Şeytan’ın İsmindeki Gizem: Şeytan Tanrıdır

Bu yazı, Yüksek Rahip Hoodedcobra666’nın forumlardaki vaazından çevrilmiştir.

 

Şeytan Baba, insanoğlunun yakın geleceğinde tartışılmaz bir Gerçek olarak yükselecek. Bunun sonunda şüphesiz bir şekilde böyle olacağı görünüyor, ancak şimdilik, Şeytan’a karşı işlenen bir namertlik ve yalancılık çağını geride bırakıyoruz.

Yahudi araştırmacılarının ve şerefsiz Siyonist kimselerin karalama kampanyası başlattığı “Şeytan” ismi, insan dillerine girmiş en kutsal sözcüklerden biridir. Şeytan Adı, “Tanrının Adı” ve Yüce İlahın İsmidir.

Sanskritçede bu bir gerçek olarak oldukça iyi kavranmıştı. Tanrılara bağlı, onlar tarafından yaratılan ve bize aktarılan İndo-Aryan ve Sanskrit kültürleri, Sat’ın ve Satya’nın gücünü apaçık bir biçimde ortaya koyar, ve onları Gerçeğe bağlar.

Yogi Bhajan, devasa açığa vurumunu ilerletmeye karar verdiğinde, “insanlığın Ruhani Evrimini önemli ölçüde hızlandırmak” için bu mantrayı sundu: Doğu’daki “En Üst Düzey Gizli” mantra olan, Brahmanlara SA-TA-NA-MA olarak bilinen mantrayı.

Bu Mantra, şimdilerde Doğu Yogasındaki en popüler mantra.

İnsanlığın ve dünyadaki her türlü ruhani gelişimin düşmanları ise sanki bir şakaymışçasına bunun için “karanlığın efendisi” dediler ve Şeytan’ı İbranice’de “Düşman” anlamına soktular, doğrusu kendi düşmanları anlamına. Ne kadar da masumlar, değil mi?

Başka kelimelerden ise, “Bilinebilir Olan” ve “Tanrı” anlamlarına gelen, Antik gizemlerin onlardan biri olmak için rehberlik sunduğu yine kutsal bir sözcük olan “Demon”u aşağıladılar.

Birkaç güncellenmiş Joy of Satan sayfasında açıkladığım gibi, “Demonların” birçoğu Tanrılığa yükselmiş insanlardı, ve gitgide daha da yükseğe doğru yol alıyorlar. Onlar insanlığın rehberleri ve koruyucuları. Kendi kategorileri, seviyeleri ve makamları var [daha fazla güncel bilgi de JoS’a eklenecek].

Hahamlar ve Yahudiler, biz “Demon” olarak bilinen atalarımızın yoluna geri girdikçe öfke nöbetlerinden kuduruyorlar. Bu detayın üzerinde çok durmayacak olsak da bu gerçeği yazının sonuna kadar gözünüzün önünde bulundurmanız gerekmektedir.

Yüksek Rahibe Maxine’in araştırmasını sonlandırdığı teori, geçen yüzyılda “Büyük Irkın” Doğu’ya doğru hareket etmesi olarak da inanılıyordu. Oradaki Hindular da bunun böyle olduğunu biliyorlardı. Fakat ben bunu bir adım daha ileri götürerek şunu söylemek istiyorum.

“Doğu”da bulunmadan “önce” biz zaten “Batı”, “Avrupa” ve “Akdeniz” dediğimiz bölgedeydik. Tüm tarihimiz kesinlikle bu kadar yakın bir zamanda başlamadı.

Şeytan’ın insanlarının kadim kökeni çok daha eskilere uzanmaktadır ve yeni bilgiler ışığında, Sanskritçe’nin “ilk” var olmuş dil değil, ancak “ilk var olandan” gelen başka bir dil olduğuna inanma eğilimindeyim. Ne olursa olsun, kaynağı nedeniyle yüksek derecede önemini ve kutsallığını korumaktadır.

Sanskritçe’nin kurallarını ve düzenlemelerini, Mısır el yazmalarının günümüze ulaşan parçalarını derinlemesine inceledikten, Babilce’yi [Asurca ve Akkadca’yı da] araştırdıktan, Latince’yi yüzeysel olarak inceledikten ve benzeri araştırmaları yürüttükten sonra, paylaşmak istediğim sondan bir önceki öneme sahip bazı sonuçlara ulaştım. Ancak bu aşamalı olarak yapılacaktır.

Eski Yunanca ve Sanskritçe arasındaki güçlü bağlar, bu ikisinin Tanrıların dillerine çok yakın kardeş diller olduğu konusunda beni ikna ediyor ve ayrıca “Fenikelilerin dilin kaynağı olduğu” şeklindeki yanlış hipotezin, tarih öncesi varlığımızın ne kadar eskiye dayandığını örtbas etmek için uydurulmuş Yahudi yalanlarından ibaret olduğu düşüncesini de muhtemel buluyorum.

Ne olursa olsun, Fenikeliler Antik Yunan tarihçileri tarafından kelimenin tam anlamıyla Yunanlı olarak kayda geçirilmişlerdir ve modern dilbilim tarihçileri de bunu bile bile yalan söylemek zorunda hissediyorlar. Ya da belki de bilmiyorlar çünkü umurlarında bile değil. Minos dönemine ait daha şifreli diğer dil transkriptleri, bana sadece başlangıçta inanılandan değil, aynı zamanda ‘tasavvur ettiğimizden’ de daha büyük bir tarihe işaret ediyor.

Daha da bariz olan şey, iki dil ve Mısır dili arasındaki anlam aktarımının, Şeytan Baba’nın gerçekten de atalarımızın Tanrısı ve İnsanlığın Babası olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamasıdır. Dil, içinde anlam ve bilgi gizlediğinden dolayı, burada anlatmak istediğim ana nokta budur.

Bu dillerin hepsinin tanrısal kökenleri olduğu bilinmektedir ve üçünün de yaratılmasında Tanrı Thoth/Hermes’e atıfta bulunulmaktadır. Günümüz dilleri büyük ölçüde sulandırılmıştır ve çok az önem sahibi ya da güç barındıran unsur içerirler.

Düşman bizi oldukça yakın bir zaman içinde son derece basit “dil” kullanan maymunlara dönüştürmek istiyor. Bu sayede beyinlerimiz giderek küçülecek ve daha az sinaps çalışarak bizi tamamen aptallaşmış bir hâle sokacak.

İngilizce’ye ve insanların kullandıkları diğer dillere yaptıkları saldırı, zorla “basitleştirme” ve “İngilizce değilse önemli değildir” zihniyeti, Antik Norsça’dan Sanskritçe’ye, Mısır Dili’ne ve elbette Antik Yunanca’ya kadar uzanan son derece önemli dillere mezar taşı olacaktır.

Ayrıca, diğer diller de doğru dürüst keşfedilirse, zaman geçtikçe daha da şaşırtıcı şeyler bulacağımızdan şüphem yok. Şu anda “Sümerce”yi tamamen bildiğimiz iddiaları da dahil olmak üzere birkaç iddianın geçerliliğinden şüpheliyim. Bu alanda daha çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Konu üzerinde çalışabilecek dehaların ise önü kesilmiş durumda.

Neler bulabileceğimizi kim bilir?

Sümer ve diğer uygarlıkların bile “son zamanlarda” keşfedildiğini ve sadece bununla da kalmayıp Yahudi uzaylı çetesinin, Babilliler gibi yıkmakla övündükleri ya da yok etmeye çalıştıkları Uygarlıklarla ilgili bütün ciddi araştırmaları engellediklerini de unutmamalıyız.

Babillilerle ilgili olarak, Yahudiler, Babilliler ile Kaldealılardan dillerinin büyük bir kısmını çaldılar ve daha sonra kitaplarında anısına lanet okudukları -“in damnatio memoratie”- ve “gelecek çağlar boyunca lanetledikleri” Mısırlılar için de utanmadan aynı hırsızlığı gerçekleştirdiler. Bunun ve daha fazlasının bedelini ödemelerinin vakti geldi, ancak bunun üzerinde durarak konudan sapmak istemem.

Bu konuda [hem ruhani hem de maddi olarak] kapsamlı bir araştırma yaptıktan sonra, İngilizce’de “SATAN” veya “SATANAS” olarak yazılan, gerçek “TANRI’NIN ADI” ile ilgili birçok yön olduğu sonucuna vardım.

Yahudilerin buna karşı gerçekleştirdiği tüm lanetler ve dualar, Tanrının Adını kullanamasınlar diye Centilleri “bağlama” çabalarıyla doğrudan ilişkili. Diğer her şey gibi bunları da silip atıyoruz. Ancak başka nelerden korktuklarını daha sonra açıklayacağım.

Yukarıda anlattıklarımlabirlikte insanların bilgisini tazeleyip bazı bilgileri de açıklığa kavuşturduğuma göre, şimdi de Şeytan Baba’nın Adı ile ilgili bazı gizlerden bahsetmek isterim. Çok sayıda varlar ve bu bilgiler katman katman bulunup ayrıca derinlik sahibiler.

Bu konuda daha fazla bilgi verebilmek için ilerleyen zamanlarda daha çok yazacağım, özellikle Şeytan’ın Sayfasında bu bilgiler yer alıyor olacak.

Antik Yunanca’daki Adı, şu şekilde yazılırdı: Σ-Α-Τ-Α-Ν-Α-Σ.

Antik Yunan Sisteminde yaygın bir uygulama, bir kelimenin gizli anlamlarını bulmak için o kelimenin harflerinin yerini değiştirmektir. Buna “Ana-grammatizm” denir ve “Ana” yeniden konumlandırmak anlamına gelir. “Gramma” ise “Harf” anlamındadır.

Σ-Α-Τ-Α-Ν-Α-Σ adındaki harflerin yerlerini değiştirerek, Tanrı’nın Kutsal Adının arkasında saklanan oldukça bariz sırlardan biri olan başka bir kelime elde edeceğiz: Α-Ν-Α-Σ-Τ-Α-Σ .

Eğer yukarıdakilere aşinaysanız, bu kelimede garip bir şekilde tanıdık gelen bir şeyler olduğunu fark edebilirsiniz. Bu sözcük, “ANASTASIA” isminin köken olarak geldiği yerdir.

Bu sözcük “Diriliş” anlamındadır, çünkü gerçekten de ΑΝΑΣΤΑΣ- “Dirilen” anlamına gelir.

Burada İncil’deki Haham Yehoşua’nın daha sonrasında “Jesus Kristos” [İsa Mesih] olarak sunulan adının bile gerçekte bununla hiçbir ilgisi olmadığını biliyoruz. Tüm bu sıfatlar, Yahudilerin sahte bir hikâyesini “gerçek” olarak pazarlamak adına çalınmış unvanlar bütününden başka bir şey değil.

“Jesus” [İsa], “Iasis” sözcüğünden bozma bir şekilde aslen Zeus’a ait bir sıfattan çalınmıştır ve bu sözcük de “şifa verme” ile ilgilidir. “Kristos” ise “vaftizlenmiş” veya “gizlerde vaftiz olmuş” anlamlarındadır.

Yahudi aldatmacasının başladığı M.Ö. ikinci yüzyıla kadar, yerli halk bunların hiçbir şekilde Yahudilere ait olduğunu düşünmemiş olmalı, Yahudilerinse bunu bir yerlerden duydukları ve “Oy vey, goy bu kelimeyi seviyor, hadi bunun üzerinden dolandırıcılığımızı başlatalım” diyerek kurgularını oluşturdukları ortada.

Çaldıkları, saptırdıkları tüm kelimelerin ve tüm kültürel ögeleri zıt yöne yozlaştırmalarının ne anlama geldiğinin bütünüyle farkındaydılar. Bunu bilmeyenler sadece kurbanlarıydı.

Şeytan Baba ise bunlar arasında en kötü şekilde karalanmış ve bu karalanmayı ise “en az hak etmiş” varlıktır. Hiç kimse görkemi Ondan daha çok hak etmiyor, yine de buna rağmen insanlık konuyla ilgili hiçbir GERÇEĞİ ve DOĞRU BİLGİYİ değerlendirmelerine katmadan Yahudilerden gelen yalanları ve sahte rivayetleri benimsedikleri için Onu bu karalamaya maruz bıraktılar.

Şeytan Baba’nın Adı ile ilgili olarak, açıkça isminin anlamının kasıtlı olarak kötü anlama sokulduğunu ve ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Bu nedenle, şizofrenik Yahudilerin saçmalıklarına ve metodolojilerine değil, apaçık GERÇEKLERE dayanarak konunun DOĞRUSUNU anlatıyorum.

Burada hepimizin bildiği gibi, çalınan bir diğer Mitolojik Tema olan Diriliş Teması oldukça önemlidir, çünkü düşman programları tarafından çalınan bu “Diriliş” teması, Kundalini Yılanının düşmüş uyku hâlinden, Dirilmiş olarak adlandırdığımız duruma geri dönmesiyle doğrudan ilişkilidir. O zaman kişi “Yeniden Doğmuş” olur.

İnsanoğlu bu olmadan ve meditasyon olmadan ruhsuz kaldığı için “ikinci doğum” gerçekleşemez. Bizler kaybolan ruhani bilgiyi yakalamaya çalışırken, düşman kendilerini şimdiki çağa uydurmak için tekrar daha fazla yozlaştırmaya gitti.

Buna “ΑΝΑΣΤΑΣΙΣ” denir ve ikili bir anlamı vardır, ilki “yukarıya doğru geri koymak” anlamına gelir ama aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla “hayata geri getirmek” anlamına da sahiptir. Aynı zamanda “ölümden kaldırmak” anlamı vardır.

Şeytan’ın diğer adı olan LUCİFER ya da EOS-FOROS ise “Işık Getiren” anlamına gelmektedir.

Bu ışık, gerçekten “ΑΝΑΣΤΑΣΙΣ” durumuna geçildiğindeki ya da başka bir deyişle Yılan tekrar yükseldiğindeki ruhun ışığıdır.

Yukarıda bahsedilenler, insan ruhunun restorasyonu ve işlevine geri döndürülmesiyle, “Satanik Sanatlarla” başarılabilecek şeylerdir. Bu söz her ne kadar aşina olmayanları ve düşman dogmasına inananları korkutuyor olsa da, bahsettiğimiz şey sadece oturup meditasyon yapmak ve ruhu açmaktan ibaret.

Bu bahsedilenler önümüzdeki on yıllarda bir sağduyu meselesi hâlini alacak, ancak şimdilik Hrristiyanlar burada belirtilen gerçeklerden dolayı kendi değersiz kudurmalarını yaşamakta özgürler, bu bizim açımızdan sorun değil. Bir Yahudi düzmecesine kendilerini kaptıranlar onlar.

Sahte Yahudi tarihinden başka bir içeriği olmayan, ruhaniyetten yoksun ve insanlığın gerçek Yaşam ve Diriliş Tanrısını [ki bu da Şeytan Baba’dan başkası değildir] karalayan bir programın içinde Haham Yeşua ve ırkının sizi nasıl dolandırdığını anladığınız vakit hepiniz yolunuzu değiştireceksiniz.

Orijinal “Tanrı”, “Ruhun Dirilişi”, “Ebedi Yaşam”, “Ruhun İyileşmesi” ve “içinde” olduklarına inanmaları için beyinlerinin yıkandığı tüm bu konseptler, aslında tamamen dışında kaldıkları alanlardır: Bunlar sadece reddettikleri, bizim ise ilksel kaynak olarak tanıdığımız ve “Baba” olarak andığımız Şeytan’da mümkündür.

Bize katılabilir ya da bu Yuga’daki cehalet döngüsü sona erene kadar ona iftira atmaya devam edebilirsiniz. Ve bununla birlikte, yalanlar da yalancılar gibi ifşa olacaktır.

Son bir cümleyle bitirmek gerekirse: ŞEYTAN TANRIDIR.

-Yüksek Rahip Hooded Cobra 666

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir