundaymış gibi yaptı, ama bariz bir şekilde her şey yolunda değildi.

Şimdi, bunu aradan çıkardığımıza göre, daha geçen yıl olmuş bir olaya ileri sardırma yapalım. Murray Darling Havzasının ölümü. Bilmeyenler için söyleyeyim, Murray Darling; kırsal bölgede bulunan, bölgesel çevrenin varlığı ve iyiliği, ve bunun uzantısı olarak da tüm devletin sağlığı için gerekli olan bir su kaynağıdır. O yüzden bu kurumaya başladığında ve balıklar arasında milyonlarca balığın ölmesiyle sonuçlanan hastalıkların hızla yayılmasıyla, insanlar neden diye soruyor. Ve böylece hükümetin gerçekleri örtme çalışmaları başlıyor. On yıl önce John Howard’ın kamu hizmetlerimizi satması gibi, Avustralya kaynaklarının yığınla satıp bitirme çalışmaları da yine tıpatıp aynı partinin yönetiminde oldu.

Basitçe, insanlar sözde Avustralya Ulusal Partisine, ve buna bağlı olarak da Liberal Partiye oy veriyorlar, çünkü sağcılar ve dolayısıyla “önce Avustralya’yı düşünürler”. Ama görünen o ki bu tamamen yalan. Zira Komünist Çin Hükümetine herkesin arkasından satış organize eden de bir Ulusal Parti lideri olan Barnaby Joyce’du. Toprağın ve suyun çoğunluğu, doğrudan Çinli pamuk çiftçiliği holdinglerine satıldı, onlar da Çinli kömüristlerin her zaman yaptığı şeyi yapıp toprağı istismar ettiler.

Yeni Güney Galler’de şimdiden, birçok su kaynağımız (((bilinmeyen kişiler))) tarafından kurutuluyor; öyle ki, hesabı verilmemiş, ne olduğu bilinmeyen milyonlarca galon su var. Bunun doğal olarak yerel ormanlar ve kırlar üzerinde etkisi oluyor, topraklar gittikçe daha kuruyor. Yerel halk arasında, Avustralya’nın hatrı sayılır bir kısmının alenen ve doğrudan Çinlilerin elinde olduğu sır değil. Sağcı parti mi? Gördük sağcıyı. Sözde “sağcı” hükümetin altında göçmenler iki, hatta belki üç katına çıktı. Özellikle de; ve evet, doğru tahmin ettiniz; Çin’den. Bugünlerde kendimize bile zar zor yetecek suyumuz varken bir de üstüne ülkeye milyonlarca Çinliyi eklemenin pek de akıllıca bir fikir olduğunu söylemeye bile gerek yok. Kendi adıma konuşacak olursam, alışverişe nerede gittiğime bağlı olarak, mekandaki bir avuç beyazdan biri oluyorum. Aborjinlerin bugünlerde neler düşündüğünü hayal edemiyorum.

Her halükarda, Liberal Parti’nin para kazanmak için kurduğu entrikalar ve sahiplerinin Çinliler olduğu, hükümet bütün şubelerin maliyetini düşürmeye başladığı zaman bariz hale geldi. 2019’un başlarında, itfaiye örgütü Liberal Parti Başbakanı Scott Morrison ile iletişime geçip, o yılki yangın sezonunun kayıtlı en kötüsü olacağının haberini verdi. İtfaiyenin kendisiyle organize etmeye çalıştığı her görüşmeyi reddetti.

Dahası, ülke çapındaki korucuların, parkların ve vahşi hayvan örgütlerinin personeli ve bütçeleri yarı yarıya veya daha fazla kesintiye uğradı. 60 küsür yaşındaki tek bir adam, Yeni Güney Galler’de yalnız başına Tazmanya boyutundaki bir bölgeyi idare etmeye çalışıyordu. Daha dahası, itfaiye örgütünün kendisinin bütçesi ve personeli de yarıya indirildi. Liberal Parti birkaç medya kampanyası yürütüp Avustralya yangınları ile ilgili tüm suçu alakasız Yeşiller Partisine atmaya çalıştı, ancak kimse yutmadı.

Bu kusursuz bir fırtınanın zeminini hazırladı. Her yıl Avustralya’da anız yangınlarıyla başa çıkma yollarımızdan biri de “tersten yakma” (“backburning”; bu kontrollü yangın rüzgara karşı çıkartıldığı için daha yavaş yayılıyor ve kontrolü daha kolay oluyor). Bundan kastımız kontrolsüz çıkan yangınları önlemek için belirli ölü veya ölmekte olan çalı bölgelerinin kontrollü şekilde yakılmasından bahsediyoruz. Bu iş aşağı yukarı böyle yapılıyor. Ama ne itfaiye hizmeti, ne park hizmetleri görevlerini yapabilecek personele veya bütçeye sahip değildi. Görünüşe göre hükümet bütün bunların geldiğini biliyordu. Gözün görebildiği kadar uçsuz bucaksız ölü, kurumuş çalılar. Bir de üzerine sorumsuz şirketler tarafından daha da kötüleşip, bir de bu konuda hiçbir şey yapamayacak kadar yahudilenmiş bir hükümet tarafından çürümeye bırakılmış.

Biliyorlardı. Biliyorlardı ve hiçbir şey yapmadılar.

Hatta hiçbir şeyden daha kötüsünü yaptılar. Başbakan Scott Morrison, yangınların ortasında, Hawaii tatiline çıktı. Avustralya yangınları o kadar az umurundaydı. Unutmayın, bu noktada gönüllü itfaiyeciler ölmüştü. Binlerce ev yok olmuştu. Ama yine de, “liderimize” göre zaman tropik bir tatilin zamanıydı.

Kendisi yalnız da değildi. Yeni Güney Galler Acil Durum Hizmetleri Bakanı da, sadece birkaç gün önce tatilinden dönmüştü. Evet, tüm felaketi Fransa’da şarap yudumlayarak geçirdi.

Elbette yangınlar, kimsenin hayal edebileceğinden çok daha kötüydü.

Gökyüzü günün ortasında kan kırmızısı ve siyah renklerine döndü. Tüm nüfusu boşaltılıp kumsallara yönlendirilen kasabalar oldu, ve bu insanlara yangın oraya kadar gelirse suya doğru kaçmaları gerektiği söylendi. Binlerce insan evinden oldu, ve bir milyara yakın hayvan öldü, hesap edilemeyecek milyonlarca hektarlık habitat. Sadece koala nüfusumuz büyük ihtimalle yarı yarıya düşecek, ki zaten sayıları azalıyordu. Bir ulusun ikonunun yakında muhtemelen vahşi doğada soyunun tükenecek olması çok üzücü. Başka türler de inanılmaz derecede acı çekti, ve bu olaylardan sonra hakikaten birçoğu artık yok olacak. Eh, duruma uyuyor, sonuçta İncil’de sık sık kendisine “holocaust/yanmış kurbanlar” verildiğinde YHWH’in zevkten nasıl dört köşe olduğu yazar.

Buna bağlı olarak, Scott Morrison’ın bu felaket boyunca yaptığı şey koca bir hiçtir. Tıpkı kendinden önce gelen Abbott gibi, kendisi de sadece Hristiyan bir deli. Bu sığır da Hillsong Pentikostal tarikatının bir üyesi. Bu felaketin süresi boyunca, insanlara “iyi dilek ve dualar” ve birkaç tokalaşma dışında hiçbir şey sunmadı. Hatta ülkemizi savunmak için hayatlarını riske atan gönüllü itfaiye işçilerinin, işlerini haftalardır kaçırmalarına rağmen emekleri için para hak etmediklerini söyledi. Elbette bütçe kesintileri ve her şeyin “liderimiz”in ne kadar az umurunda olduğunu düşünürsek, kimsenin kaybettiği hiçbir şey için anlamlı bir yardım almayacağını görüyoruz.

Şahsen ben güvende olacağım. Yangınların yarım saat uzakta olabilir, ancak benim yaşadığım banliyö, yangının cidden yayılma riski olmayan bir yer. Ancak üzücü gerçek şu ki, hayatım boyunca ziyaret ettiğim yerlerin neredeyse hiçbiri artık yok. Bildiğim hiçbir yerin aynı görünmeyeceği ve olmayacağını henüz sindiremedim. Şu ana kadar benim için tek tehlike, yaşadığım yerde ben dahil herkesin her gün bir paket sigaraya eşdeğer miktarda toksik duman soluyor olması. Tabii harika değil, ama en azından halâ hayattayım.

Avustralya yangınları hakkındaki bu infografik bir haftadan uzun süre önce yapıldı [kardeşimizin bu yazıyı yayınlamasının üzerinden geçen zamanı düşünürsek, aslında aşağı yukarı bir ay]; o yüzden işin gerçekleri bundan daha da kötü, ama bu görsel de size bu felaketin boyutu hakkında en azından bir bilgi verecektir.

Hayatımda gördüğüm en yüksek sıcaklığı [yazıyı paylaşmasından] daha iki gün önce hissettik. 49 derece. İnanın bana berbat bir durum, özellikle de ülkedeki elektrik fiyatlarının, yine Liberal Partinin gazımızı ve kömürümüzü Çinlilere satmasından ötürü fırladığı ve çoğu kimsenin klima çalıştırmaya gücünün yetmediği bugünlerde. Belirtmem lazım ki, direkt yangınların kendisinden güvende olduğum için şükrediyorum. Tanrıların JoS’e söyledikleri doğru. Düşmanın bu dünyadaki amaçlarının son günlerinin habercisi, daha önce görülmemiş doğal afetler olacak; ki bu şimdiden burada bir gerçeklik.

Bundan çıkarılacak derse gelince; Avustralya yangınları birçok yabancının bildiğinden çok daha kötü, ve bu yangınların Yahudiler tarafından yönetilen, Komünizme bir kala hükümetimiz tarafından çıkarıldığı gerçekliği, kendi ülkemin yurttaşlarının birçoğu tarafından bile bilinmiyor. Ne yazık ki, bizim ülkemizde de sahte bir Yahudilenmiş bir sağ vs. sol ikilemi hakim, ama halkın yavaş yavaş her iki tarafın da Kosher’leştirildiği gerçeğine uyanmasıyla bu ilüzyon da hızlı bir şekilde yıkılıyor. İnanın bana, anti-semitizm Avustralya’da yükseliyor, ve insanlar küçük, bağımsız partilerin iyi taraflarının farkına varmaya başlıyor. Biz Avustralyalılar rahat, geniş bir halkız. Ama en nihayetinde, bizim bile sabrımız taşacaktır.

https://www.reddit.com/r/australia/comments/eiwd3y/welcome_to_the_real_world_scomo/

Son söz olarak, bunların hiçbirisi Avustralya için iyi görünmüyor. Uzun vadeye yönelik bir tahminde bulunup, bu ulusun ekosisteminin sadece Tanrıların kendileri tarafından kurtarılabileceğini söyleyeceğim. Hükümetin kasıtlı ihmalinden önce, Avustralyanın zaten kuraklaştığı ve merkezi çölünün büyüdüğü söyleniyordu. Sıcaklık, şu ana kadar arttığı gibi artmaya devam ederse, Çinli Komünistler tarafından Yahudilenmemizle ve şiddetli bir şekilde yükselen nüfusumuzla birlikte, kısa vadede bizim için artık çok geç olabilir. Bu ülkenin %90’ı veya daha fazlası şimdiden yaşanmaz bir halde. Belki de geri kalanının da aynı duruma düşmesi çok uzun sürmeyecek. Belki de Yahudi sürüngenler yeni iklimden hoşlanırlar.

Aşağıya birkaç kaynak koyacağım. Her zamanki gibi shill‘lanmamaya dikkat edin, ama yine de bu bahsettiğim şeylerle ilgili kaba bir fikir edinmenize yarayabilirler.

https://www.abc.net.au/news/2019-03-06/billions-of-litres-of-water-missing-from-murray-darling-basin/10873782
http://www.pennysharpe.com/cuts_to_national_parks_raising_bushfire_risk
https://independentaustralia.net/article-display/gladys-berejiklian-slashes-fire-service-budgets-while-nsw-burns,13307
https://www.abc.net.au/news/2019-07-06/national-parks-underfunded-former-ranger-warns/11282562
https://www.thebigsmoke.com.au/2019/11/11/morrison-cut-funding-and-ignored-fire-chiefs-before-nsw-blaze/

“Avustralya Yangınları Neden Çıktı?” hakkında 28 yorum var

  1. Atatürke zamanında yahudi demişlerdi sözde tanrılarla konuşan jos yetkilileri siz uyardıktan sonra hatalarını anladılar bu kişilerin Tanrılarla konuştuğuna inanmıyorum. 1 kez böyle yanlş yapıldı oyüzden gelecekteki haberlerine önyargıyla yaklaşmalıyızbu yazı gibi

    1. Esenlikler,

      Haklısınız, çünkü Yüksek Rahipler Tanrı olduklarını ve asla hata yapmayacaklarını söylüyorlar ve dolayısıyla yıllar önce yaptıkları tek bir hatadan ötürü dedikleri her şey tamamen çöpe gidiyor, değil mi?
      Tabii ki hayır, komik olmayın.
      Onlar da insan, ve kendilerinin de kabul ettiği ve asla aksini iddia etmediği gibi herkes hata yapabilir. Devam edecek olursak, Yüksek Rahip ve Rahibelerin sadece son 2 yıldaki forum post’ları 10 bine yakın. Adamlar ne yapsın, her post atmadan önce “Şeytan Baba, yazdığım tüm mesajı baştan okuyup en ufak bir hata var mı söyler misin?” mi desinler? Bu işler böyle çalışmıyor, öyle şeylere gerek de yok.
      Üzerinden denizlerce sular akan, çıktığı zaman bile herhangi bir öneme sahip olmayan bir konuyu pişirip pişirip önümüze koymaya çalışan kişiler ve güruhlar belli – Satanizm’e sabotaj yapmaya çalışan düşman köpekleri ve bunları kasıtlı bir şekilde veya sadece kanarak takip eden vizyonsuz insanlar. Bunlara herhangi bir şekilde hitap etmemize gerek yok. Gerçekler ortada, ve bu Gerçekler kendi takip ettiği kanıtlanamaz dogma hariç her şeye düşmanca ve takıntılı bir şüpheyle yaklaşanlar istese de, istemese de mutlak ve nihai galip olacaktır.
      Dolayısıyla hayır, herhangi bir şeye “ön yargıyla” yaklaşılacaksa bu Şeytan’ın Joy of Satan’ı ve Onun seçtiği Yüksek Rahip ve Rahibeler değil, Şeytan’ın düşmanlarıdır.

      İyi akşamlar.

  2. Emeğinize sağlık, bu kadar uzun bir yazıyı çevirmek büyük emek ve sabır ister.

    1. Esenlikler,

      Sitemizde bunun 5-10 katı büyüklüğünde bölümler de var, Demon’lar ve Astroloji gibi. Ama harcadığım her bir damla emeğin, bir gün sayısız yurttaşımızın sususluğunu kana kana doyurabilecekleri bir derya olacağı umudu bunu severek, aşkla yapmamı sağlıyor.

      İyi akşamlar.

  3. corona virüsü hakkında yazılarınızı da bekleriz…
    Türkiye de bu tehdit altında.
    Teşekkürler..

    1. Esenlikler,

      Aslında söylenecek çok şey yok. Yine kimin elinden çıktığı belli, ve korunmak için alınacak birçok önlem var. Herkes dikkat etmeli elbette. Bu konuda forumlarda bazı konuşmalar döndü. Elzem öneme sahip bir şey görürsem elbette burada yurttaşlarım için paylaşırım.

      İyi sabahlar.

    1. Esenlikler,

      Hayır.
      Doğa, elbette ki Doğanın Dininde kutsaldır. Ama doğada bile (veya daha doğrusu özellikle doğada) bir düzen ve hiyerarşi vardır. Anarşizm insanlık değil, hiçbir tür için uygun değildir. Solculuğun her türü için bu geçerlidir.

      İyi sabahlar.

  4. esenlikler bir sorum olacak neo-naziler ile Türkler kavga etmişlerdi Almanya’da Türkler bu baskılara karşı gelmek için ise 36 boys grubunu kurdular ve neo-nazileri uzak tuttular
    bu Naziler ile Türklerin kavgalı olduğunu göstermiyor mu çünkü o zamanlarda 1980-1990 da yani nazizmi savunan çok kişi vardı ve çoğu Alman Naziydi şu an 36 boys grubu hiphop ve gangsta karışımı bir rap yapıyor sağolun kolay gelsin

    1. Esenlikler,

      Neo-Nazizm =/= Nazizm.
      Neo-Naziler, biz Nazilerin gözünde en hakiki subhuman’lardır. Umarım bu sorunuzu cevaplamaya yetecektir.

      İyi sabahlar.

  5. Selamlar. Ben satanizmi araştırıyorum ve birden fazla mecralara göz attım. Hepsi JoS’un saçmalıktan ve gerçek satanizmi ifade etmediğini, dinlerine zarar verdiklerini söylüyorlar. Bunun nededi nedir?

    Ayrıca sizin sitenizde okuduğum yazıda öldükten sonra Du’at a gidileceğini söylüyorsunuz ama diger kaynaklar ölünce reenkarne sonucunda( 8 basamaklı yaradılış kısaca)
    Tanrıyla birleşene kadar ruhumuzu geliştirmemizi söylüyor.

    Yardımcı olur musunuz cidden kafam çok karıştı.
    (Internet sitesi kısmına bir tane sizi kötüleyen örnek site bırakıyorum.)

    1. Esenlikler,

      Bahsettiğiniz mecralar ve güruhların tek ama tek olayı zaten bize hakaret edip pislik atmaya çalışmaktır. Bu insanların kendi fikirleri, görüşleri, duruşları, kimlikleri yoktur; dolayısıyla eşsiz ve dimdik bir kimliğe, duruşa ve ideolojiye sahip olan bizleri lekelemeye çalışıp bizim üzerimizden prim yapmak isterler, kendilerini bizim aracılığımızla tanımlarlar ve bu yüzden asla gölgemizden kurtulamayacaklardır. Bizim dışımızdaki her “çeşit” Satanizm, o ya da bu miktar bozulmuş ve Yahudilerin eksenindedir. Buna Şeytan’ı ve Tanrıları gerçek varlıklar olarak kabul etmeyen, süslü Ateizm olan LaVey’cilik de; Satanist’miş gibi yapıp şerefsizce Haham Yeşua gibi Yahudi karakterlerine peşkeş çeken kuduz, beynini yemiş köpekler de; Demon’ların varlığını tanıyan ama ne hikmetse sadece iki-üç bin yıllık zevzek İbrahimi inançların Tanrılara yakıştırdığı o tiksinç “kötü ruh”, “karanlık varlık”, “canavar”, “qlipoth” yaftalarını kabul eden ve benimseyen başka “Satanizm” türleri de; hatta ve hatta bunu bile yapmayıp Demon’ları direkt Tanrılar olarak gören ama bir türlü Yahudi sorununu ve dünyayı kurtarmak için savaşmak gerektiğini kabul edemeyen, göremeyen, “korkunç ırkçı nazi” yaftası yeme ihtimali aklına gelince acınası bir kurtçuk gibi tir tir titreyen politik doğrucu, “güvenli”, koşer “Satanizm” budalaları da dahildir. Bini bir para. Alın birini, vurun ötekine. Hiçbir fark yok. Satanizm’i düşmanın soktuğu iğrenç, gülünç, orijinal halinin hakaretvari bir karikatürüne sokmadığımız, bunu reddettiğimiz ve Satanizm’in özü olduğu gibi boyun eğmediğimiz için bize saldırıyorlar. Satanizm’i Satanizm’in dışındakiler tanımlayamaz. Bize “kötü”, “katil”, “canavar”, “tarikatçı”, “sapık”, “kafir” diyenler ayrı aptal, bunu benimseyip işin özüne inmeyenler apayrı aptaldır. Bu şekilde çokça kişinin kafasını karıştırıyorlar. Örneğin kullandığınız rumuzda bile bunun işaretini görebiliriz. Witch, yani Cadı, orijinalinde “Bilge kişi” demektir. Cadılar düşkün değil, yüksek ve elit insanlardır. Düşkünlük ve düşüklük allaha mahsustur.

      Üstüne üstlük, bunların hepsinin tüm varlıkları inanç üzerinedir. Bizse bunu tamamen reddederiz. Boşu boşuna üstüne basa basa “Biz inanç değiliz, Gerçeğiz” demiyoruz. Onlar -İbrahimiler ve birçoğu onlarla hemen hemen tıpatıp aynı olan bu saydığım sözde “Satanist”ler- Gerçeklikten tamamen kopmuş, sadece kendi kafalarında yaşattıkları bir inancın kölesi olabilirler; ancak bizim savunduğumuz istisnasız her şeyin gerçek dünyada bir karşılığı, kanıtlanabilirliği ve objektifliği vardır. Buna ruhaniyet hakkında ileri sunduğumuz eşsiz ve en faydalı dünya bakışı, ruhani gelişim yolu da; toplumsal olaylar hakkında söylediklerimiz de; ırk gibi dışarıdaki narin insanlar için fazla “hassas” konularda çekinmeden, dobra dobra konuştuğumuz siz “görüş” deyin, biz kanıtlı bir şekilde “Gerçek” diyelim bu fenomenler de dahil. Kısaca bize küfür eden çekemediğinden ve korktuğundandır; çünkü biz onların Yahudi efendilerine karşı bu dünyada kalan en büyük tehdidiz.

      O yüzden o sözde “başka kaynaklarda” ne dendiği bizi bağlamıyor. Başkalarının birkaç onyıllık sözde kaynaklarına karşın bizim onbinlerce yıllık şanlı, canlı, ulu Kadim Pagan Öğretimiz, bu en doğal Ruhani Yolumuz var. Ortaya akla mantığa uymayan, keyfi iddialar atacak olan varsa kanıtlama yükü onlardadır, bizde değil. “Tanrıyla birleşme” diye bir şey yoktur, bu tamamen Sağ Elci bir zırvadır. Ruhani Komünizm bile denebilir. Hem hangi Tanrı? “Tanrı” kelimesini tekil kullanmak bile Yahudi dünya görüşüne biat etmektir. Biz burada bunu yapmıyoruz. Ki, bizim olayımız “ölünce” olacak şeyler değildir; dinimizi hemen şimdi, burada, bu dünyada yaşarız. Bir gözü “öbür tarafta” olan ılık insanlara ihtiyacımız yok. “Bizim Tanrının kendi içinde olduğunu bilen özgür insanlara ihtiyacımız var.” – Adolf Hitler
      Yoga’nın “birlik”ini gökteki kurmaca bir Yahudi dedesiyle “birleşme” olarak algılayanlar ve algılatanlar, okültizmden ve ruhaniyetten zerre anlamayan kişilerdir. Birlikten kasıt kişinin kendi içindeki eril ve dişil kutupların birlik haline gelip ruhani olarak daha da yükselmesini sağlamasıdır – bunun en nihai sonucu da Tanrılığa ulaşmaktır.

      Kafanız karışıyorsa yapmanız gereken tek şey; duyduğunuz, gördüğünüz ve rastladığınız her şeyi eleştirel düşünce filtresinden geçirmektir. Satanizm bir inanç kesinlikle değildir, öyle olduğunu söyleyenler cahildir. Satanizm gerek muhtevası, gerekse de kelime anlamı itibariyle GERÇEKizm’dir. Ve “sizin gerçeğiniz” veya “bizim gerçeğimiz” yok. Gerçek birdir, her sorgulandığında aynı cevabı verir. Ve Gerçek Sorgulanmaktan Korkmaz. Biz korkmuyoruz, korkanlar düşünsün.

      İyi sabahlar.

      1. all*hı küçük harfle yazma detayı çok iyi. Ayrıca çok güzel bir cevap olmuş 🙂

  6. Hedonizm, Nihilizm ve Anarşizm hakkında düşünceleriniz nedir? iyi midir kötü müdür ve biraz detaylı bahseder misiniz ellerinize sağlık şimdiden

    1. Esenlikler,

      Anarşizm hakkında zaten daha önce konuştuk; doğaya, akla ve mantığa ters ve işe yaramaz bir ideoloji. Ergen işi.

      Hedonizm de aynı şekilde. Zevk elzem olmasına rağmen hayat zevkten ibaret değildir ve zevkten çok daha önemli değerler vardır, örneğin etik gibi.

      Nihilizm’i de yine saydığım kitle yanlış anlıyor. Nietzsche’nin sunduğu Nihilizm’i negatif, umutsuz, depresif bir dünya görüşü sanıyorlar. Hayır, öyle değil. Gerçekten de hayatın içsel, kendi içine yerleşik bir anlamı yoktur. Ama kimsenin önceden belirlediği bir anlam olmaması umutsuzluk değil, güç bahşeden bir durumdur. Hayatın anlamı, her ne olduğunu söylersek o olabilir, bu sayede kutsiyeti, güzelliği ve Gerçeği takip etmemizin önünde hiçbir şey yoktur. “Hayatın anlamı kendini ve evreni iyileştirmektir.” der Şeytan.

      İyi günler.

  7. Bu yangınlardan daha da korkutucu olan;nükleer silahlar!
    Köşeye sıkıştıkça daha da azıyorlar.Bu gidişle son çırpınışlarında yığdıkları o ölüm silahlarını dünyaya atıp tüm canlı yaşama son vermek isteyebilirler.Böyle bir senaryo işten bile değil.
    Son zamanlarda artan kanser,çıkan virüsler,centillerin birbirine kırdırılması…Sonsuz göz yaşı ve sefalet dolu bir dünyada yaşıyoruz.Ortaçağ hala bitmedi.O zamanlarda insanları canlı canlı yakan infazları vardı;şimdi de canlı canlı yakan kitlesel imha silahları.
    Atom bombasının mucitlerinden olan malum namussuzun birde dalga geçer gibi söylediği söz:”Ben dünyaların yok edicisiyim”

    1. Esenlikler,

      Oppenheimer Yahudisi, Bhagavad Gita’yı bağlam dışı alıntılıyordu, evet. “Ben ölümüm, dünyaların yok edicisi.” Zaten bildiğiniz üzere, atom bombası üzerinde çalışan/atom bombasını Amerika’ya kullandıran ve Yahudi olmayan ya kimse yok, ya da 1-2 soysuz var.

      Ortaçağın hala bitmediği konusunda haklısınız. Yüksek Rahip Cobra da “halâ bilgisayarlı orta çağlarda yaşıyoruz” gibi bir şey demişti zamanında. Cidden geldiğimiz “””yüksek gelişmişlik seviyesi”””ne kıyasla, başımızdaki bu belalar gerçekten gülünç derecede ilkel. Bunun için de kime teşekkür edebileceğimizi biliyoruz. Teşekkürlerimizi de gün be gün, bize bunları yaşatan lanetli dillerini çürütüp yok ederek iletiyoruz. Düşmana borcumuzu ödeyeceğiz.

      İyi günler.

        1. Esenlikler,

          Hayır, insanoğlu “istilacı” bir tür falan değildir. Dünyadaki tüm pislikler Yahudilerin suçu, Centil halklar suçlu değildir. Kendimizi suçlu, kötü ve değersiz hissetmemizi isteyen düşmandır. Ama dünyanın para, politika ve “dini” gücüne sahip olanlar bizler değiliz, Yahudiler. Ve bu gücü nasıl kullandıklarını görüyoruz. Elbette ki dünyanın kirlenmesi onların işi, bizim işimizse buna bir son vermek.

          İyi sabahlar.

          1. Red Pill ve benzeri uygulamalar sizce faydalı şeyler mi? İnsanın güçlü kalması açısından bakılacaksa, sosyolojik olarak büyük bir adım olabilir bunların yayılması.

          2. Esenlikler,

            Öyle uygulama mı var bilmiyorum, göstermeniz gerekecek. Ama kendisine “””red pill””” diyen başka “””felsefeler””” duydum, ki gerçek kırmızı hap anlayışından olabildiğince uzakta. Umarım onlardan bahsetmiyorsunuzdur.

            Bu arada, lütfen isminizi değiştirin. İnsanların yanlış anlamasını istemeyiz.

            İyi günler.

  8. Sitenizi birkaç gündür takip ediyorum ve ayrımcı, cinsiyetçi ve nazi propagandanızdan fenalık geldi. Elbette bunlar sizin yazılarınız değil. Sizi suçlamıyorum. Burada suçlu olan JoS. Yani Jof of Satan’ı kaç yıldır takip etmektesiniz? Bu siteyi 3 yıl önce kurmuşsunuz hadi 2 yıl da araştırma dönemi diyelim 5 yıl. Maksimum 10 yıldır Satanist olduğunu varsıyorum. Haliyle eski JoS’u bilmiyorsun. Maxine JoS’un kurucusu değil. Başlangıçta JoS Nazi tabanlı bir site değildi. Kurucusu “”gerçek”” bir rahipti ve onlarca yıllık deneyime sahipti. Sonrasında Maxine geldi eskileri sildi. Şu an ki rahip Hooded Copra’nın baba tarafından yarı Yahudi olduğunu biliyor musun acaba? Maxine’ye göre Yahudiler JoS’a katılamadığı gibi Satanist’de olamıyor. Şeytanın dini bu değil. Şeytan için senin renginin, ırkının, cinselliğinin önemi yoktur. O bizi Sahte Tanrının aksine kategorize etmeyip, olduğumuz gibi kabul eder. Irkçı, cinsiyetçi söylemlerinizi Satanizm’de zorunluluk olarak lanse etmeyin. LGBT hakkında da Yahudi ürünü demişsiniz. Yahudileri kucaklayalım demiyorum ama Yahudi birinin de Satanist olabileceğine inanıyorum. Hitler’in okültizmle ilgilendiği bilinen bir gerçek ama Hitler olmasaydı İsrail kurulur muydu? Hitler tarih sahnesine hiç çıkmamış biri olsaydı Yahudiler böyle güçlü bir konumda olmayacaktı. Hitler’in zamanında Yahudiler Avrupa’ya dağılmıştı. Hitler onları birleştirmeseydi bir kaç yüzyıl içinde asimile olacaklardı. Hitler Yahudilerin birlik olmasını sağladı. Ayrıca Almanya yüklü bir tazminat ödedi bu para da İsrail’in kurulmasında çok yardımcı oldu. Yani ya yanılıyorsanız? O kadar emek verip çeviri yapıyorsunuz üstüne her gün yorumlara cevap yetiştirmek falan. Bence iletişim kurabiliyorken Tanrılarımıza bu konuda danışın. Yani meditasyonlar dışında onların çevirilerini yapmakla yormayın kendinizi bence. Meditasyonlardan konu açılmışken eklemeden geçmiyeyim; Maxine’nin siteye eklemiş oldugu bir çok meditasyon ( element cagırma,imajinasyon) Franz Bardon’dan alıntı ve Bardon’ın adını ekleme zahmetine girmemiş.

    1. Esenlikler,

      İddialarınıza ve itirazlarınıza sizi alıntılayarak cevap vereceğim.

      “Sitenizi birkaç gündür takip ediyorum ve ayrımcı, cinsiyetçi ve nazi propagandanızdan fenalık geldi.”

      Cinsiyetçi? Nasıl yani? Nerede? Tanrıçalar aslında erkek falan da ben mi bilmiyorum acaba? Zihnin “ruhani” tarafı dişil, yani sağ beyindir, meditasyon sağ beyin aktivitesidir, dişil tarafı baskılamamanın elzem önemini gerektiği her zaman vurgulayan bir oluşumuz.

      Ayrımcı ve gururla, onurla, şerefle Nazi olduğumuz doğrudur. Bu konuda açıklama yapması gereken taraf biz değiliz, Yahudi Sorununu bilen (veya bilmesi gereken) de gözlerini kapatan, hala Nasyonal Sosyalizmin ışığına uyanmamış insanlar. Dünyadaki istisnasız, büyüklü küçüklü her tür kötülükten sorumlu, öteki, yabancı, uzaylı bir halktan bahsediyoruz. Nazizmin size ne zararı oldu acaba? Dünyada bu alçak halka tek tepki gösterebilmiş ideolojidir Nasyonal Sosyalizm.

      “Elbette bunlar sizin yazılarınız değil. Sizi suçlamıyorum. Burada suçlu olan JoS.”
      Bu sitede kendi elimden çıkmış her satırın, her kelimenin arkasındayım, orijinal içerik üreticisi ben olmasam bile. Çevirdiğim şeyi savunduğum, yürekten desteklediğim için çeviriyorum, “vitrin bozulmasın, bütün halinde sunayım” diye değil. Ki zaten gelin görün ki, forumlardaki içeriğin büyük çoğunluğunu çevirip yayınlamaya ne gücüm, ne vaktim tek kişi olarak yetmediği için seçmece içerik sunuyorum, önemli konuları yayınlıyorum. İçerikleri seçen de benim, ve başka Kardeşlerimiz. Dediğim gibi, ortada suçlanacak bir konu olsaydı bu sözde suçu bütünüyle ve gururla üstlenirdim. Ama yine tekrar edeyim, siz çok yanlış gelmişsiniz. Demek istediğim şey, ben zaten doğuştan bu Yola bağlıyım, Joy of Satan sadece bulana kadar aradığım her şeyin mükemmel bir şekilde vücut bulmuş hali. Gerek Satanizm’in en Gerçek hali olsun, gerekse de zaten ömrüm boyu savunduğum Nasyonal Sosyalizm’in yüce idealleri olsun. Kısaca vermeye çalıştığınız sempati mesajı için bir-iki düzine yıl geciktiniz.

      “Yani Jof of Satan’ı kaç yıldır takip etmektesiniz? Bu siteyi 3 yıl önce kurmuşsunuz hadi 2 yıl da araştırma dönemi diyelim 5 yıl. Maksimum 10 yıldır Satanist olduğunu varsıyorum.”
      İki yıl araştırılır mı hiç canım, Joy of Satan’ı bulup da iki yıl karar vermek için bekleyen insan çok azdır herhalde. 10 yıl dediğiniz doğru, ama Satanizm’den önce, “Acemi” olarak (yani boş) geçirdiğim süredir o. Yoksa Satanizm’i keşfedip iki yıl daha vakit harcasam herhalde o iki yılı gelişmeyerek harcadığım için kahrolurdum. Ben sanırım bir hafta bile beklemedim, çünkü bulduğum şeyin zaten ezelden beridir aradığım Ebedi ve Mutlak Gerçek olduğunu kemiklerimde bile hissediyordum. Gördüm, yutarcasına okudum, en ufak bir yanlış göremedim (ve hala da göremiyorum). Mutlulukla, neşeyle, coşkuyla girdim, hala aynı coşku da içimde. “Yıldızlar kadar ruhum olsa, hepsini Mephistopheles’e verirdim!”

      “Haliyle eski JoS’u bilmiyorsun. Maxine JoS’un kurucusu değil. Başlangıçta JoS Nazi tabanlı bir site değildi. Kurucusu “”gerçek”” bir rahipti ve onlarca yıllık deneyime sahipti. Sonrasında Maxine geldi eskileri sildi. Şu an ki rahip Hooded Copra’nın baba tarafından yarı Yahudi olduğunu biliyor musun acaba? Maxine’ye göre Yahudiler JoS’a katılamadığı gibi Satanist’de olamıyor.”
      Baştan sona yalan. Sözde “Exposing JoS” zırvalarını ve onun tıpatıp aynı pislik kokusuna sahip envai çeşit halini çok gördük. Üzgünüm ama tekrar söyleyeyim, siz çok yanlış gelmişsiniz. Sizce kaç yıldır bu olayın içinde olup bu tarz tamamen asılsız, gülünç iddiaları duymamış olmam mümkün mü acaba? Neden vaktinizi harcadınız ki? Joy of Satan’dan olup birazcık kamuya mal olmuş herkes hakkında atıp tutan bir Yahudi ve Yahudi kontrollü güruh hep vardır, biz bu savaşı şanlı bir şekilde kazanana kadar da hep olacaktır. Bu yeni bir şey değil. Adolf Hitler’in de dediği gibi; Judenpresse’nin hakkımızda kötü yazmadığı bir gün, boş yaşadığımız bir gündür. Bari iddiaları biraz elle tutulur olsa. Tabii ya, Yahudiler hariç herkes Yahudi zaten, değil mi?

      Yeni çıkan her bir asılsız iddianın beni tatmin ettiğini söylemeliyim, zira bizim hakkımızda atıp tutanlar hem kendi kaderlerini ebediyen mühürlüyor, hem de istemeseler de seve seve bizim reklamımızı yapıyorlar. Bu saydığınız şeylerin herhangi biri (bakın hepsi demiyorum, herhangi biri diyorum) için bağlayıcı, kesin bir kanıt sağlamanız hem fiziksel olarak imkansız, hem de mantıksal olarak absürttür. Nasıl sunabilirsiniz ki? Sonuçta…

      “Şeytanın dini bu değil.”
      Bu. Hem de tam olarak, sadece ve spesifik olarak bu. “Genel” bir Satanizm değil, Palyaço Satanizmi, Koşer Satanizm, İsatapar Satanizm, Anti-kozmetik Satanizm, “””Klifotik””” Satanizm veya başka hiçbir zırva değil, Spiritüel Satanizm. Kadim bilgeliğin günümüzdeki restorasyonu. Zaten bizden başka ne var ki? En fazla bizden “korkunç Naziler olduğumuz için” kopmaya çalışan, ama hala her tür bilgi için bize bağımlı bir avuç zavallı var. Geri kalanı da zaten %95 üstü Sağ El köpekliği, %5 de düşman kontrollü, Koşer Sol El.

      “Şeytan için senin renginin, ırkının, cinselliğinin önemi yoktur.”
      Vardır, hem de elzem önemi vardır. Şeytan ve Tanrılar, Doğanın ve Doğal ideallerin en üst ve kutsal şekilde vücut bulmuş halidir. Tabii mecaz olarak diyorum, yoksa Hepsi bağımsız birer kişi ve kişilik. Ancak demek istediğim şey şu ki, kişinin Tanrı olabilmesi için en önemli şartlardan biri, Doğal prensiplerle ve yasalarla mükemmel uyumlu olmaktır. Doğa için renk, ırk, cinsellik önemlidir. Doğa’da ne kadar safsanız, o kadar güçlüsünüz. At alırken bile safkan olup olmadığına bakılır. Atla eşeğin çiftleşmesinin sonucu, envai çeşit sağlık sorununa sahip ve genellikle de kısır olan katırlardır. Biz insanız diye bir anda Doğa’dan üstün mü olduk da tüm bu Doğal yasalardan muaf olalım? Yok öyle bir şey.

      Tabii ki Centil olan herkes Satanist olabilir, ama Centil diyorum. Doğal insan ırklarına bu Yol tamamen açıktır; ama sonradan gelme, istilacı, dış kapının dış mandalı olan, istenmeyen, “öteki” uzaylı türlerine de kapımız ebediyen ve koşulsuz şartsız kapalıdır.

      “O bizi Sahte Tanrının aksine kategorize etmeyip, olduğumuz gibi kabul eder.”
      “Sahte Tanrı”yı özel isim olarak kullandığınıza göre, İsatapar mısınız veya İsatapar sempatileriniz mi var? Çünkü eğer öyleyse, sizi daha da baştan başlatıp İsataparlığın neden gülünç, kitaplarının neden alçak ve baştan sona yalan olduğu konusundaki kırmızı hapımıza yönlendirelim. Bunu bu şekilde sadece olmasa da genelde İsataparlar söyler, çünkü biz Gerçek Satanist’ler Jehovah’nın gerçek veya sahte, herhangi bir şekilde bir Tanrı olmadığını ve olamayacağını biliriz. Dolayısıyla bu gibi ifadeler bile bu pislikten yapma put için onore edici ifadelerdir.

      Ve yok, Şeytan bizi “olduğumuz gibi” kabul etse de, olduğumuz gibi kalmamızı istemez. Satanizm’in nihai amacı, tıpkı bizi yaratan mükemmel Tanrılarımız gibi ruhani (ve dolayısıyla zihinsel ve fiziksel) mükemmelliğe, ölümsüzlüğe ulaşıp tıpkı Onlar gibi Tanrı olmaktır. Bizim dışımızdaki herhangi bir yol, bu konuda en ufak bir çözüm bile sunmuyor. Diğer herkes yerinde sayarken ilerlememiz ve yayılmamız rastlantı değil, Doğal prensiplerin insanların yüreğinde tekrar uyanması sadece. Ama şunu da söyleyeyim tabii; zencisi de, beyazı da, asyalısı da çok güzeldir, hepsi kendi içinde güzeldir, ve güzelliği muhafaza edilmelidir. Bunun da tek yolu, ırksal bilinç uygulayıp ırklarımızı karışa karışa yok olmaktan korumaktır. Sizin gibi insanların gerek yanlış yönde aşırı düşüncelilik ve empati kurmaktan, gerekse de Doğal yasaları bir tek türümüze gelince unutmaktan ötürü gözardı ettiği şey bu. Her çiçek yerinde güzeldir, ve bütün renkleri karıştırmaya çalışmak yeni, harika bir “mega süper hiper gökkuşağı rengi 9001” ile değil, kimliksiz, şekilsiz, çirkin, gri bir balçıkla sonuçlanır.

      Eğer ırksal bilince sahip olup asyalı, siyah veya beyaz, her ırkın yaşam ve varoluş hakkını savunmak ırkçılıksa evet, biz sonuna kadar ırkçıyız. O zaman asıl soru, neden siz “ırkçı” değilsiniz acaba? Yoksa siyahilerden nefret mi ediyorsunuz? Onlardan nefret ettiğiniz için mi onların karışa karışa yok olmasını istiyorsunuz?

      “LGBT hakkında da Yahudi ürünü demişsiniz.”
      E öyle? Üçüncü Cinsiyet bireyler Yahudi ürünü, veya homoseksüellik Yahudi ürünü demiyorum bakın, dikkat edin. LGBT, organizasyon olarak Yahudi menşeili ve Yahudi güdümlü bir organizasyondur. Amaçları da bir zamanlar şerefli, onurlu, yüce bir konumda olan Üçüncü Cinsiyet erkeğini ve dişisini bu pozisyonlarından alaşağı edip, toplumun gözünde küçük düşürmek ve alçak göstermektir. Yoksa yanlış anlamayın, homoseksüel veya biseksüel olmak herhangi bir açıdan negatif bir şey değildir elbette, asla olmamıştır ve asla da olmayacaktır. Sorun bu bireylerin şu an Yahudilerin pis, melun amaçları için maşa olarak kullanılması. Bunun hakkında çok önceden yazmıştım.

      “Hitler’in okültizmle ilgilendiği bilinen bir gerçek ama Hitler olmasaydı İsrail kurulur muydu? Hitler tarih sahnesine hiç çıkmamış biri olsaydı Yahudiler böyle güçlü bir konumda olmayacaktı. Hitler’in zamanında Yahudiler Avrupa’ya dağılmıştı.”
      Evet, Hitler olmasaydı da İsrail kurulurdu. Yoksa siz Holocaust “oldu diye” İsrail kuruldu mu sanıyorsunuz? Yok canım. Holocaust asla olmadı ki. Holocaust sebebiyle, daha doğrusu bahanesiyle İsrail’in kurulduğu doğru. Ama bu “6 milyon yahudi” yalan bombası çıktığında Hitler daha doğmamıştı bile. Yani kısaca bu bomba Hitler’in başına patlamasaydı, başkasının başına patlayacaktı. Eninde sonunda.

      “Hitler onları birleştirmeseydi bir kaç yüzyıl içinde asimile olacaklardı.”
      Yahudiler tarih boyunca asla asimile olmamış bir halktır. Her zaman için dünyanın çeşitli yerlerinde bulunup, çeşitli ulusların içine sızarak başlarına çeşitli çoraplar örmüşlerdir, ama asla “öteki” kimliklerini kaybetmemişlerdir. Bununla gurur duyarlar. Başka ırkların saflığını kaybetmesinden (daha doğrusu onlar tarafından kaybettirilmelerinden), ama kendilerinin ırksal bütünlüğünü ezelden beridir koruduklarından ciddi şekilde tatmin olurlar. Dışarıya iteledikleri Komünizm ve Kültürel Marksizm, kendi aralarında asla kabul gören bir ideoloji değildir. Çünkü Yahudiler bile saflığın gücünü bilmekte. Dolayısıyla o asimile olma olayını geçin. Ki zaten asimile falan da olmasınlar, toplumumuzda Yahudi istemiyoruz. Bir tanecik bile.

      “Ayrıca Almanya yüklü bir tazminat ödedi bu para da İsrail’in kurulmasında çok yardımcı oldu.”
      E iyi, tamam da, bu zaten bizim için bir argüman. Asla olmamış, ve “olduğuna” 2 tanecik “tanığın” ifadesiyle karar verilen bir Holocaust yüzünden, ulu bir Centil ulusu haydut ve meşruluktan bin uzak bir Yahudi milletinin kurulması için para vermek zorunda kaldı, bırakıldı. Bu güzel bir şey mi? Hayır. Bunun suçlusu kim? Her zamanki gibi Yahudiler. Bizim noktalarımızı bizim yerimize kanıtladığınız için teşekkürler.

      “Yani ya yanılıyorsanız?”
      Pascal’ın Bahsi diyorsunuz yani. Pascal’ı akıllı, sofistike bir patrisyenken kültürsüz, pleb bir çomar olmaya iten zavallıca kelime bütünü.

      Sanki böyle konularda yanılıp yanılmadığımız “şansa bağlı” veya “kanıtlanamaz” bir şey de, tüm argümanlarımızı çürütmeye bu cümle yetiyor. Yetmiyor işte, çünkü iddia ettiğimiz her şey bağımsız olarak ve objektif bir şekilde kanıtlanabilir. Sözde “ırkçı” ideolojimiz de, ruhani pratiklerimizin gerçekliği ve otantikliği de, ideolojimizin diğer temelleri de. Dolayısıyla hayır, yanılmıyoruz. Bu imkansız. “Dünya ya düzse?” demek gibi bir şey. Değil işte.

      “Yani meditasyonlar dışında onların çevirilerini yapmakla yormayın kendinizi bence.”
      Ha yani kendine “Enkiyan” falan diyen, Joy of Satan’dan çalıntı içerik dışında hiçbir şey sunmayan, Spiritüel Satanizm eksi kırmızı hap tarzında yapılardan olalım, öyle mi? Olur, ama sadece bir paragraf boyunca roleplay’lerini yapmam şeklinde olur.

      “Onlar korkunç, Nazilli’li ırkçılar, ama yemin ederim biz değiliz Haham Shekelberg! İstersen sitemizin, oluşumumuzun, hatta direkt evimin anahtarını vereyim sana, kontrol et, olur mu? Bak all*hıma yeminle siz “tanrı”nın seçilmişlerini rahatsız edecek hiçbir şey yok, sadece uslu uslu meditasyon falan yapıyoruz! N-n-ne, o da mı yasak? Ama n-n-niye ki? Ne, sizin inancınız mı buna izin vermiyor? E iyi de Aziz Üstat Shekelberg Efendimiz, o sizin inancınız, bize azıcık izin verseniz? Yok mu? Engizisyon Mahkemelerinde tekrar görüşürüz mü? Ama ne isterseniz yaptık, ne taviz talep ettiyseniz verdik! Daha ne istiyorsunuz! Ne, uluslarımızın ve çocuklarımızın kanını mı? Bilirsiniz Lord Shekelstein, size canımız feda ama bu biraz fazla değil mi? Ya da yok yok, değil. Sonuçta Nazi değiliz, Yahudi düşmanı değiliz, dolayısıyla her talebinize boyun eğmek zorundayız. Hay hay efendim, (elbette ki siyahi eşimden) ilk doğan çocuğumla birlikte, gelecekte basılacak tüm meditasyon rehberlerimizin sizin arzularınıza uygun şekilde Kosher’leştirilmiş versiyonunu, incelemeniz için malikanenize gönderiyorum! Peki bu kışı geçirmem için fazladan bir gümüş sikke alabilir miyim?”

      Ben eğlendim.

      “Bence iletişim kurabiliyorken Tanrılarımıza bu konuda danışın.”
      Olur. “Görünen köye kılavuz isteme” temasına uygun olarak, dünyanın yuvarlak olup olmadığını da sorarım o halde.

      “Meditasyonlardan konu açılmışken eklemeden geçmiyeyim; Maxine’nin siteye eklemiş oldugu bir çok meditasyon ( element cagırma,imajinasyon) Franz Bardon’dan alıntı ve Bardon’ın adını ekleme zahmetine girmemiş.”
      Öhöm öhöm.
      Kaynak: https://www.joyofsatan.org/www.angelfire.com/empire/serpentis666/Invoking_Quintessence.html

      Öhöm öhöm.
      Kaynak: https://www.joyofsatan.org/www.angelfire.com/empire/serpentis666/Creating_Elementals.html

      ÖHÖM ÖHÖM.
      Kaynak: https://www.joyofsatan.org/SLIB/666BlackSun/Adolf_Hitler.htm

      Ah bir de hakkımızda atılan sayısız yalana inanmadan önce kendiniz teyit etseniz.

      Ki dinime küfreden de Satanist olsa. Franz Bardon bazı okült grupların üyesiydi, bunların arasında Satanik bir locanın gerçek bir üyesi tarafından yürütülen küçük bir Satanik grup da vardı. Franz Bardon’ın Hermetik Bilimlere Giriş kitabındaki bilgiler bu gruptan alınmıştır. Ki zaten elementlerle çalışmak kadar kadim bir ilmin modern çağa yakın bir kaynağı olamaz elbette.

      Düşmanın gönderdiği bir provokatörseniz ne kadar kanıt gösterirsem göstereyim size yetmeyecektir, ancak zaten böyle bir durumda hedefim siz dışında herkes olacağından yine sorun değil. Yok, cidden samimiyetle bunları yazdıysanız umarım size de yardımı olmuştur.

      İyi akşamlar.

      1. Franz Bordon Nazi subayları tarafından tutuklanmış, neden böyle bir şey olmuş satanist biri değil mi? Yoksa lekeli biri ve sadece bazı yazdıkları şeyler mi iyi? Bu adam hakkında güncel olmayan bir bilgi okuyabilir miyim? Esenlikler.

        1. Esenlikler,

          Franz Bardon’ın Satanist olduğunu düşünmüyorum, forumlarda da bu yönde öyle bağlayıcı bir şey yok. Satanist’lerle içli dışlı olmuş, ama başkalarıyla da olmuş. Bazı kitaplarında “kötü” bilgiler de var. Sanırım ortalarda bulunan bir okültistti. Bu yönde başka kesin bir bilgi alırsam fikrim değişebilir, şu ana kadarki izlenimlerim bunlar sadece. Tutuklanma olayından da emin değilim. Bazıları kampa atıldı bile deniyor, ama o kadarına da zırva derim.

          Adam hakkında en güvenilir bilgi forumlarda. Onun dışında kitaplardaki bilgilere ne kadar güvenilir emin değilim.

          İyi geceler.

  9. Hayatımızda robert benzeri insanlar her daim çıkacak, ve var. Bunlara karşı nasıl bir strateji ve tutum sergilemeliyiz? Art niyetli olup böyle kendini yarı kibar yarı kötücül gösterenlere. Tanrılar böylelerine nasıl davranır? Biz çok insanca düşünüyoruz.

    1. Esenlikler,

      Yorumu atan kişi art niyetli mi, yoksa hakikaten sorguluyor mu emin değilim. Ama şu da var ki düşman köpeklerinin bizim hakkımızdaki asılsızca iddialarını yalayıp yutmuş olmasına rağmen olayın “bizim tarafımızı”, yani işlerin aslını hiç bilmemesi elbette ki iyi düşündürmüyor.

      Tanrıların bu tarz insanlara herhangi bir yaptırımı niye olsun ki? Tanrıların bir kişi hakkında bizzat yaptırımda bulunması için cidden bu kişilerin gerçek anlamda rahatsız edici, yolumuza taş koyucu, amaçlarımıza tehdit olucu bir şekilde davranması gerekiyor. Yoksa rastgele bir Müslümanın başına yıldırım düşürmeleriyle aynı şey. Ha onlar, ha bizim hakkımızda yalan yanlış her şeyi öğrenmiş insanlar. Ne fark var ki? Cidden asalaklık yaparlarsa hadleri ziyadesiyle bildirilir tabii ki. Onun dışında, Tanrılar bu insanları “ikna etmek” için elbette uğraşmayacaktır. Sizi, bizi “ikna etmek” (bkz: emzikle beslemek) için uğraşmıyorlar da onlar için mi uğraşacaklar? Unutmayalım ki Tanrıların bize ihtiyacı yok, bizim Onlara ihtiyacımız var.

      Neyse. Biz insanların bu kimselere tutumu konusunda ben iyi bir tavır sergilediğimi düşünüyorum. Bu konuda neden bahsettiğimi çok iyi bildiğim için her tür iddiayı elimin tersiyle yok edip, ondan sonra da yerlerine Gerçekleri koydum. Bu konularda yeterince derin bilginiz olmadan polemiğe girmenizi önermem, çünkü vakit kaybı. Olduktan sonra da konuşmadaki bilgili, otoriter ve imtiyaz sahibi tarafın siz olduğunuzun bilinciyle ve sorumluluğuyla hareket edin. Karşı tarafın şahsını hafife almak (kendileri saygısızlık yapmadıkları sürece, yaparsa gömün) akıllıca olmaz, ama argümanlarının ne kadar hafif ve diş kovuğunu doldurmaz olduğunu göstermeniz gerekiyor. Göstermek demişken, bu işler çoğunlukla PR’dır. Fark ettiyseniz cevap olarak yazdıklarım öyle sadece tek bir kişiye hitap etmiyor, ama okuyan herhangi birini de ilgilendiren bir tavırla yazılı. Zaten en sonda da belirttim; bu kişi bir infiltratörse bile en azından tarafsız 3. kişilerin bu konulardaki soruları cevaplanmış ve doğru bilgi yüklemesi yapılmış olacak.

      Dolayısıyla bu tartışmalar insan önünde oluyorsa (ki genelde öyle olur, çünkü bu tarz insanların hepsi olmasa da çoğunun tek isteği bizi başka insanların gözünde karalamak) olayın aslında bir “şov” olduğunu unutmayın, çünkü onlar için öyle. Yazık ki tüm sanatsallık, zerafet, alım, güzellik ve karizma bizden gelir. Venüs bizim gezegenimizdir, onların değil. Dolayısıyla bu tarz konular genelde bizim için biçilmiş kaftandır.

      İyi akşamlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir